Tıbbi Müdahalelerde Hukuki Sorumluluk ve Hasta Hakları
1. Sağlık Hizmetlerinde Güven ve Sorumluluk
İnsan hakları alanında meydana gelen gelişmeler, sağlık hukuku ana başlığında bulunan “Malpraktis” konusuna doğrudan etki etmiştir. Günümüzde sağlık hakkı, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Beyannamesi, Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi gibi birçok uluslararası metinde kabul edilmiş bir insan hakkıdır.
Daha önce “Sağlık Hakkımız - II” başlıklı makalemizde de değindiğimiz üzere; Türkiye’de sağlık hakkınının temelini oluşturan Anayasanın 56. Maddesi uyarınca herkesin bedeni, ruhi ve sosyal yönden tam bir iyilik hali içinde yaşama hali güvence altına alınmıştır. Dolayısıyla sağlık hakkı, bir nevi insan haklarının sağlık alanındaki yansımasıdır.
Hasta hakları, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, uluslararası anlaşmalar ve mevzuatlar ile koruma altına alınmış, sağlık hizmetlerinden yararlanmak isteyen her bireyin sahip olduğu haklardır.
Hasta hakkı özelinde, hekim-hasta ilişkisinde hasta aleyhine silahların eşitsizliği söz konusu olup, bu eşitsizliğin mümkün olduğunca dengelenebilmesi, zayıf olanın korunabilmesi ancak hastaya tanınan bir takım hakların varlığı ile mümkündür. Türkiye’de hasta hakları konusunda en önemli düzenleme Hasta Hakları Yönetmeliği ile tek bir çatı altında toplanmıştır.
Türk Borçlar Kanunu’nda hasta-hekim ilişkisi bakımından belirlenmiş bir sözleşme tipi bulunmamaktadır. Bu bakımdan taraflar arasındaki tazminat konulu uyuşmazlıklarda tarafların sorumluluğu yine taraflar arasında kurulmuş olan sözleşme hükümlerine göre belirlenmektedir. Konu ile ilgili öğretideki hakim görüş hasta ile hekim arasındaki hukuki ilişkinin vekâlet sözleşmesi unsurlarına daha yakın olduğu yönündedir.
Sağlık hizmetleri, bireyin yaşam hakkı ile doğrudan bağlantılı en hassas alanlardan biridir. Bir hasta, hekime başvurduğunda yalnızca tedavi değil, aynı zamanda güven de teslim eder.
Ancak bazı durumlarda, tıbbi müdahaleler beklenen sonucu vermez ve hatta hastaya zarar verebilir. İşte bu noktada “malpraktis” kavramı gündeme gelir.
Malpraktis nedir?
Her başarısız teşhis veya tedavi doktor hatası mıdır?
Hasta hangi durumlarda hukuki yollara başvurabilir?
Bu soruların yanıtı, hem hastalar hem de sağlık profesyonelleri açısından büyük önem taşımaktadır.
2. Malpraktis Nedir?
Latince “Male” ve “Prakxis” kelimelerinden türemiş olan Malpraktis; “hekimliğin kötü uygulanması”, “tıbbi kötü uygulama”, “uygulama hatası”, “tıpta yanlış uygulama” gibi çeşitli kavramlarla isimlendirilmekle birlikte en geniş olarak kabul gören ve kullanılan kavram “tıbbi hata”dır. En basit tanımıyla, bir sağlık profesyonelinin mesleki standartlara aykırı davranması sonucu hastaya zarar vermesidir. Türkçe karşılığıyla “tıbbi hata” olarak ifade edilebilir. Bu çerçevede, hasta-hekim ilişkisi her zaman tıp uygulamasının merkezinde bulunan bir konu olmuştur.
Tıbbi malpraktis; yanlış teşhis, hatalı tedavi, eksik bilgilendirme veya gerekli özenin gösterilmemesi gibi durumları kapsar. Ancak burada önemli olan nokta, her olumsuz sonucun “malpraktis” olarak değerlendirilemeyeceğidir. Sorumluluk hukukunda tazminat borcunun doğması ancak zararın var olduğu hallerde mümkündür.
Hekimin meslek kurallarına aykırı her davranışı hukuka aykırı kabul edilmekte olup bu aykırılık; arada sözleşme var ise sözleşmeye aykırılık, arada sözleşme yok ise ve vekâletsiz iş görmenin şartları da mevcut değilse haksız fiil sorumluluğu şeklinde kendini göstermektedir. Dolayısıyla, haksız fiil sorumluluğunun oluşması için hukuka aykırılık, zarar, kusur ve illiyet bağının bulunması gerekir.
Başlıca Malpraktis Türleri:
*Teşhis Hatası,
*Tedavi ve Tedavi Sonrası Hata,
*Tedavi Hizmetinin Organizasyonuna İlişkin Hatadır.
3. Teşhis Hatası Nedir? Her Hata Malpraktis midir?
Hekimin teşhis yükümlülüğünü, teşhis için gerekli bütün tıbbi uygulama ve tetkiklerin yapılması ve elde edilen sonuçların da tıp bilimi tecrübesine uygun olarak özen yükümlülüğü içerisinde doğru yorumlanması oluşturmaktadır. Bu yükümlülüğün ihlali teşhis hatası olarak değerlendirilmektedir. Bunun yanında hekim tarafından, tedavi aşamasını olumsuz etkileyecek nitelikte teşhis konulmasına veya yanlış teşhis konulmasına ilişkin durumlar da teşhis hatası olarak değerlendirilmektedir.
Bulguların yanlış yorumlanması ancak temel bir hatanın varlığı halinde, çok açık bir hastalık belirtisinin tanınmaması halinde veya yanlış teşhisin temel nitelikli kontrol tetkiklerinin yapılmamasına dayanması halinde özen yükümlülüğünün ağır bir ihlali olarak değerlendirilmektedir. Bu alandaki açık hatalı davranış şu hallerde söz konusu olabilir: Hekim çok açık bir hastalığı, dikkatsizliği veya tecrübesizliği nedeniyle tanıyamamakta veya savunulamacak bir şekilde, tıp biliminin verilerine aykırı olarak yorumlamakta ya da temel verileri araştırmamakta, kontrol etmemekte veya geçici teşhis sonrası, teşhisin doğruluğunu kontrol etmek için yapılması gereken müdahale ve tedavileri ihmal etmekte ise.
Teşhis hatası, eksik ön muayene ve yetersiz anamnez alma nedenlerine bağlı olarak da söz konusu olabilmektedir. Bu çerçevede teşhisin ilk aşamasını oluşturan hastanın öyküsünün alınması ve bu öyküye dayanarak teşhise yönelik muayenesinin yapılması zorunluluk arzetmekte olup, öykünün hiç alınmaması veya yetersiz alınması ve muayene yapılmadan veya eksik yapılarak tıbbi uygulamaya geçilmesi tıbbi maleraktisi oluşturmaktadır. Hekim, hastanın anamnezi ile somut belirtileri değerlendirerek doğru teşhiste bulunma ve akabinde uygun tedavi yöntemini seçme yükümlülüğü taşımaktadır.
4. Tedavi Hatası Nedir?
Tedavi kusurundan anlaşılması gereken, uzman hekim standardına aykırı olan, başka anlatımla, tıp biliminin verilerine göre gerekli özenin gösterilmediği her türlü tıbbi müdahalelerdir.
Bunlar genel itibarıyla:
*Müdahalenin Yapılmaması
*Hasta Vücudunda Yabancı Madde Unutulması
*Yanlış Tedavi Yöntemi Seçme
*Gerekli Testlerin Yapılmaması
*Yanlış İlaç, Hasta Karıştırma, Yanlış Taraf Cerrahisi
*Enfeksiyon ve Hijyen Kurallarına Uyulmamasıdır.
5. Tedavi Sonrası Hata Nedir?
Tıbbi müdahale sonrasında yetersiz kontrollerin de zararlara yol açtığı ve hekimlerin sorumluluğuna sebebiyet verdiği görülmektedir. Tıbbi müdahale bakımından özen yükümlülüğü yalnızca tedavi aşaması için söz konusu olmayıp, tedavi sonrası için de geçerlidir.
Bu kapsamda hekimin ilk yükümlülüğü tedavi sonrasına ilişkin tavsiye ve uyarılarda bulunmaktır. Bu yükümlülüğün ihlali tıbbi uygulama hatası olur.
6. Organizasyon Kusuru Nedir?
Hastane işletmesi, kamuya veya özel sektöre ait olabilir. İster bir gerçek veya tüzel kişiye, isterse kamuya ait olsun; hastanede gerçekleştirilen tıbbi müdahalelerden birinci derecede hastane yönetimi sorumludur. Nitekim Danıştay “halkın sağlık hizmetlerini yürütmekle görevli olan idare, hastanelerde yapılacak tedavilerin ve cerrahi müdahalelerin tıbbi esaslarına uygun biçimde, hizmetin gerektirdiği yeterliğe sahip personelle ve gerekli dikkat ve özen gösterilerek yapılmasını sağlamakla yükümlüdür.” şeklinde bu konudaki prensipleri belirleyici bir karar vermiştir.
Hastane yönetiminin ilk yükümlülüğü, hastanın tedavisidir. Bunun dışında, hastane bakımını sağlama, hastayı aydınlatma, sadakat ve özen gösteren, kayda geçirme, sır saklama gibi yan yükümlülükleri de vardır. Dolayısıyla bugün hastaneler sadece tıbbi tedavi sağlayan kurumlar olmayıp, hasta bakımının bütün yönleriyle ilgili tam bir servis sağlamakla yükümlüdür.
Yataklı tedavi kurumlarının süratli, ekonomik, kaliteli ve uygun hizmet verebilmesi adına sahip olması gereken hususlar “Yataklı Tedavi Kurumları İşletme Yönetmeliği”nde ve Hususi Hastaneler Kanunu’nda belirtilmiştir. Sağlık Kurumu’nun büyüklüğüne göre hangi kriterlerde tıbbi hizmet vereceği bu hükümlerle düzenlenmiştir.
Av. İdil Zeynep Yağlıca, 14.06.2026