Son günlerde Suriye’de öldürülen bir YPG’li kadının saç örgüsünün kesilmesi üzerinden başlatılan sözde “dayanışma” akımı, ne yazık ki yine bildik bir manipülasyonun parçası olarak karşımıza çıktı. Ölen bu kişiye “savaşçı” denilerek olay dramatize edildi, romantize edildi. Oysa gözden kaçırılan çok temel bir gerçek var: Bu ülkede “savaşçı” diye yüceltilecek, destan yazacak kadar onurlu, cesur ve tertemiz nice yiğit var. Kadınıyla, çocuğuyla, askeriyle, polisiyle… Kansızlar tarafından katledilmiş nice vatan evladı var. Peki soruyorum:
Ne zamandan beri bölücü teröristlerin öldürülmesine üzülür oldu bu “Türk Milleti”? Evet, özellikle “Türk Milleti” diyorum. Çünkü bazıları kabul etmek istemese de bu bayrağın dalgalandığı her karış toprak Türk milletinindir. Kabul etseler de etmeseler de gerçek budur.
***
İnsani duygularla bakıldığında, bir kadının zarar görmesi elbette hiçbir kadını mutlu edemez. Ben de bir kadın olarak, insanlığı bir kenara bırakalım, yalnızca kadın olmanın getirdiği vicdanla bile buna alkış tutamam. Ancak her olayda olduğu gibi burada da özneye ve bağlama bakmak zorundayız. “Bir kadın öldürüldü” denildiğinde içimiz sızlar, üzülürüz. Fakat gerçek ortaya çıktığında, yani öldürülen kişinin bir terör örgütü mensubu olduğu anlaşıldığında, bu duygular yerini sorgulamaya bırakır. Terörist için yas tutulmaz. Allah’a havale edilir, hesabın ilahi adalette sorulacağına inanılır ve konu kapanır. Ama bunu kalkıp bir sembole, bir akıma, bir propaganda aracına dönüştürmek kabul edilemez.
***
Asıl yaralayıcı olan ise sosyal medyada gördüğümüz bazı görüntüler. Yıllardır aynı bayrağın altında yaşayan Türkler, Kürtler, Çerkesler, Çeçenler, Zazalar, Aleviler, Sünniler… Hepimiz bu toprakların insanıyız. Bu birlikteliği bozmaya çalışanlara rağmen ayakta durduk. Ruhu şad olsun sevgili Ata’m Gazi Mustafa Kemal Paşa; “Ne mutlu Türk’üm diyene!” demişti.
Dikkat edin; “Ne mutlu Türk doğana” demedi. Çünkü o, ileri görüşlüydü. Milleti bölmeye çalışanları önceden görüyordu. Irk ayrımı hiçbir zaman olmadı bu topraklarda. Ayrım şuydu: Terörist ile bayrağına sahip çıkan millet ayrımı. Terör örgütlerinin yıllardır ırklar üzerinden yürüttüğü propagandaya kanıp, ekmeğini yediği kaba pisleyenlere üzülüyorum. Birkaç yönünü kaybetmiş, ahlak ve vicdan pusulasını yitirmiş insanın, koca bir toplumu zehirlemeye çalışmasına üzülüyorum.
***
Ve değinmeden geçemeyeceğim bir başka mesele: Saç örgüsü. Saç örgüsü, Türk tarihinin en kadim sembollerinden biridir. Türk devletlerinde, Türk yurtlarında, Türk kadınlarının kültüründe yüzyıllardır var olan bir değerdir. Uygur’dan Anadolu’ya, nenelerimizden bugüne taşınmış bir kültürel mirastır. Bu sembol başka bir ideolojiyle, hele ki bir terör örgütüyle asla özdeşleştirilemez. Birkaç kendini bilmezin propagandasına malzeme edilemez. Bir milletin kültürel simgeleri; renkleriyle, şekilleriyle, anlamlarıyla çalınamaz. Eğer bu topraklarda yaşıyorsanız, ya Türk’sünüz ya da “Türk’üm” diyebilenlerdensiniz. Türk’üm diyebilen kavramında kastedilen asla bir ırk üstünlüğü ya da ırk ihlali değildir. Kastedilen; bu vatan için şehit düşen bebeklere, kadınlara, askerlere, polislere, öğretmenlere ve daha nicelerine saygı duymak; bayrağı bayrak bilmek; değerlere sahip çıkmaktır.
Türk kültürünü inkar ederek yeni bir kültür oluşturamazsınız. Bu toprakların hafızasını, sembollerini ve acılarını yok sayarak ne dayanışma kurulur ne de vicdan inşa edilir.