Yüzüklerin Efendisi çoğu zaman kılıçların, savaşların ve kralların hikayesi olarak anlatılır. Oysa Orta Dünya’yı ayakta tutan şey, gürültülü zaferler değil; sessiz ama kararlı kadın duruşlarıdır.

Tolkien’in kadınları az görünür, az konuşur; ama verdikleri kararlar çağlar değiştirir. Bu sessiz gücün en yüksek sesi, bir savaş alanında yankılanır: “I am no man.”

Éowyn bu cümleyi söylediğinde yalnızca Witch-king’i yenmez. Kadınlara biçilen “bekleyen, geri duran, korunması gereken” rolü de parçalar. Bu söz, bir kimlik reddi değil; bir varoluş ilanıdır. “Beni tanımladığınız yerden konuşmuyorum,” demektir. Ancak Tolkien’in kadın gücü yalnızca kılıçla yazılmaz.

Galadriel, yüzük kendisine uzatıldığında onu reddeder. Çünkü gücün, en çok da iyi niyetle tutulduğunda nasıl yozlaşabileceğini bilir. “Güzel ve korkunç bir kraliçe” olma ihtimalini elinin tersiyle iter. Bu bir vazgeçiş değil; derin bir farkındalıktır. Her şeye sahip olabilecekken, kendini kaybetmemeyi seçmektir.

Arwen ise en sessiz ama en radikal kararı verir. O ne bir savaş kazanır ne de yüksek sesle konuşur. Ama ölümsüzlüğünü bırakır. Sonsuzluğu değil, faniliği seçer. Bu seçim bir aşk masalı değildir yalnızca; bir irade beyanıdır. Arwen, kaderinin başkaları tarafından yazılmasına izin vermez.

Tolkien evreninde kadınlar ya reddeder, ya savaşır, ya da vazgeçer gibi görünür. Oysa hepsi aynı şeyi yapar: kendi hakikatlerini seçerler.

Belki de bu yüzden Yüzüklerin Efendisi hâlâ bu kadar güçlüdür. Çünkü dünyayı kurtaranların her zaman en gür sesli, en sert ya da en görünür olanlar olmadığını hatırlatır bize.

Bazen dünya;

bir “hayır” diyebilen kadınla,

bir kaderi tersine çeviren cümleyle,

ya da sessizce alınmış bir kararla kurtulur.

Orta Dünya kurtulur. Çünkü onu ayakta tutanlar, gücü isteyenler değil; gücün bedelini bilen kadınlardır.