Alkış dergisi Maraş’ımızın kültür hayatında yer alan dergilerden. Uzun yıllardır yayın hayatında yirmi beş yılı geride bıraktığımızı söylesem pek yerinde olur. Ahirete intikal eden dost ve arkadaşlarla çıkarttığımız bu dergi her ayın ilk cumartesi saat on dörtte çağrısız belirlenen yerde toplanır.
İlk yıllardan bu vakte toplandık başta Maraş’ta yaşamın kültürel yanı daha sonra ülke ve dünya genelinde olup bitenleri konuşup durduk. Bir araya gelmek o kadar zor ki bunu iki insanı toplayanlar bilir bir üçüncü insanı bulmak onunla hem hal olmak ne kadar zordur.
Herkesin sıralı söz aldığı toplantının belirli bir gündemi bazen olur bazan da olmaz rast gele türünden konuşmaların olduğu düşünülmesin mevzular kültür ve irfan üzerine döner durur.
Arada türkü türkü şarkı saz sözde devreye girdiği de olur.
Bir Ağustos toplantısı bu minval üzerine yapıldı. Serdar Yakar , Aslı Han ve İsmi Han Paköz’ün selamlama konuşması ile toplantı başladı. İsmi Han Domuz Tepe Höyüğü temalı birkaç kelam etti Serdar Yakar selamla söz sırasını bana verdi. Sanatının ne idüğü hakkında bir konuşma yaptım. Grek kökenli olan kelimenin sözlük anlamından hareketle sanatın insan uğraşılarından biri olan ESTETİK ile ilgisine değindim. VARLIK, BİLGİ, AHLAK, DİN, SİYASET VE ESTETİK insanın temel düşünce konularından diye devamla sanatın güzel denilen olgu ile alakasının üzerinde durup sanatın subjektif özelliğine değinip sanatçının aile, dil, ahlak, din, zanaatlar, bilim, ekonomi ve devlet denilen alanlardan soyutlanmasının zor olduğunu sanatçının bağlı olduğu değerleri dile getirdim. Yalçın Yücel dergi yönettiğini evrensel olunması gerektiğine dem vurdu. Ali Yüce’yi tanıyan var mı diye sordu ey okur sahi Ali Yüce kim? Edebiyat hafızamız nasıl bu bilinmezse halimizi pek de iyi değil dedi. Eshabil Karademir tahsil durumunu belirtip irticali şiirler okuyup yazdığını anlatırken kadir kıymetin olmadığını belirtti. Doğan Arık UNESCO EDEBİYAT şehri SALKIM SÖĞÜT dergisine dikkat çekip Marjinal Grup sıkıntılarından dem vurdu ve uyardı ,Sedat Adanır dergi hatıraları, Hacı Derdiçok ise toplumsal acıları dile getirdi. Faruk Yıldız şiirlerden mısralar okudu genel havadan söz etti. Zekiye Us yazısı yayınlandığı için mutlu olduğunu tescillendiğinden bahsetti. Hanifi Yılmaz şiir okuma talebimizin olup olmadığı sordu ama hazır olan şiirini okumak için beklediğini de gösterdi. Hanifi Yılmaz bir de soru sordu hepimiz burada yazıp okuyan insanlarız peki bir birimizin kitaplarını okuyor muyuz? Mesela MÜLKİ BEKA Kitabını kimler okudu diye sorunca toplantıda Doğan Arık ve Serdar Yakardan başka parmak kaldıran olmadı diğer arkadaşlar sustu.
Bu olgu beni epeydir düşündüren bir kapıyı araladı sahi bizler toplantıda ne yapıyoruz birkaç kelime konuşmak için mi bekliyor yoksa yazdığımız eserlerimi tanıtmak istiyor ya da yazarlık böyle oluyor diye mi gelip gidiyoruz. Toplantılar çok önemli çünkü bir araya geleceğimiz konular yok. Yine toplantılarda devamlı ilkokul mezunluğundan dem vurarak alaylı şiir söyleme ustalığının zirvelerinde bulunduğunu söyleyenlere ne demeli? Okul başarısı kültürel hayatın can suyu iken bunu ihmal edici konuşmalar çok da can sıkıcı. Türkçe dil bilgisi olmadan edebiyat yapılamazken hâlâ yanlışlar da ısrar etmenin ne manası olabilir ki?
Ferit ve Funda Birsen kardeşler tevazu ile birkaç kelime etti bu arada Funda uzunca bir şiir de okudu yazarı bilip bilmediğimizi sordu. Şairi bilmiyorduk Funda söyleyince öğrendik.