Kadınlara küçük yaşlardan itibaren ne yapmaları gerektiği öğretildi. Nasıl oturacakları, nasıl sevecekleri, neye katlanacakları. Ama ne hissedecekleri pek sorulmadı. Kurtlarla Koşan Kadınlar’daki hikayeler masal gibi anlatılır. Oysa onlar masal değil, hafıza gibidir. Unuttuğumuz ama içimizde bir yerde hala yaşayan bir hakikati hatırlatırlar: Kadın, içgüdüleriyle hayatta kalır.
Zamanla bize “abartıyorsun” dendi. “Çok hassassın.” “Yanlış anlıyorsun.” Ve kadın, sezgisine güvenmemeyi öğrendi. Kendi iç sesinden şüphe etmeyi, başkalarının sesini kendininkinden üstün tutmayı benimsedi. Böylece kapıyı açmaması gerektiğini bile bile açtı. Kırmızı bayrakları aşk sanarak görmezden geldi. Çünkü uyumlu olmak, itiraz etmekten daha güvenli öğretildi. Susmak, yalnız kalmaktan daha az korkutucu göründü. Güçlü olmak da kadınlara erken yaşta yüklenen bir roldü.
Ağlamadan devam etmek, yas tutmadan toparlanmak, her şeye yetmek. Oysa bazı hikayelerde kadın ağlamazsa kurur. Gözyaşı akmadığında, ruh sertleşir. Yara inkar edilince kapanmaz.
Bugün birçok kadın neden bu kadar yorgun olduğunu bilmiyor. Yorgunluk çoğu zaman hayattan değil, kendini sürekli bastırmaktan geliyor. Anlayışlı olmaktan, idare etmekten, susmaktan. Evcil olmanın bedeli işte tam burada ortaya çıkar. Herkese uyum sağlarken kendini kaybetmekte. Sesini kısmayı olgunluk, susmayı erdem sanmakta. Kurt evcil değildir; çünkü hayatta kalmak için kendini inkâr edemez.
Kadının yaralı hali kusur değil, bilgidir. Yara, deneyimdir ve her deneyim, kadını biraz daha derinleştirir ama kusursuz görünme baskısı, kadınları yaralarından utanır hale getirdi. “İyiyim” demek, gerçekten iyi olmaktan daha makbul sayıldı. İyileşme sessiz olmaz. İyileşme bazen dağınıktır, bazen gözyaşlı, bazen yalnızdır. İyileşme, önce yarayı kabul etmekle başlar sonra o yaraya saygı duymakla. Kurtlarla Koşan Kadınlar bize şunu fısıldar: Kadın kaybolmaz sadece unutulur ve hatırladığı an, geri döner. Belki de mesele güçlü olmak değildir. Mesele, kırılganlıktan utanmamaktır.
İçimizdeki sesi yeniden duymaya cesaret edebilmektir. Sezgiyi küçümsememek, ağlamaktan korkmamak ve en önemlisi, herkes evcil olmaya çalışırken içimizde hala koşan kurtları susturmamaktır. Çünkü kadın, içgüdülerini kaybettiğinde değil; onları hatırladığında iyileşir.