Son dönemlerde, özellikle sosyal medyanın etkisiyle evlerimizde sessiz ama derin bir dönüşüm yaşanıyor. “Abartıdan uzaklaşma” söylemiyle yola çıkılan bu süreç, ironik biçimde yeni bir abartının kapısını araladı. Moda başlığı altında sunulan bu anlayış, insanlara bütçelerini, ihtiyaçlarını ve hatta kendi zevklerini unutturdu. Artık evler, kişinin yaşam biçimini değil; sosyal medyada karşısına çıkan görselleri yansıtıyor. Koltuk takımları, mutfak ürünleri, halılar, mobilyalar… Hepsi aynı renk paletinde, aynı çizgide, aynı “trend” doğrultusunda seçiliyor. Bohem adı altında ruhsuzluk, sadelik adı altında tekdüzelik hayatımıza yerleşmiş durumda.
***
Oysa eskiden evlerimiz kültürümüzün, değerlerimizin ve kişisel zevklerimizin aynasıydı. Renklerin birbiriyle konuştuğu, her köşesinde bir hatıranın saklı olduğu yaşam alanlarımız vardı. Bugün ise bu zenginlik, hızlı bir tüketim anlayışıyla silinip gidiyor. Bu değişimin en büyük tetikleyicilerinden biri de sosyal medyada içerik üretenler. On binlerce, yüz binlerce takipçisi olan kullanıcılar evlerini nasıl döşüyorsa, biz de sorgulamadan o yolu seçiyoruz. “Benim zevkime uyuyor mu?”, “Bütçem buna yeter mi?”, “Buna gerçekten ihtiyacım var mı?” gibi sorular çoktan rafa kaldırıldı. Gördüklerimize köle olduk.
***
“Olması gereken bu”, “Artık böyle dizaynlar var”, “Eski her şey geride kaldı” gibi cümlelerle kendimizi avutuyoruz. Lüks markaların ev aletleri tezgahlarımızda durunca hayran kalıyoruz. Abartılmış, pahalı süpürgeleri zoraki kullanırken “Herkes alıyor” diyerek kendimizi ikna ediyoruz. Ama şu soruyu sormuyoruz: Gerçekten doğru mu yapıyoruz? Bu soruyu sormadığımız için de bütçelerimiz eriyor, yarını düşünmeden harcıyoruz. Oysa “Ayağını yorganına göre uzat” sözü, bu toprakların en sade ama en gerçek öğütlerinden biri değil miydi?
***
Ruhu olan evlere “abartı” dedik. Renklerin ruhu olduğu için onlardan kaçtık. Tek renge yöneldik ve buna da “abartıdan uzaklaşmak” adını verdik. Peki gerçekten haklı mıyız? Abartmak nedir? Gereksiz eşya almak, bütçenin sınırlarını zorlamak, kullanamayacağın ürünleri sırf moda diye evine taşımak değil midir? Ne yazık ki hepimiz bu oyunun bir parçası olduk. Ruhlarımızı, düşüncelerimizi, zevklerimizi kaybettik. Belki de en acısı, en sevdiğimiz rengi bile unutacak kadar abarttık. Abartıdan kaçarken, fark etmeden abartının tam ortasına düştük.