Ramazan ayı geldi.
Cemrelerin düştüğü günleri yaşarken aklımda teravihi usulünce nasıl kılacağım fikri vardı. Serçelerin ikindi sonu sığındıkları selvi ağaçları onların zikirleriyle şenlenirken benim teravih nasibim neredeydi? Dağlar karlı hava poyrazlı gönül aşk pazarı. Badem ağaçlarının çiçeklendiği zamana yine şahit oldum Ramazan’ın manevi atmosferini zerrelerimde hissettim.
Teravihleri kılmaya özen göstermenin vakti değerlendirmenin önemi ayan beyan oldu. Gündüzlerini oruçla geçirdiğim bu demlerin geceleri de namaz niyazla motif, motif işlenmeliydi. Geçen yıl gittiğim Mevlana Kültürünü Yaşatma Derneğinde bu yıl da Enderun Usulü Teravih kılınıyor muydu?
Araştırdım hatta genel bir davetin bile yapıldığını gördüm,
Musikinin ibadete yansıyan güzel örneklerinden biri olan Enderun Usulü Teravih Namazı, adını Osmanlı’daki Enderun Mektebi’nden almıştır. Enderun mezunu hocaların kıldırdığı Teravih Namazı, her dört rekatı Türk Musiki’nin farklı makamlarında kılınan ve bu makamların ilahilerle süslendiği, müezzinlerin ise makamlar arasında geçişi salavat eşliğinde yaptığı bir Osmanlı Enderun Mektebi geleneğidir. Enderun Teravih’inde en çok hicaz, segâh, isfahan, uşşak ve acemaşiran makamları kullanılır.
Maraş’ta musikiye ehil insanlar var.
Cemiyet olarak teşekkül eden bu yapının değerli üyelerini takdirlerle anarım.
Ahmet Görüzoğlu Tanburi olarak musiki çalışmalarını yürütürken Bahaddin Bilginer şeflik ve idarecilik yönüyle hizmeti devam ediyor. Ses aşığı kendi üslubu ile geleneğin temsilcilerinden olan Sıddık Tekerek her gün yeni çaba ve muhabbetle yola devam edip gidiyor.
Ali Avgın’dan aldığım bilgilerle Mesut Bilginer’i aradım bilgilendim ve Cuma akşamı halkaya dahil oldum.
Hediyelerle gittiğim kapı bana sonuna kadar açıktı içeri girdim muhabbet ehlinin aralarına bir gül yaprağı misali dahil oldum. Mevlanın güzel isimleriyle Onu anan muhibban çoşkunun zirvelerinde Allah’ın isimlerinin gökkuşağı altında mestü hayrandı.
Ezan okundu oruçlar açıldı.
Enderun Usulü Teravih için hazırlıklar yapıldı. Yatsıyı takiple namaz başladı huşu ve edep ile tamamlandı.
İlerleyen vakitte Sıddık Tekerek yanık gönülleri Esad Erbili’nin ilahisi ile daha bir ateşlere attı ki sormayın gitsin.
“Tecellâyı cemalinden Habibim nevbahar âteş,
Gül ateş, bülbül âteş, sümbül âteş, Hak ü hâr âteş.
Şuây-ı âfitâbındır yakan bil-cümle uşşâkı,
Dil âteş, sîne âteş, hem dü çeşm-i eşk-i bâr âteş.
Hayal-i şem-i rûyinle acep mi yansa can ü dil,
Nigârım gel de gör kalbimde âteş, ah ü zâr âteş.
Ne mümkün bunca âteşle, şehid-i aşkı gasl etmek,
Cesed âteş, kefen âteş, hem âb-ı hoşgüvar âteş.
Ben el çektim safay-ı hâtır u ârâm-ı cânımdan,
Safâ âteş, cefâ âteş, firâr âteş, karar âteş...
Ne yapsam bu dil-i mahzununu mesrûr eylemem şâhım
Gam âteş, gam-küsar, temennây-ı mesâr âteş...
Ümîd-i âfiyet besler mi Es’ad yârdan hâşâ,
Saçar oldukça gözden ol nigâr-ı gül'izar âteş...”
İlahi okundu gönüllerimiz nur halesinin içine gark oldu gitti.
Mesut Bilginer’in ettiği dualara amin diyerek bu geceyi tamamlamanın bahtiyarlığı içindeydim.