Bazen bir gün, bir ömrün yükünü taşır…
Ve bazı haberler vardır ki; sadece bir olay değildir, bir gerçeğin açığa çıkışıdır.

İçinde bulunduğumuz çağ, hızın ve yoğunluğun çağı…
Olaylar peş peşe geliyor, duygular yetişemiyor.
Yaşananlar bitmeden yenileri başlıyor.
Korona ile sarsıldık, depremle derinleşti acılar…
Ve şimdi başka bir kırılmanın eşiğindeyiz:
Çocukların öfkesine, toplumun sessizliğine tanıklık ediyoruz.

10 Nisan 2026 tarihinde başlayan Osmaniye Belediyesi 8. Kitap Fuarı için büyük bir heyecanla Osmaniye’deydim. Yeni kurduğumuz yayınevimizin ilk fuarıydı. Günler süren hazırlıkların ardından fuar alanına adım attığımda gördüğüm manzara umut vericiydi:
Kitap kokusu, çocukların neşesi, yazar-okuyucu buluşmaları…
Adeta bir bahar gibiydi.

15 Nisan günü söyleşimi tamamlayıp imza günümü bitirdikten sonra, Osmaniye Vatan Ortaokulu’nda öğrenci ve velilere yönelik seminerlerime başladım.
Öğrencilerle buluştum, velilerle konuştum…
Tam da “aile, çocuk ve eğitim” üzerine en kritik cümleleri kurduğum anda telefonum ısrarla çalmaya başladı.

Semineri bölmemek için açmadım.
Hatta dikkatimi dağıtmamak için ters çevirdim.

Seminer bitip salondan çıktığımda ekranda gördüğüm 20’den fazla cevapsız çağrı, içimde tarif edemediğim bir huzursuzluk oluşturdu.
O anda öğrendim…

Kahramanmaraş’ta bir okulda saldırı olmuştu.

Eşimi aradım.
Çocuklarımın güvende olduğunu söyledi.
Rahatladım… ama sadece bir baba olarak.

Bir psikolojik danışman olarak içimde başka bir duygu yükseliyordu:
Derin bir sarsıntı…
Ve daha da derini: Bu olayın “sürpriz” olmadığı gerçeği…

26 yıllık meslek hayatımda; okullarda, rehberlik araştırma merkezlerinde, özel eğitim kurumlarında sayısız çocuk, genç ve aile ile çalıştım.
Gördüğüm tablo netti:

Bu tür olaylar bir anda ortaya çıkmaz.
Bu tür olaylar “olur”.

Çünkü bir gün değil, bir süreçtir.

Kitaplarımda bu süreci bilimsel ve saha deneyimlerime dayanarak ele aldım; “Başarı Yolcularına ANNE ve BABA Olabilmek”, “Hayat Okulunda ve Okul Hayatında BAŞARININ YOLU” ve “Başarı Yolcularına ÖĞRETMEN Olabilmek” ile başarının üç temel sacayağını—Aile, Birey ve Eğitim—bütüncül bir yaklaşımla ortaya koydum.

Ve o sürecin üç temel ayağı vardır:

1. AİLE

Bir çocuğun ilk dünyasıdır.
Sevgi, sınır, değer ve davranış burada öğrenilir.
İhmal edilen her duygu, bastırılan her öfke, görülmeyen her ihtiyaç…
İleride başka bir şekilde ortaya çıkar.

2. ÖĞRENCİ (BİREY)

Çocuk sadece bir sonuç değil, aynı zamanda bir özne…
Kendi duygularını tanımayı öğrenmemiş, kendini ifade edemeyen bir çocuk;
öfkesini davranışla konuşur.

3. ÖĞRETMEN VE OKUL

Bir çocuğun sosyal aynasıdır.
Görülmek, anlaşılmak ve yönlendirilmek burada gerçekleşir.
Bir öğrenciyi sadece akademik başarıyla değerlendirmek, onun iç dünyasını ihmal etmektir.

Yıllardır seminerlerimde velilere şu soruyu sorarım:
“Çocuğunuza okul ve öğretmen seçiyorsunuz… Peki çocuğunuz o okula ve öğretmene hazır mı?”

Tevafuk ki, bu soruyu o gün Osmaniye’de de soruyordum…

Ve aynı saatlerde, başka bir şehirde bir çocuk, cevabını öfkeyle veriyordu.

Sonuç olarak şunu açıkça söylemek gerekir:

Bir çocuğun gelişimi sadece fiziksel değildir.
Zihin, duygu, davranış ve karakter; hepsi bir bütün olarak inşa edilir.
Ve bu inşanın temeli ailede atılır.

Anne ve baba olmak; sadece büyütmek değil, yön vermektir.
Sadece korumak değil, anlamaktır.
Sadece öğretmek değil, örnek olmaktır.

Bu yüzden ilk yapılması gereken şey şudur:
Aynayı çocuğa değil, kendimize tutmak…

Çünkü unutulmamalıdır ki;
Bir çocuğun kalbinde büyüyen şey ya merhamet olur ya öfke…

Ve o tohumu eken ilk yer, okullar değil…
evlerdir.