Son zamanlarda bazı haber sitelerinde ve medya kuruluşlarında Yargıtay'ın bir kararı örnek gösterilerek, kira bedelini %25 artıştan fazla artırarak ödeme yapan kiracıların fazla ödemeyi geri alabilecekleri şeklinde haberler yapıldı. Ancak Yargıtay bu haberleri yalanladı ve örnek gösterilen kararın, haberde anlatılan olayla ilgili olmadığını açıkladı. Doğrusu nedir, gelin bir bakalım. Örnek gösterilen kararda; bir şirket Konya Büyükşehir Belediyesi'nden kiraladığı işyeri için, belediyenin isteği üzerine ÜFE oranında artış yaparak ödeme yapıyor. Ancak her yaptığı ödemede; "fazla yaptığı ödemeyi isteme hakkını" saklı tutuyor. Bu şerhe hukukumuzda "ihtirazi kayıt" denir. İşte şirketin ihtirazi kayıtla yaptığı ödemeler şirketin kurtuluşu oluyor. Zira Yargıtay; ödemelerin ÜFE oranında değil TÜFE oranında artışla yapılması gerektiğini söylüyor ve ÜFE ile TÜFE arasındaki farkın geri iadesine karar veriyor. Eğer şirket ihtirazi kayıt koymasaydı ne olacaktı? O zaman tarafların kiranın ÜFE oranında artırılması konusunda zımni(örtülü) anlaşması olduğu kabul edilecekti. Yani kiracı, kiraya verenin istediği kirayı herhangi bir şerh koymadan ödediği takdirde bu kira bedelini kabul etmiş sayılır. Bu yüzden; medyada çıkan haberlere kanıp, "nasıl olsa geri alırım" düşüncesi ile yasal artıştan fazla artışla ödeme yapmayın.. Hukuki bilgi içeren haber yazıları; hukukçu olmayanlar tarafından yazıldığında veyahut hukukçuların incelemesinden geçmeden yayınlandığında büyük hak kayıplarına, yanlış bilgilendirmelere hatta toplumu infiale sürüklemeye kadar varan kötülüklere sebep olabiliyor. Toplum tarafından ilgi duyulan adli bir vaka hakkında hukuk nosyonundan uzak şekilde haber yapıldığında; zaten hukuk hakkında çok bilgisi olmayan vatandaş galeyana getirilebiliyor. Bu konuda karşımıza en sık çıkan haber içeriği "serbest bırakıldı" şeklinde biten, bir yaralama; öldürme, öldürmeye teşebbüs veyahut başka bir suç olayının faili hakkında yapılan haberler. Toplum; "serbest bırakılma" ifadesini o kişinin mahkeme tarafından masum kabul edildiği veyahut mahkemenin sanığa arka çıktığı şekline yorumluyor. Ancak işin doğrusu öyle değil. Ceza yargılamasında tutuksuz yargılama esastır. Önceki bir yazımda masumiyet karinesinden bahsetmiştim. Tutuklama; asla ve asla cezalandırma aracı olarak kullanılamaz. Hele ki toplumun dikkatini çeken olaylarda, -tabiri caizse- sırf toplumun gazını almak, yatıştırmak için failin tutuklanması ağır hak ihlali teşkil eder. Tutuklama; ancak yargılamanın sağlıklı bir şekilde yürütülebilmesi için gerçekleştirilebilir. Tutuklama yapılabilmesi için evvela sanığın suç işlediğine dair kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunması gerekir. Ayrıyeten, sanığın; suç delillerini yok edeceğine, tanıklar üzerinde baskı kurarak ifadelerini değiştirteceğine, kaçacağına veyahut yarım bıraktığı suçu devam ettireceğine dair bir şüphe yoksa yargılamanın tutuksuz yapılması gerekir. Tabii ki tutuklama yapılabilmesi için yargılama sonunda verilecek muhtemel cezanın tutuklamayı gerektirecek ağırlıkta olması gerekir. Ne yazık ki ülkemizde; basına yansıyan adli olaylarda, bazı çevreleri rahatsız eden siyasi olaylarda; sırf toplumu yatıştırma veyahut öç alma duygusu ile hapis cezası dahi verilmeyecek suçlarda tutuklama kararı verilmektedir. Basın mensupları olarak, medya organlarına düşen; kişilerin hürriyeti ile ilgili olan bu tür hassas konularda haber yaparken daha sorumlu ve bilinçli davranmak; toplum olarak bize düşen ise; duygularımıza yenik düşmeden, olması gereken hukuku aramak, adaletli davranmak, yargısız infaz yapmamaktır. Bir şüpheli veya sanık hakkında serbest bırakma kararı verilmişse veyahut masum olduğunu düşündüğümüz birisi cezalandırılmışsa ya da suçlu olduğunu düşündüğümüz biri beraat etmişse; dosya hakkında bilgimiz olmadığının farkına vararak, itidalli davranmak; yargılama sürecinin sona ermesini beklemek gerekir. Gösterdiğimiz tepki ile masum birinin suçlanmasına sebep olmanın vebalini almayalım. Hakimleri toplum baskısına maruz bırakıp bağımsız bir yargılama yapmalarına engel olmayalım. Evet yazıya hangi konuyla başladık, hangi konuyla bitirdik... Bilgiye bu kadar hızlı erişilebilen bir çağda eriştiğimiz her bilginin doğruluğunu sorgulamamız gerekir diyerek yazımı noktalıyorum.