8. ve 12. Sınıflar, Bir Tatil ve Hepimizin Sınavı
Zil sustu.
Koridorlar boşaldı.
Ama bazı evlerde sessizlik yok.
Çünkü 8. ve 12. sınıf söz konusuysa, tatil kelimesi hiçbir zaman tam tatil olmaz.
Biri LGS’nin gölgesinde, diğeri YKS’nin tam ortasında. Takvim “ara” der, zihin “yarış” diye fısıldar.
İşte tam burada bir yanlış başlar: Bu 15 günü ya tamamen salmak ya da ders kampına çevirmek.
İkisi de yaralar.
Oysa bu tatil ne kaçış zamanıdır ne de kendini hırpalama… Bu tatil, zihni ayarlama zamanıdır.
8.sınıf öğrencisi henüz çocukluğun eşiğindedir ve ergenliğin fırtınasında; 12.sınıf öğrencisi ise yetişkinliğin kapısında.
Ama ortak bir gerçek var: İkisi de yorulmuştur.
Sürekli test, sürekli deneme, sürekli kıyas… Ve en çok da “başarmak zorundasın” cümlesi.
O yüzden bu tatilde ilk yapılması gereken şey ders değil, uykuyla barışmaktır. Uykusuz zihin ne hedef görür ne soru çözer.
Sonra biraz sessizlik gerekir. Telefon kısılırsa düşünce yükselir. Ekran azalırsa iç ses duyulur.
Bir kitap mesela… Test kitabı değil; insanı anlatan, hayatı düşündüren bir kitap. Çünkü anlamadan okuyan çocuk, soruyu da anlamaz.
Günde yarım saatlik hafif tekrar yeterlidir. Ne vicdan azabı üretir, ne tatili zehir eder.
Asıl mesele süre değil, süreklilik duygusudur.
Ve evet, hareket… Yürüyüş, esneme, nefes. Beyin hareketsizlikte körelir. Hareket eden beden, odaklanan zihin demektir.
Ama bütün bunlar olurken bir şey daha sınanır: Anne babalık.
Anne babalar için 15 tatil, görünmeyen bir sınavdır. Çocuğun dersinden çok, kendi kaygısını yönetme sınavı.
Sürekli kontrol eden, her fırsatta kıyaslayan, her sessizliği “çalışmıyor” diye okuyan ebeveyn
iyi niyetlidir ama ağırdır.
Çocuk bu yükü taşırken ders değil, baskı öğrenir.
Oysa bu dönemde çocuk nasihat istemez; anlaşılmak ister.
“Kaç soru çözdün?” yerine “Bugün nasılsın?” sorusu bazen bir denemeden daha çok işe yarar.
Telefonu yasaklamak çözüm değildir. Sınır koymak, birlikte karar almak çözümdür. Çünkü güven, kontrolle değil, diyalogla kurulur.
Evde her an ders konuşuluyorsa çocuğun zihni kaçacak yer arar. Dersin de zamanı olmalı,
hayatın da…
Ve en önemlisi: Anne baba kendi kaygısını çocuğa emanet etmemelidir. Kaygı bulaşıcıdır.
Sakin ebeveyn, güvenli limandır.
Bazen birlikte içilen bir çay, kısa bir yürüyüş, sessizce izlenen bir film…
Çocuğun zihninde şu cümleyi kurdurur: “Yalnız değilim.”
Bu 15 tatil ne mucize yaratır ne de her şeyi çözer. Ama doğru yaşanırsa yeni döneme daha sağlam bir zihinle dönülür.
Unutmayalım: Sınav kazanılır. Ama psikolojisi kaybedilen çocuk uzun vadede bedel öder.
Belki de bu tatilde hepimiz şu soruyu sormalıyız: Zil sustuktan sonra, evde neyi çoğaltıyoruz?
Kaygıyı mı, yoksa güveni mi?
Cevap, çocukların geleceğini sessizce yazıyor.
Bize seansa gelen öğrenci ve ailelerde bunları çok fazla görmekteyiz. Yapılması gerekenler herkes işinin sorumluluğu kendi yerine getirmelidir. Anne ve baba anne baba olmanın sorumluluğunu öğrenci ise tatilde olsa hayallerine ulaşmak için öğrenci olmanın sorumluluğunu almalı gereğini yapmalıdır.
Eğer kişiler kendi sorumluluğunu yerine getirmez ise dışarıdan müdahaleler kaçınılmazdır. Bu ortamdan yapılan müdahaleler motive edici motive edici harekete geçirici olmayacaktır. Öğrenci hayali ve hedefine uygun olarak çalışmalarını kontrol etmeli ve unutmamalı başarı süreklilik ve devamlı çalışmayla kazanılır.