
DÖŞ CEBİ
Mehmet Yaşar
Şiir Mevziinde Direnmek
İnsanoğlu, tarihin hiçbir döneminde şimdiki kadar "hızlı" ve şimdiki kadar "mekanik" bir kuşatma altına girmemişti. Modern çağ, bizleri bitmek bilmeyen bir hız sarmalına hapsederken; duygularımızı, idrakimizi ve en önemlisi de vicdanımızı bu süratli akışın içinde inceden inceye öğütüp duruyor. Her şeyin tüketilebilir bir nesneye dönüştüğü, ekranların parıltısı altında hakikatin silikleştiği bir dünyada; insan kalabilmenin yolu, bu akıntıya karşı koyacak güçlü bir mevzi bulmaktan geçiyor. Bu mevzi, hiç şüphesiz şiirdir. Şiiri sadece estetik bir uğraş olarak görmek fazlasıyla safdillik olur. Şiir bir varoluş biçimi, en soylu direnme biçimidir.
Şiir mevziinde direnmek, öncelikle modern çağın o ruhları kurutan hızına karşı "durmak" demektir. Herkesin bir yerlere yetişmeye çalıştığı, anlık iletilerin derinliği öldürdüğü bu çağda; bir mısra üzerine dakikalarca düşünmek, kelimelerin o derinden gelen fısıltılarına kulak vermek başlı başına bir isyan duruşudur. Modernite bizden standartlaşmış tepkiler beklerken, şiir bizi biricikliğimize geri çağırır. Şairin sesi, fabrikasyon düşüncelerin arasından sızan bir ışık gibi, bize hâlâ hissedebildiğimizi hatırlatır.
Ancak şiirin direnci sadece bir iç yolculukla sınırlı değildir. Bugün dünyanın dört bir yanında insanlığın maruz kaldığı zulümler, adaletsizlikler ve sistematik kötülükler karşısında, şiir en gür sesli itirazdır. İstatistiklerin soğukluğuyla normalleştirilen ölümlerin, "haber bülteni" hızıyla geçiştirilen trajedilerin karşısına şiir, o acının kalbinden doğan bir mısrayla dikilir. Zulüm, insanı nesneleştirmek ve sesini kesmek ister; şiir ise insana onurunu iade eder ve ona bir ses verir.
Şiir mevziinde direnmek; mesela kalbimizin en çok acıyan iki yerinde Gazze’de, Doğu Türkistan’da yıkıntılar arasından veya esir kampından yükselen bir feryadı dünyanın öbür ucundaki bir kalbe dokundurabilmektir. Bir mısra, bazen en gelişmiş silahlardan daha keskin ve isabetli, en kalın surlardan/duvarlardan daha muhkem ve emin olabilir. Çünkü şiir, vicdanın ana dilidir. Zulmün olduğu yerde kelimeler kirlenir; propaganda dili, hakikati gizler. Şair ise kelimeleri bu kirden arındırarak, adaletin ve merhametin saflığına geri döndürür. Şiirle kurulan barikat, tanklarla yıkılamaz; çünkü o barikatın harcı kalptir, ruhtur, hafızadır ve umuttur.
İnsanlık bugün bir "anlam kaybı" krizi yaşıyor. Dijitalleşen dünya bizi en uzak mesafelerden bile birbirimize bağlarken, en yakınımızda kalplerimiz arasındaki mesafeyi açabiliyor. Merhametin yerini algoritmalara, gözyaşının yerini emojilere bıraktığı bu süreçte şiir, bizi tekrar "insan" olmanın o kadim ve sızılı sorumluluğuna davet ediyor. Şiir okumak ve yazmak; eşyayı sadece bir meta olarak görmeyi reddetmek, tabiatın sesini duymak ve bir başkasının acısını kendi göğsünde hissetmektir. Bu, modern çağın dayattığı hoyrat bireyselliğe, kaba bencilliğe karşı vurulmuş en büyük darbedir.
Sözün özü, şiir mevziinde direnmek, dünyanın bütün gürültüsüne rağmen kalbin atışını duyabilme iradesidir. Zulme alışmamak, haksızlığı kabullenmemek ve ruhun o sönmez ateşini “diri” tutmaktır. Kelimelerin gücüne sığınarak, karanlığa karşı bir kandil yakmaktır. Eğer bugün hâlâ bir mısra bizi ürpertiyorsa, bir şiir adaletsizlik karşısında yumruğumuzu sıkmamıza vesile oluyorsa, henüz yenilmemişiz demektir. Çünkü şiir varsa, umut her zaman kendine bir yol bulacaktır.
Şiir mevziinde duran kahramanlara selâm olsun…
Enver Çapar
Yitiksöz’den Filistin Özel Sayısı
Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesinin süreli yayını olan Yitiksöz dergisi (32-33) Filistin Özel sayısıyla selamladı okurlarını. Derginin genel yayın yönetmeni Duran Boz’un titiz çalışmasıyla özel ve güzel bir sayı olmuş. Dergi değil adeta bir kaynak kitap çıkmış ortaya. Dolu dolu 696 sayfalık bu kıymetli dergi bugüne kadar yayınlanmış en kapsamlı Filistin dosyasıdır diyebiliriz. Daha önce de birçok dergi Filistin özel sayısı yaptı. Bundan sonra da muhakkak Filistin dosyaları olan dergiler çıkacaktır. Çıkması da gerekir. Yazmanın sorumluluğu bunu gerektirir. Kalbi yanında olan ve vicdanının sesini her daim duyan bir şairin, yazarın Gazze’de yaşanan soykırıma sessiz kalması büyük bir vebaldir. Şair ve yazar çağının tanığıdır. Toplumun sözcüsü ve temsilcisidir. Tarihe not düşme ödevi vardır.
Derginin yayın yönetmeni Duran Boz “Soykırım Mantığı Üzerine” başlıklı sunuş yazısında “ Gazze’de öldürülen her çocuk, yalnızca bir kişinin değil insanlık ruhunun katledilmesidir…Dünyanın bu soykırıma sesiz kalması suça ortak olmasıdır” diyor. Evet Gazze halkı Müslüman oldukları için soykırıma uğramakta. Bütün dünya da televizyon izler gibi bu soykırımı izliyor. Şehit olanlar birer rakam dünyanın gözünde. Vicdan sahibi insanlar da yok değil. Müslüman olmayan ülkelerdeki protesto gösterilerinden bile utanmıyor Filistin’e komşu sözde Müslüman ülkeler. Dünyanın en zengin ülkelerinden biri bunlar ve Filistin halkıyla hem soydaş hem dindaşlar üstelik. Soykırıma karşı kör ve sağırlar. Halkları Müslüman belki onlar üzülüyorlardır. Filisitin’e destek gösterisi bile yasak bu ülkelerde. İslam aleminin ne alemde olduğunu anlatmaya gerek var mı?
Bir avuç Hamas mücahidi imkansızlıklar içinde israil ve destekçisi abd’nin en gelişmiş silahlarına karşı mücadele ediyor. İki yılı aşkın bir süredir devam eden bu son savaşta halen mağlup edemediler onları dünyanın süper güçleri israil ve abd. Her türlü zenginliğe ve gelişmiş silahlara sahip sözde İslam ülkelerinde Hamas mücahitlerinde olan cesaretin zerresi olmadığı için bugün köle konumundalar.
Savaş başladığı günlerden itibaren ara ara videolarda sesini duyduğumuz direnişin sembol ismi Ebu Ubeyde’nin şehadet haberi geldi geçtiğimiz günlerde. Durmadan haykırdı, sesini duyurmaya çalıştı. Dağa taşa seslenseydi muhtemelen onlardan bir karşılık bulurdu. Ama İslam alemi onu duymadı. Yüzünü niye kapattığını da şehit olunca anladık. O aslında öldürülmekten, deşifre olmaktan korktuğundan dolayı kapatmamıştı yüzünü. Müslümanları utandırmamak için kapatmış yüzünü. Kendisini ön plana çıkarmak istememiş belli ki. Herhangi bir mücahit portresi göstermek için böyle yapmış.
Yüzümüz yok Filistin’le ilgili yazmaya aslında. Ama bir yandan da bu işin bir vebali var. Yazar ve şairin mesuliyeti büyük. Bu soykırımı dünyaya duyurmak, tarihe not düşmek, gelecek nesillere hatırlatmak ödevi var. Yitiksöz bu vazifeyi yerine getirmeye vesile olmuş. Kapakta usta ressam Bünyamin Küçükkürtül’ün sulu boya Mescid-i Aksa ve Kubbetü’s Sahre resmi yer alıyor. Arka kapakta şair Mehmet Narlı’dan yüreklerimizi yakan bir Gazze şiiri var. Ayrıca dergide elli küsur Filistin ve Gazze şiirine yer verilmiş. Filistin edebiyatı da kapsamlı bir şekilde incelenmiş. Denemeler, hikayeler, söyleşiler, kitap yazılarıyla Filistin’e dair her şey var dergide. Bir ansiklopedi gibi olmuş adeta dergi. Emek ve eser verenleri kutluyoruz.
Filistin’in özgür olduğu, çocukların ölmediği günleri müjdeleyen özel sayıların çıkmasını umut ediyoruz. Müslüman Allah’tan ümit kesmeyendir. Eğer inanırsa imanın imkanlarıyla yeniden üstün olacaktır. Bütün dünya Müslümanları putlardan yüz çevirip özgürleşirse Filistin de özgür olacaktır. O zaman bütün inananların kardeş olduğunu hatırlayacak ve birlik olacaklardır. Yoksa bütün Müslümanların akıbeti Filistin’den farklı olmayacak. Derginin kapağında Cahit Zarifoğlu’nun mısraları var. Hepimizin ezbere bildiği ama söyleyecek bir şeyimizin olmadığı iki dize. “Filistin bir sınav kağıdı, Her mü’min kulun önünde” kağıdımızı boş vereceğiz. Ya da yüz duldası olsun diye bir şeyler karalayacağız.
Gündemimiz Gazze olmalı. Bir taş alıp atamıyorsak bir boykot ürününü almayarak tarafımızı seçmeliyiz. Gösteriyle boykotla ne olacak dememeliyiz. Şu an en azından tam da olmasa bir ateşkes oldu. Bu, Siyonist israilin vicdana gelmesiyle değil dünyadaki protestolar ve boykotların etkisiyle oldu. Elimizden ne geliyorsa onu yapalım en azından. Sahte gündemlerle avunmak yerine gerçek gündemimiz Gazze’ye dönmeliyiz.
Şairler şehri Maraş, Unesco Yaratıcı Şehirler Ağında Türkiye’nin ilk ve tek Edebiyat şehri unvanıyla artık dünyaya açılan bir edebiyat penceresi oldu. Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi’nin uzun yıllardır kültür ve sanat alanındaki çalışmaları bu unvanla taçlanmış oldu. Yitiksöz Dergisi bu çalışmalar içinde en dikkati çekeni. Yayın yönetmeni Duran Boz’u ve emeği geçenleri bir kez daha kutluyoruz.
Samet Yurttaş
Gurbetteki Dostun Şiiri De Mektuptur
Aziz dostlarım ve ağabeylerim,
Geçen haftalarda editörümüz Sayın Ufuk Türk’ün “Samet Yurttaş’tan da dost ve gurbet kokulu bir mektup bekliyoruz” zarfını, baş üstüne diyerek aldım ve bu satırları yazmaya başladım.
Babamın kulağıma küpe ettiği, bir Türk ve Müslümanın yeni bir işe başlamadan önce yaptığı bir şey vardır: Abdest alıp niyet etmek. Ben de mektubuma başlamadan abdestimi alıp niyet ediyorum: “Niyet ettim Allah rızası için dostlara mektup yazmaya.”
Biraz da korku içinde yazıyorum bu satırları. Her kelimesi kurşun gibi yüreğimize işleyen, “kalemini yüreğine batırarak yazan” Mehmet Yaşar Ağabey’e bir önceki sayıda 350 kelimelik yer açılan Garbi Yeli’nde benim yazdıklarım ancak boş lakırtı olur. Bu nedenle, haddi aşmamak adına mektubumu 350 kelimeyle sınırlandırmayı düşünüyorum. -Kalemimin ve yüreğimin haddini aşmayacağına inanıyorum.-
Ancak gurbette olmanın yüzsüzlüğü ve “dostların kılıcı gurbetteki adama inmez” inancımla, belki dostların gönüllerinin gölgesinde bana da bir yer açılır diyerek yazmaya devam ediyorum.
Gurbet ki hem de ne gurbet, dostlar… Dünyanın gurbet hayatı olduğunu biliyorduk da dünyanın da gurbeti varmış meğer. “İçim dışım gurbet benim, gurbet gelsin bana bir ad bulsun” diyerek gurbetin bendeki gurbetliğine yanıyorum. Öyle bir yanma ki her gece Edirne’de Meriç Nehri bile taşıyor bu yanmaya. Dağları taşları aşarak Maraş’a kadar uzuyor uzuyor da Dükkân’ın önüne bağdaş kurup oturuyor sanki. Bir tütün yakıyor ve dostların gönüllerinden taşanlarla duruluyor orada.
Sonra Orhan Şaik Gökyay’ın Maraş türküsü geliyor aklıma:
“Maraş’ın üstünden aştı turnalar
Gönlüme bir ateş düştü turnalar
Ben mi şaştım, yol mu şaştı turnalar
Bu kara göklerde aylar dolunmaz
Bu yolun ucunda Maraş bulunmaz”
Mehmet Yaşar Ağabey, “Ümitvarız efendim.” diyor tok bir sesle. Hemen ümidimi tazeliyorum. Bu yolun ucunda Maraş bulunur da Maraş’sız ve dostsuz gurbette geçen yılları nereden düşeyim, diyorum. Diyorum diyorum da gurbet öylece duruyor yanı başımda. Hem ham adama mektup mu yazdırılır dostlar? Gurbeti deşerek eline yüzüne bulaştırır böyle.
Ne güzel, şiir yazarak kısa kısa anlatıyorduk derdimizi. Hem gurbetteki dostun şiiri de mektup değil midir? Ben şiir yazayım, varsın dostlar mektup niyetine okusun.
-Bu mektupta ben dâhil kalemim ve yüreğim haddini aşmamıştır.-
Mektup yazmaya niyet eden hamlığımdan editörümüzün affına sığınıyorum.
Edirne’den dostlarıma ve ağabeylerime selamla.
Metin Acar
Annem Söküklerimi Dikerken
Elinde bir iğneyle dolaşıyor annem
Söküklerimi dikmek için uğraşıyor
Anneyse bir hayat, hep yarını düşünüyor
Bugünün baharlarını görmekti hayat
Yarın sadece an'ı kandırmak
Sökükler dikilir ya iz kalır ya sökülür
Yoldan geçmekte olan insanlara takılıyor gözüm
Yoldan hızlıca geçen arabalar da var
O an hakikat gibi geldi
Tek başına duran ağaç ne kadar yalnız
Binlerce, milyonlarca yapraklar kadar
İnsanlar kadar
Fark ettirmiyor kendini annem
Yapraklarının hışırtısını duyurmayan ağaç gibi
Ağaç yapraksız gibi, yapraklar ağaçsız
Kelimelerden bir dal yapıyor
Bir öğüt büyütür gibi içte
''Evladım söküklerini ihmal etme''
Bu sefer çözülürlerse...
Merak etme anne bu sefer ben dikerim
Dikiş tutmayan söküklerimi
Olmadı bir insan bulunur elbet
Veya bir yetim çocuk
O söküklerimi diker
Bende yara kapatırım belki
Merhemi olmayan yaraları
Suskunluk çalıyor insanın aklını
Dünyada bir garip yolcu olmak mesela
Suskunluğun çaldığı akılda
Anımsanmamak geçti birden dünyada
Kendini fark ettirmeyen annem gibi
Yolda düşlemek kurtarıyor insanı
Düşmemek bu yüzden
Düşünmek kadar güzel
Söküldü diktirdim
Söküldü diktirdim veya yamalattım
Hiç kendim dikemedim, dikemediklerimi
Oyun gibi geldi sökülenlerim
Onlar sökülürken kopmadı hayat benden
Her biri dikilirken gözümün önünde
Bir şaheser şimdi annemin ellerinden
Elinde bir iğneyle dolaşıyor annem
Söküklerimden bir hayat devşiriyor
Diriliyorum, doğruluyorum, doluyorum
Dirilirken doğruluyor,
Doğrulurken dosdoğru doluyorum
Yolumu buldururken izlerim
Ben yarınki bahara hangi izden gideyim
Diriliyorum, doğruluyorum, doluyorum
Yarınki baharlar yine size kanıyorum.
Ahmet Turan Bayraktar
Kerhen Yaşamak
Yollara koyulduk bir pîrin ardında
Diz dize kol kola
Küllükler tütünler hep ortada
Kimimiz on beşinde kimimiz yetmişinde
Kimin nasibinde
Dönemeci kaç ise
Ey
Halleşmek üzere; dildaşlar, yarenler, ey dostlar
Tütün barak tütün bozlak tütün hoyrat
Tütün diyorsam dumanında ağıtlar
Yanışında gurbetler
İki dağın arasında
Ardı cennet arkası muhabbet
Dostsuz gurbetler
O gurbetler ki
“Dostun yüzü, dostun sesi
Dostun bir an olsun gülümsemesi”
Nüzul et ya rab
Sızlamaktan kalmadı benim
Ne çaram
Ne de galan biriktirmediğim hatıram
Medet Ya Hızır
Şeyhim Ya Himmet dedim
El açıp üçlerden yedilere
Kırkına gelmeden gurbeti bitenlere
Gurbette beni gülsüz bırakanlara
Ah ölmeden varsam cennet mekana
“Ağır oldu” demenin tövbesiyle
Varıp da yanaşsam dostun yanına
O dost ki Kevser sanır karışır göz yaşlarıma
Bense bir aleyhe karışırcasına
Karışırım bütün hatıralarla toprağa
Şimdi hatıramı kim dinler benim
Biz dağın başındayken
Başındayken yolun daha
Sevinmiştik dostla erken tanıştığımıza
Nasibimizde kaç bardak çay
Kaç tütün kaç türkü var ise
Na şu bastığım yer hersiyle
Ey
Halleşmek üzere; dildaşlar, yarenler, ey dostlar
Hersinen beraber her şeyimiz alındı
Bize ise yalnızca
Sızlamak sızlamak sızlamak
İşte bu sızının adı
Kerhen Yaşamak kaldı
Garbi Yeli’ne sizden de bir esinti gelsin isterseniz, buyurun: [email protected]