İnsanın abartılı şekilde ortaya konulması ne hazin. “İnsan her şeyin ölçüsüdür” düsturu nasıl da bütün olguların şifresi haline getirildi. Buradan hareket etmekle insanı değersizleştirdiğim düşünebilir ama acele etmeyin daha sözümü tamamlamadım.

Aklı başında her insan “Ben kimim, nereden geliyorum, nereye gidiyorum, bu dünyadaki varoluş sebebim nedir ve bütün bu kainatla, bu sonsuz varlıkla münasebetim nedir?” sorusunu şuurlu veya şuursuz biçimde cevaplandırmak zorundadır.

Hayat sıradanlığa asla fırsat vermez!

Ne yaparsak yapalım kutsal denilen bir alanla karşılaşmak durumundayız. Bu olguya kendi nefsimiz cevaplar verebilir ya da içine doğduğumuz toplumun genel bilgi ve irfanı ile de yaklaşabiliriz. Bu durun fert ve devlet dediğim ikili bilgi alanının ortasında hareket etme imkanını ortaya çıkartır. Kutsalı belirlemede fert ve cemiyet acaba ne kadar etkendir?

Bu yüzyıl bizleri hümanizm denilen hamule ve devlet denilen güç ile yüzleşme fırsatı verdi. Devletlerin ideoloji üretmede çok mahir oldukları ortada ama bu hakikatle ne kadar uyumlu olabilir ki? Devletin elinde bulundurduğu imkanlar o kadar genişledi ki insanın varlığı neredeyse unutuldu milyonlarca insan tekrar inşa edildi. Yüzyılımız yeni insan inşa edilmesinde çok da acı tecrübeler yaşadı ve yaşamaya da devam ediyor.

Kanun ve yönetmeliklerle eğitim ve öğretim hayatı bizi öyle bir yere getirdi ki bu yeni insan neredeyse kendine düşman haline dönüştü. Kendi varlığının İblisi dediğim yapı neredeyse dünyayı kapsadı. Örf olarak toplumlara egemen olan dinler varlığını devam ettiriyorlar. İnanç ve genel kabul gören sistemlerinin toplum genelinde yer alan esaslarının insanı getirip bıraktığı eşik hayli aşındı.

Peki ne yapılmalı?

İlgi, şüphe, zan, inanç ve iman basamakları ile ulaşılan bir imani hakikatten bahsetmek elzem. Bu olgu yine insana dayanmakla birlikte insanı aşan imanı hakikatin terennümü esas olarak alınmaktadır. Akli olan inançtır iman ise aklıda aşan bir gönül kabulüdür.

Hayvani, insani ve metafizik bir şuurun gözden geçirilmesi gerek. Hayvani Şuur: duyu organlarımızla aldığımız intibaları biçimlendirir, İnsani Şuur: duyu organlarına ilave olarak akletme, içe doğuş, soyutlama , tümden gelim, tüme varımda akılı ve mantıkı esas alır, Metafizik Şuur: bütün varlık alanını kutsalın tezahürü olarak görme tecrübesinin adıdır. Metafizik şuur erenlerin yoludur. İnsani Şuur akılın yücetilmesi ile seküler zihniyet şeklinde tezahür ederken Metafizik Şuur kâdim sufizm yoluna bizleri iletir Hayvani Şuur ise hep kınanan bir yapı ile tezahür eder.

Klasik kitapların tahkiki iman adını verdikleri bu çetin sınavın takipçileri olmak şart. Çamurdan çıkıp kâmil manada şekillenmek isteniyorsa bunun kendi yol ve yöntemlerinin günümüz şartlarında tasavvuf ekolleri tarafından yeniden ihya edildiğini düşünüyorum. Sözün özü:

“Arifin her bir sözünü duymaya insan gerek

Bu cihanda sanman ki hayvan olan anlar bizi.” (Niyazi Mısri)