Son yıllarda Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e yönelik nefret söylemi ve saygısız davranışların görünür biçimde artması, basit bir “sosyal medya taşkınlığı” olarak geçiştirilemeyecek kadar ciddi bir toplumsal soruna dönüşmüş durumda. Atatürk’e saldırmak, bazı çevreler için ne yazık ki kolay bir “gündeme gelme” yöntemi hâline geldi. Özellikle gençler arasında popülerlik kazanan bu tür davranışlar yalnızca bireysel bir saygısızlık örneği olmanın ötesine geçerek, toplumsal hafızaya ve ortak değerlere yönelik bilinçli bir aşındırma girişimine dönüşüyor.

***

Unutulan şu: Atatürk bir siyasi figür olmanın ötesinde, bu ülkenin ortak hafızasıdır. Ona yönelik her saygısızlık, yalnızca bir kişiye değil; ortak tarihimize, toplumsal sözleşmemize ve birlikte yaşama irademize yöneltilmiş bir saldırıdır. Eleştiri başka bir şeydir; nefret söylemi bambaşka. Birincisi demokrasinin oksijenidir, ikincisi ise toplumsal zehirdir.

***

İfade özgürlüğü, bir konuda fikir ve düşüncelerini özgürce belirtmektir. Ancak, istediğin gibi toplumsal değerleri aşağılayabilirsin anlamına gelmez. Hele ki bu değer, milyonlarca insanın ortak paydasıysa. Özgürlük, sorumlulukla anlam kazanır; aksi hâlde adına özgürlük değil, başıboşluk denir. Bu ülkenin kurucusuna saygı duymak, ideolojik değil; asgari bir tarih ve ahlak bilgisidir. Tartışabiliriz, konuşabiliriz, eleştirebiliriz. Ama hakaret edemeyiz. Çünkü bazı değerler tartışılmaz değil; dokunulmazdır.