Kelimeden Kalbe Giden Yol
Hayatın hızla akıp gittiği, modern dünyanın bizi kendi kabuğumuza çekilmeye zorladığı günlerden geçiyoruz. İşte tam da bu koşturmacanın ortasında, durup düşünmeye, kalplerimizi ve niyetlerimizi gözden geçirmeye vesile olan mübarek bir zaman dilimine, Kurban Bayramı’na ulaşıyoruz. Çarşamba günü ilk günüyle müşerref olacağımız bu bayram, sadece bir tatil ya da belirli ritüellerin yerine getirildiği sıradan bir takvim yaprağı değildir. Kurban, kelime kökü itibarıyla “yakınlaşmak” demektir. İnsanın hem Yaradan’ına, hem kendi öz değerlerine hem de yanı başındaki kardeşine yakınlaşma çabasıdır. Bu ibadet, özünde büyük bir sadakati, köklü bir teslimiyeti ve en önemlisi bencillikten sıyrılıp “biz” olabilme iradesini barındırır.
Teslimiyetin Aynası, Yardımlaşmanın Köprüsü
Kurbanın anlamını kavramak için önce yönümüzü Kuran-ı Kerim’in rehberliğine çevirmemiz gerekir. Hac Suresi 37. ayet-i kerimede Yüce Allah şöyle buyurur:
“Onların ne etleri Allah’a ulaşır ne de kanları; O’na ulaşacak olan sadece sizin takvânızdır…” Bu ilahi ikaz, bize kurbanın şekli bir ibadetten çok daha öte, kalbî bir yöneliş olduğunu fısıldar. Asıl mesele, Hz. İbrahim’in sadakatini ve Hz.ismail’in teslimiyetini kuşanabilmektir. Kurban; canımızdan, malımızdan ve sevdiklerimizden Allah rızası için vazgeçebilme olgunluğudur.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de bu ibadetin ümmet üzerindeki birleştirici gücünü ve önemini şu hadis-i şerifiyle açıkça ortaya koymuştur:
“İmkânı olup da kurban kesmeyen, bizim namazgâhımıza yaklaşmasın.” (İbn Mâce, Edâhî, 2)
Bu güçlü vurgu, kurbanın sadece bireysel bir arınma değil, toplumsal bir sorumluluk olduğunu da gösterir. Kurban kesen insan, malın asıl sahibinin kendisi olmadığını hatırlar; şükrünü eda ederken, çevresindeki ihtiyaç sahiplerinin de hakkını gözetir. Dağıtılan her pay, zengin ile fakir, tok ile aç arasında kurulan sarsılmaz bir gönül köprüsüdür. İslam’ın emrettiği bu paylaşım ahlakı, toplumsal barışın ve merhametin en somut harcıdır.
Bayramı Anlamıyla Yaşamak
Nihayetinde Kurban Bayramı, sofralarımıza et girmesinden ziyade, gönüllerimize şefkat ve muhabbetin girmesidir. Bu bayramda durup düşünmeliyiz: Kurbanımız bizi Allah’a ve insanlığa ne kadar yakınlaştırıyor? Kurban vesilesiyle içimizdeki hırsları, kırgınlıkları ve kibrimizi de kurban edebiliyor muyuz? Eğer bu bayramda bir yetimin yüzünü güldürebiliyor, bir akrabanın kapısını çalıyor, küslükleri bir kenara bırakıp kucaklaşabiliyorsak, kurbanımız amacına ulaşmış demektir.
Bu duygu ve düşüncelerle, başta siz kıymetli okurlarım olmak üzere tüm İslam aleminin mübarek Kurban Bayramı’nı şimdiden tebrik ediyor; kesilen kurbanların ve edilen duaların kalplerimizi birbirine daha da yakınlaştırmasını temenni ediyorum. Bayramımız mübarek olsun.