Kahramanmaraş'ta son günlerde konuşulan bir konu var ki cevabı verilmedikçe tartışılmaya devam edecek. Bir üniversite hocasından bahsediyoruz.
***
Üstelik sıradan bir tartışmanın merkezindeki bir isimden değil; hakkında mahkemelerce kararlar verilmiş, elektronik kelepçe tedbirleri uygulanmış ve hapis cezası nedeniyle cezaevinde kalmış bir kişiden bahsediyoruz.
***
Ancak benim bu yazıda sorguladığım kişi o akademisyen değil. Benim sorguladığım, bütün bunlara rağmen sessiz kalan üniversite yönetimidir.
***
Konuya kısaca özetlersek; Kahramanmaraş İstiklal Üniversitesi'nde ismini dahi yazmak istemediğim bir akademisyen, kadın bir memura yönelik "ısrarlı takip" suçlarından Kahramanmaraş Adliyesi'nde görülen davalarda çeşitli mahkemelerden 1 yıl, 1 yıl 6 ay ve 2 ay süreyle elektronik kelepçe tedbiri aldı. Hapis cezası da alarak 3 aylık bir süre cezaevinde kaldı.
***
Malum şahıs, Elazığ'daki bir üniversiteden tayinle İstiklal Üniversitesi'ne geliyor. Ama her ne hikmetse İstiklal Üniversitesi böyle vukuatlı bir kişiyi kabul ediyor. Yerel mahkemece çeşitli yaptırımlarla karşı karşıya kalmış bu şahsın hâlen üniversitede görev yapması ve görevinden uzaklaştırılmaması akıllarda soru işaretleri bırakıyor.
***
Sayın Rektör;
Sizler yönetici olarak neden bu şahsı uzaklaştıramıyorsunuz ve görevine devam ettiriyorsunuz?
İşte insanların anlamadığı nokta tam olarak burası.
Sayın Rektör, belki diyeceksiniz ki mevzuat buna izin vermiyor.
Belki diyeceksiniz ki elimiz kolumuz bağlı.
***
Peki, o zaman şu sorulara cevap verin:
Üniversite yönetimi olarak bugüne kadar hangi girişimlerde bulundunuz?
Hangi idari değerlendirmeleri yaptınız?
Hangi tedbirleri aldınız?
***
Çünkü dışarıdan bakıldığında görünen tablo, sorumluluk alan bir yönetim değil; görmezden gelen bir yönetim görüntüsüdür.
Daha da önemlisi, yarın benzer bir olayın tekrar yaşanmayacağının garantisini kim verebilir?
Bugün kamuoyunun dile getirdiği endişeleri yok saymak, yarın ortaya çıkabilecek daha büyük sorunların da sorumluluğunu üstlenmek anlamına gelmez mi?
***
İşin en acı tarafı ise şu:
Üniversite yönetimi bu konuda öylesine rahat bir görüntü çiziyor ki insan ister istemez şu soruyu soruyor:
Madem bu kadar güveniyorsunuz, malum şahsı o zaman akademisyen olarak bırakmayın.
Rektör yardımcısı yapın.
Genel sekreter yapın.
Daire başkanı yapın.
Hatta üniversitenin vitrindeki isimlerinden biri hâline getirin.
Çünkü ortaya konulan tavır, kamuoyunda tam olarak böyle bir algı oluşturuyor.
Oysa üniversiteler kişileri değil, ilkeleri koruyarak ayakta kalır.
Makamların görevi sorunları halının altına süpürmek değil, kurumun itibarını korumaktır.