Whatsapp Görsel 2025 08 28 Saat 15.04.25 40377B8D

DÖŞ CEBİ

Mehmet Yaşar

Zehra Boyraz’a Teşekkür

Zehra Boyraz… Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünden bu yıl mezun oldu. Ama çok kıymetli bir lisans bitirme tezi yazarak mezun oldu. Evvela mezuniyetini tebrik ederiz. Tezinin başlığı “Depremde Kaybedilen Kahramanmaraşlı Şair ve Yazarlar Üzerine Tahlilî Bir Çalışma: Ahmet Doğan İlbey, Ferhat Ağca ve Fazlı Bayram” şeklinde. Tez Danışmanı ise kıymetli bir hocamız Prof. Dr. Kemal Timur. Hem Zehra kardeşimizin, hem de tez danışmanı Kemal hocamızın ellerine sağlık, emeklerine bereket.

6 Şubat depremlerinin acılarını yazmaya mürekkep yetmez. Özellikle Kahramanmaraş’ta uzaktan yakından bir sevdiğini kaybetmemiş kimse yoktur zannımca. İstiklal Harbi’nden sonra TBMM’den istiklal madalyası verilmek üzere mücadeleye katılanların isimleri istendiğinde “Maraş’ta Milli Mücadele’ye katılmayan tek bir fert bile yoktur.” cevabı verilmiş malum. Depremle ilgili de bu ifadeden hareketle denilebilir ki “6 Şubat depremlerinde Maraş’ta yakınını kaybetmeyen tek bir fert bile yoktur.” Bir edebiyat şehri olan Kahramanmaraş’ta edebiyata gönül vermiş pek çok kıymetli ismi de depremle birlikte uğurladık. Bu isimlerden üçü; Ahmet Doğan İlbey, Fazlı Bayram ve Ferhat Ağca ise Türkiye Yazarlar Birliği Kahramanmaraş Şubesinin kıymetlileriydi. Ahmet Doğan İlbey şube kurucularından, Fazlı Bayram şube eski başkanı, Ferhat Ağca ise yönetim kurulu üyesiydi.

Bu üç ismin ardından dostları pek çok yazı kaleme aldı. Hatta Ahmet Doğan İlbey ağabeyimizle ilgili Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi tarafından “Bir Hüzünkârın Ömür Defteri: Ahmet Doğan İlbey Kitabı” adıyla bir kitap da neşredildi. Fazlı Bayram’ın şiirleri de yakın zamanda kitaplaşacak. Ferhat Ağca’nın şiir ve yazıları için de aynı düşünce söz konusu. Zehra Boyraz kardeşimiz de lisans bitirme tezinde bu üç isme yer vererek güzel bir çalışma ortaya koymuş. Boyraz, bu kapsamda bu üç ismin eserlerini, yazı ve şiirlerini ele almış; yakınları ve dostlarıyla özel görüşmeler, mülakatlar yapmış. Zehra kardeşimiz önsözde tezin “adı geçen üç ismin edebiyat ve fikir dünyasında bıraktıkları izleri tespit etmek, Kahramanmaraş’ın kültürel dokusuna katkılarını ortaya koymak ve onların hatıralarını yaşatmak amacıyla” hazırlandığını belirtiyor. Amacına mâtuf bir tez ortaya koymuş sağ olsun. Boyraz, “Maraşlı olmak, bu şehrin kültürüne ve manevi mirasına karşı bir vefa borcunu da beraberinde getirmektedir. Söz konusu kıymetli şahsiyetlerin hatıralarını kayıt altına almak ve gelecek nesillere aktarmak, bu şehirde yetişmiş bir insan olarak şahsım için bir sorumluluk alanı teşkil etmiş ve bu çalışmanın hazırlanmasına vesile olmuştur.” diyerek de tezin bir sorumluluk duygusuyla hazırlandığını vurguluyor. Çalışmada üç ismin hayatlarındaki yakın tanıkları olan Memduh Atalay, İsmail Göktürk, Hasan Ejderha, Enver Çapar, Mehmet Raşit Küçükkürtül, H. Ahmet Eralp, Fatin Rüştü Kayıran, Osman Gedik, İbrahim Bayram, Melih Erdem, Ayşe Ağca Erayman ve Ömer Faruk Ağca gibi isimlerle şahsi görüşme yapmış. Bu görüşmelerde ne hatıralar gizli… Yazar bu görüşmelerin bir kısmını Yoldaki Kalemler ve Edebifikir internet dergilerinde de yayımladı. Özellikle H. Ahmet Eralp’le yapılan görüşme nerdeyse bir risale olacak evsafta.

Tezin mündericâtıyla ilgili bilgi vermek gerekirse, tezde üç isim ayrı ayrı ele alınarak önce özgeçmişleri verilmiş. Sonra da hem eserlerinden hem de yapılan görüşmelerden hareketle üç kıymetli ismin fikrî ve edebî yönleri tahlil edilmiş. Tez aslında yüksek lisans evsafında bir emekle hazırlanmış. Böyle lisans tezlerini okumayalı epey olmuştu. Temennimiz odur ki bu tez, raflarda tozlanıp sonra da arşivden düşürülerek kaybolmasın, en yakın zamanda kitaplaşarak okuyucuların istifadesine sunulsun.

Zehra Boyraz kardeşimize böyle bir tez hazırladığı için çok teşekkür ediyoruz. Ellerine sağlık, emeklerine bereket... Bundan sonraki çalışmaları için de muvaffakiyetler diliyoruz.

ŞEHİR MEKTUPLARI

mehmet raşit küçükkürtül

komşuların salçalarına salça olmayalım!

oturduğum apartmanın yöneticisi bugün yazışma grubuna bir ikâz mesajı göndermiş: “kıymetli komşularımız komşularımızın balkonların da çeşitli kurutmalık malzemeler, salça vb gıda maddeleri var. lütfen balkonlardan halı silkeleme, çırpma gibi temizlikleri yapmayalım. komşuların SALÇALARIŇA SALÇA OLMAYALIM”

bu mesaj üstüne çok şey akla gelebilir, dile dökülebilir. ben tek bir şeyle iktifa edeceğim: önümüzdeki yıllarda TOKİ’nin hazır, kopyala-yapıştır o binalarına maraşlı oturmaya başladığında elden sadece “zahra tutma” imkânı mı gidecek? TOKİ’nin deprem konutları, maraş’ı sadece evsiz barksız bahçesiz bırakmıyor aslında “maraşsız” da bırakıyor ama bunu anlayacak, dinleyecek, konuşacak mecal galiba hiçbirimizde kalmadı. [26ağu2025salı]

***

“tortçu geldi”, “tortçu geldi, ekşi tortu…” bu ses sizin kulağınızda da var mı? malum maraş’ta zahire mevsimi. maraş’ta birçok sokak sesi kayboluyor fakat bu ses kaybolmayan seslerden biri. ekşi tadı sofrasından çıkarmayı göze alamadıkça bu sesi de maraşlı duyacaktır: “tortçu geldi”

peki, kaybolan sesler hangisiydi? hatırlamaya çalışın lütfen. hangi seslerdi onlar ve niye sokaklarımızdan çekildiler? kursağına ihtimam gösterdiği kadar kulağına ihtimam gösteren maraşlıların sayısı artarsa belki bu soruların da cevabı verilir bir gün. [27ağu2025çarşamba]

***

siz de görmüşsünüzdür: mektep bahçeleri, ikindiden sonra o mahallenin motorcu, patenci gençlerinin oluyor. kola derler amerikan şerbetinden bir şişe kapan gençler soluğu okul bahçelerinde alıyor. bir kış gecesinde yakınımdaki okul bahçesinde ateş yakanlarına da denk geldim.

bunları görünce bazen şöyle diyorum kendi kendime: şu okul bahçelerine yürüyüş parkuru yapsa belediye, okul bahçeleri herkesin olsa… hiç değilse “belediyenin iki büyük parka yaptığı yürüyüş parkuru da yokuş, böyle parkur mu olur kardeşim?” tenkidinden kurtulmuş olur. hem okul bahçesinde yürüyüşü parkuru milli eğitim’in faaliyetleri için de bir hizmet görür, hem de günden güne yürüyüş meraklılarının arttığı bu çağda halkın bir ihtiyacını görür. tasarruf tedbirlerinin çokça konuşulmaya başlandığı şu günlerde okul binaları çeşitli ihtiyaçları karşılayabilen, çok amaçlı bir şekilde tasarlanmalı. [9ağustos2025]

***

maraş için tarihçilerin yazmayacağı, gazetecilerin görmeyeceği, devlet belgelerinin aktarmayacağı ve belki de edebiyatçıların da dikkatini celp etmeyecek şeyler var. bunlardan biri de reklâm tahtalarıdır. sokağa çıktığımızda maruz kaldığımız ve gündelik hayatımızın bir parçası olan reklâm tahtalarının işleyişi, sene boyunca oraya çıkan reklâmları beş on sene sonra hiçbir yerde mevzu bile olmayacak. bir gün maraş şehir tarihi çalışanların da kaynak ve malzeme yokluğundan üzerinde duramayacakları bir kültür incelemeleri sahası aslında reklâm tahtaları. muhtemelen bu reklâm tahtalarının ihalesini alan ajansın da, kahramanmaraş büyükşehir belediyesi’nin de arşivlerinde bu konuda yarın da hiçbir şey bulunamayacak. bu yüzden, iş şehir mektupçularına düşüyor. şimdilik tek şehir mektupçusu garbi yeli’nde olduğu için kaydedelim: “ika premium eğitim kurumları” diye bir şirket reklâm tahtalarına şöyle bir ilân vermiş: “kayıtlı öğrencimize 2026 yks türkiye 1.sine 1.000.000 türk lirası 2026 yks il 1.sine 500.000 türk lirası”. eğitimciler bu işe ne der? il millî eğitim müdürlüğü bu reklâmları görüyor mudur? [28ağustos2025perşembe]

Enver Çapar

Mendile Methiye

Modern hayat ve beraberindeki tüketim kültürünün dayatmaları hayatımızda belli bir yeri ve değeri olan birçok eşyayı kaldırarak yerine sahtesini ikame etti. O eşyaların taşıdığı anlam ve kültür de unutulup yok olmaya başladı. O eşyalardan biri olan mendilden bahsetmek istiyorum. Sıcak yaz günlerinde terimizi sildiğimiz, boyun bağı yaptığımız, sarı sıcağın altında çalışırken şapka niyetine başımıza sardığımız mendilden. Mendilin bizim kültürümüzde çeşitli sembolik anlamları vardır. Gündelik hayatta çok fonksiyonlu olarak kullanılan bu nesne türkülerimizde duygularımızı ifade etme aracıdır. Genç kızlar sevdiklerine, nişanlılarına nakış nakış sevdalarını örmüştür. Böylesi bir maddi kültür unsurumuz tüketim çağına yenik düşmüştür maalesef.

Kullan at kültürü onu da dişlileri arasında öğütmüştür. Yerine kağıt mendil piyasaya çıkmıştır. Bir kere kullanıp atılacak ve yenisi alınacak. İşlev bakımından da gerçek mendilin yerini tutması imkansızdır. Yapıldığı madde ve uğradığı kimyasal işlemleri düşünürsek sağlık açısından da sıkıntılı bir nesnedir kağıt mendil. Terinizi silmek istersiniz mendilin bir kısmı yüzünüze yapışıp kalır. Cildinizi tahriş eder. Velhasıl bizim pamuklu kumaştan yapılmış bez mendilin yerini hiçbir zaman tutamaz.

Bez mendil eskiden herkesin cebinde mutlaka bulunurdu. Tarlada çalışan biri güneşten korunmak için şapka şeklinde başına geçirirdi. Azık yiyecek olan onu sofra yerine kullanırdı. Nenelerimiz ve dedelerimiz para cüzdanı olarak ceplerinde taşırdı. Şekerleme, kuru meyve veya değerli eşyalar için çıkın görevi gördüğü olurdu. Düğünlerde halay başının elinde bulunurdu. Düğün davetiyesi, bir diğer tabirle okuntu olarak gönderildiği de vakidir. Günümüzde özellikle kışın abdest alanların durumunu görünce mendilin ne kadar önemli bir işlevi olduğunu daha iyi anlıyoruz.

Herkesin ortak hatırasını barındıran mendil çeşitlerinden biri de okul öğrencisi mendiliydi. Okula giden her öğrencide mutlaka iki adet mendil bulunurdu. Biri önlüğün sağ cebinde biri sol cebinde olurdu genelde. Mendilin biri burun silme için kullanılırdı. Diğer mendil ise haftada bir gün tırnak kontrolü yapılırken masanın üstüne serilir ve eller üzerine konurdu. Kızların mendili pembe kenarlıklı erkelerinki ise mavi kenarlıklı olurdu. Ufak sıyrıklarda ve yaralanmalarda temiz olan mendil bandaj görevi görürdü.

Kağıt mendille büyüyen mendil kapmaca yarışmasını bilmeyen yeni nesil bu yazıdan pek bir şey anlamasa da eskilerin gözünde birtakım anılar canlanmıştır. Dileğimiz, kültürümüzde belli bir yeri, anlamı ve değeri olan mendilin unutulmaması ve kullanılmasıdır.

Yeri gelmişken mendil kullananların son temsilcilerinden kadim dostum Talip Tuğ hocaya da buradan selam gönderelim. Özellikle yaz günleri elinden mendil düşmez. Evinde bir düzine mendil bulunur ve günlük iki üç mendil değiştirir. Geçen yıl bana da bir mendil hediye etti ve ben de sürekli onu kullanıyorum. Mendilini yanından eksik etmeyen ve “mendiliniz var mı efendim, mendil yoklaması yapalım” diyen rahmetli Ahmet ağabeyi de hayırla yad etmiş olalım.

Resul Bayraktar

Gule

Sa(f)tirik imgelerle

harç yaptığım

t/onlarca acı b/itti.

Beni artık gömün bir şiirimin üzerine.

Herkes bir ağıt yakarsa bin ağızdan,

bahar çiçekleri solmuştur, Gule.

Eli kalem t/utan,

acımı dağlayan...

Hayata güle güle.

Dünyanın sonuymuş m/eğer...

Gül mevsimiyse, Fatihayla sulayın kan kırmızı

yuttuğum çığlıkları.

Dinleyin ve bakın, neleri sustuğuma.

Ve bilirsin; susmak, ölmenin yarısıdır, Gule.

Sen ne çok gülersin, konuşursun.

Bir gün kurulursa mahkeme, bütün yaralar

r/eşittir kanun önünde,

ve ölüler bir gün kavuşur sevdiğine.

U/yanmaktan güllere boyanan utangaç yüzünle

herkes gider, acısı kalır evrende.

İcabında el ele tutuşur, birlikte severiz.

İki cambaz bir d/ipte,

kefeni ikiye böleriz.

Ben bin kere,

demiri ateşle d/över gibi sevdim seni, Gule.

Yaprağa düşen çiğ kurumadan,

sevda kurşunuyla m/elek oldum.

Sen ise kumral bir duvar,

aramızda ölü bir toprak kokusuyla...

Bir sabah kalbimin önünü kesmiştin,

Gule.

Gözlerimde ışıklar tek tek sönmüştü.

Hani şiir yazan gül dererdi,

hani mevsimler bahara ererdi?

Uyandım, sabah oldu.

"Anna Karenina" ve karakedi de burada.

Sonraki y/arada görüşmek üzere.

Samet Yurttaş

Kemiğe Giydirilmiş Et Yığını

beni bir akşam alacasında

serçelerin ağzından

musalla taşına kusan ölüm

sana her şeyin başladığı yerden

her şeyin sana döndüğü yerden

topraktan ve sudan geliyorum

ki onlar ilahi tecellisidir yeryüzünün

ben ki

kemiğe giydirilmiş bir et yığınıyım

balçıkla sıvadım gövdemi

sıyırdım dünya kokan etimi

şimdi rüzgâr

kabirden kabire taşıyor beni

sana geliyorum

içimde bir kucak dolusu gurbet

sana özlem

sana hasret

Garbi Yeli’ne sizden de bir esinti gelsin isterseniz, buyurun:

[email protected]