Erdemli Bir Nesil, Huzurlu Bir Gelecek
Milletleri tarih sahnesinde diri tutan asıl güç, sadece ekonomik ya da askeri başarıları değil; sahip oldukları dini ve ahlaki değerlerin sağlamlığıdır. Bu değerler bir toplumun bağışıklık sistemi gibidir; örselendiğinde toplumsal çözülme başlar ve geleceğimiz karanlığa gömülür. İslam’ın koruma altına aldığı beş temel esastan (zarurât-ı hamse) biri olan "Neslin Korunması", tam da bu noktada hayati bir önem taşımaktadır.
Yaratılışın Hikmeti ve Fıtratın Sesi
İnsan, Yüce Allah’ın takdir ettiği bir zamanda, O’nun nasip ettiği bir anne-babadan ve yine O’nun tayin ettiği bir cinsiyetle dünyaya gözlerini açar. Kur’an-ı Kerim’de Rabbimiz şöyle buyurur: “Ey insanlar! Şüphesiz sizi bir erkek ile bir kadından yarattık, tanışasınız diye sizi kavim ve kabilelere ayırdık...” (Hucurât, 13).
Kadın ve erkeğin farklı yeteneklerle donatılıp birbirine eş kılınması, sadece biyolojik bir süreç değil, Allah’ın varlığının ve sonsuz kudretinin bir belgesidir. Bu ilahi takdire hürmet etmek; her iki cinsiyete de saygı göstermek, aralarında adalet ve merhameti tesis etmek her müminin temel vazifesidir.
Nesil Güvenliği: Dokunulmaz Bir Emanet
Peygamber Efendimiz (s.a.s), Veda Hutbesi’nde insanlığa seslenirken can ve mal güvenliğinin yanına bir şeyi daha eklemiştir: Irz ve namus. “Bu Zilhicce ayınız, bu Mekke şehriniz, bu Kurban Bayramı gününüz nasıl mukaddes ise; kanlarınız, mallarınız ve ırzlarınız da aynı şekilde mukaddestir.” Bu nebevi uyarı bize gösteriyor ki; neslin güvenliği, en az can ve mal güvenliği kadar kutsaldır ve dokunulmazdır. Nesli muhafaza etmek, sadece bir nüfus artışı değil; iffetin, haysiyetin ve "helal dairesinde yaşama" gayretinin korunmasıdır.
Kaleyi İçeriden Korumak: Aile ve Nikâh
Bugün modern dünyanın en büyük sancısı, aile kurumunun sarsılmasıdır. Aileyi yok sayan veya yapısını bozan her türlü düşünce, aslında toplumsal bağları ve insanlığın geleceğini hedef almaktadır. İslam hukukçularına göre neslin korunması için belirlenen yegâne yol nikâh müessesidir.
Allah, insan fıtratına yerleştirdiği meyil duygusunun meşru bir zeminde tatmin edilmesini, neslin devamına vesile kılmıştır. Nikâh; hem neslin yok olmasını engeller hem de nesebin karışmasının önüne geçerek toplumun sağlıklı bir temel üzerine yükselmesini sağlar.
Kendimize Sormamız Gereken Sorular
Dünya hayatı bir imtihan meydanıdır ve bizlere verilen en büyük emanetlerden biri çocuklarımızdır. Bu noktada durup kendimize şu soruları sormalıyız:
- Göz aydınlığımız olan evlatlarımız için gerçekten "iyi birer ebeveyn" olabiliyor muyuz?
- Onların maddi ihtiyaçlarını karşılama telaşımız, gönül dünyalarını zenginleştirme gayretimizin önüne mi geçiyor?
- Onlara sadece bir "kariyer" mi, yoksa bir "karakter" mi miras bırakıyoruz?
Hülasa: Geleceğe Sahip Çıkmak
Neslin korunması ilkesinin zayıfladığı bir çağda, insanlığın amaçsızlaştığını ve temel değerlerin yıkıldığını üzülerek müşahede ediyoruz. Müslüman gençler üzerinde yürütülen nesli yozlaştırma çalışmalarına karşı en büyük kalkanımız; İslam’ın aileye ve iffete verdiği önemi yeniden kuşanmaktır.
Unutmayalım ki; erdemli bir nesil yetiştirmek, sadece bir ailevi görev değil, Allah’a, topluma ve tüm insanlığa karşı bir sorumluluktur. Neslimizi korumak, geleceğimizi korumaktır.
Gelecek hafta: Serimizin beşinci ve en temel esası olan “Dinin Korunması” ilkesini; inanç hürriyetini ve İslam’ın sahih kaynaklardan öğrenilip yaşanmasının toplum hayatındaki hayati önemini inceleyeceğiz. Böylelikle beş temel esas (Zarurât-ı Hamse) serimizi tamamlamış olacağız. Selam ve dua ile...