Bazı insanlar vardır…
Dışarıdan bakıldığında hayatlarına devam ediyor gibi görünürler.
Sabah işe giderler…
Gülümserler…
“İyiyim.” derler…
Kalabalıkların içinde yürürler…
Ama içlerinde kimsenin görmediği büyük bir savaş vardır.
Çünkü bazı ruhlar bir acıyı değil, peş peşe gelen hayat darbelerini taşımaktadır.
Bir yakının kaybı…
Ardından ekonomik sıkıntılar…
Sonra aile içi problemler…
Bir ihanet…
Bir hastalık…
Bir deprem…
Bir yalnızlık…
Hayat bazen insanın kapısını tek tek değil, fırtına halinde çalar.
Ve insan zihni, henüz bir yarasını saramadan yeni bir acıyla karşılaştığında; sadece üzülmez… Yorulur. Yıpranır. Sessizce tükenmeye başlar.
Bugün toplumda birçok insanın öfkeli, tahammülsüz, kaygılı ya da umutsuz görünmesinin altında çoğu zaman “çözülememiş travmalar” vardır.
Çünkü travma sadece yaşanan olay değildir.
Travma; insanın içinde uzun süre susmayan yankıdır.
Bazen kişi yaşadığı olayları anlatamaz bile…
Ama bedeni anlatır.
Uyuyamaz…
Kalbi sıkışır…
Sürekli kötü bir şey olacakmış gibi hisseder…
Kalabalıkların içinde bile kendini güvende hissedemez…
Modern psikolojiye göre peş peşe gelen travmalar, insan beyninin alarm sistemini sürekli açık bırakabilir. Özellikle beynin korku ve tehdit algısıyla ilgili bölgesi olan amigdala aşırı çalışmaya başlar. Bu yüzden kişi normal olayları bile tehlike gibi algılayabilir.
Aslında beden dinlenmek ister…
Ruh sakinleşmek ister…
Ama zihin sürekli tetikte yaşamaktadır.
İşte bu yüzden bazı insanlar:
“Eskisi gibi değilim…”
“İçimde sürekli bir korku var…”
“Çok yoruldum…”
“Kimse beni anlamıyor…”
demeye başlar.
Daha acı olan ise şudur:
Toplum, fiziksel yaraları görür; ruhsal yaraları çoğu zaman göremez.
Oysa insan bazen kırılmış bir kol gibi değil, kırılmış bir güven duygusuyla yaşamaya çalışır.
Peş peşe gelen travmaların en ağır sonuçlarından biri de insanın hayata olan güvenini kaybetmesidir. Çünkü kişi bir süre sonra sadece insanlardan değil; geleceğinden, umutlarından, hatta kendisinden bile uzaklaşmaya başlayabilir.
Bazıları bu süreçte sessizleşir…
Bazıları öfkelenir…
Bazıları herkesten uzaklaşır…
Bazıları ise sürekli güçlü görünmeye çalışırken içten içe çöker.
Çünkü her insan acısını aynı şekilde taşımaz.
Özellikle çocukluk döneminde sevgi eksikliği, ihmal, şiddet ya da değersizlik yaşamış bireyler; ilerleyen yıllardaki travmalardan daha derin etkilenebilirler. Yeni yaşanan her acı, eski yaraların da kapısını açabilir.
Bazen bugünkü gözyaşının içinde yıllar önce susturulmuş bir çocuğun sesi vardır.
Fakat unutulmamalıdır ki insan ruhu sadece yaralanma gücüne değil, iyileşme gücüne de sahiptir.
Doğru destek…
Güven veren insanlar…
Anlaşıldığını hissetmek…
Duygularını bastırmadan ifade edebilmek…
Ve gerektiğinde profesyonel yardım almak…
İnsanın yeniden ayağa kalkmasını sağlayabilir.
Çünkü bazı insanlar konuşarak iyileşir…
Bazıları anlaşılınca…
Bazıları ise ilk defa yargılanmadan dinlenince…
Belki de günümüzde en büyük ihtiyaçlardan biri şudur:
Birbirimizin görünmeyen yaralarını fark edebilmek…
Çünkü herkesin taşıdığı yük görünmez.
Ve bazen bir insanın sessizliği, anlattığı bütün cümlelerden daha fazla acı taşır.
Bu yüzden bir insanı yargılamadan önce, hangi savaşlardan geçtiğini bilmediğimizi hatırlamak gerekir.
Çünkü bazı insanlar hayata değil; peş peşe gelen travmaların bıraktığı sessiz enkaza karşı ayakta kalmaya çalışıyordur.