Toplumlar da insanlar gibi karanlık dönemlerden geçer. Belirsizlik arttıkça umut geri çekilir, yorgunluk ortak bir duyguya dönüşür. Böyle zamanlarda geleceğe dair sözler kolayca anlamını yitirir.

Oysa tarih, başka bir gerçeği hatırlatır: En karanlık dönemler, aynı zamanda en güçlü dönüşümlerin eşiğidir.

Yıldızlar, gecenin en karanlık olduğu anda görünür. Gündüz yok olmayan bir ışık değildir bu; sadece fark edilmez. Toplumların içindeki sağduyu, dayanışma ve vicdan da böyledir. Kriz zamanlarında görünür olur, yön gösterir.

Zor dönemler, toplumların gerçek karakterini ortaya çıkarır. Kimlerin sorumluluk aldığını, kimlerin yükü paylaştığını ve kimlerin sessiz kalmayı tercih ettiğini açıkça gösterir. Bu süreçte ortaya çıkan küçük ama anlamlı dayanışma örnekleri, asıl gücün nerede saklı olduğunu hatırlatır.

Bugün gürültünün arttığı, dilin sertleştiği bir çağdayız. Herkes konuşuyor, ancak çok az kişi yol gösteriyor. Tam da bu nedenle yıldız olmak, dikkat çekmek değil; karanlıkta yön tayin edebilmektir. Sağduyuyu korumak, ayrıştırmadan konuşmak ve umudu diri tutmak artık bir tercih değil, toplumsal bir sorumluluktur.

Toplumlar ışıklarını kaybetmez.

Bazen sadece geceleri uzar.

Eğer bugün karanlık yoğunsa, bu umudun tükendiğini değil; sınandığını gösterir. Çünkü kalıcı değişimler, aydınlık günlerde değil, zor zamanların içinden doğar.

Ve tarih hep aynı cümleyi yazar: Yıldızlar, en çok gecenin en karanlık olduğu anda parlar.