Bazı evlerde kavga yoktur. Ses yükselmez, kapılar çarpılmaz, bardaklar kırılmaz. Ama o evlerde başka bir şey vardır: Sessizlik.
Ve bilin ki sessizlik, çoğu zaman en gürültülü çatışmadır.
Aynı evde yaşayan iki insan…
Aynı sofraya oturur, aynı yatağa uzanır, aynı faturayı öder.
Ama aynı hayata bakmaz. Göz göze gelmez. Oysaki gözler kalbin aynasıdır. Kalpten kalbe giden yol kapalıdır.
Çünkü evlilik bazen hemen bitmez; içten içe çözülür.
Bir kadın düşünün… Eşi onu aldatmamıştır. Dövmemiştir.
Kötü biri değildir. Ama yoktur.
Yanındadır ama yanında değildir. Dinlemez, sormaz, merak etmez. Kadın en çok da buna kırılır. “Ben buradayım” demek ister ama sesi çıkmaz.
Bir erkek düşünün…
Eşi onu küçümsememiştir. Hakaret etmemiştir.
Ama sürekli eleştirmiştir. Hiçbir zaman yeterli olmamıştır.
Adam susar. Çünkü erkekler konuşmaz; içe kapanır. Yalıtır kendini evden ve içindekilerden bu o an çatışma oluşturmaz geçici olarak herkesi iyi hissettirir.
Ve böylece aynı evde iki yalnız yaşamaya başlar.
Evlilikte çatışma çoğu zaman yüksek sesle başlamaz. Küçük bir cümleyle başlar:
“Sonra konuşuruz.”
“Boş ver.”
“Yorgunum.”
O “sonra” hiç gelmez.
“Boş ver” birikir.
Yorgunluk kronikleşir.
Asıl kavga, konuşulmayan yerde büyür.
Birçok evlilikte sorun para sanılır.
Çocuk sanılır.
Kayınvalide sanılır.
Hayır.
Asıl mesele şudur: Sevilmediğini hissetmek.
İnsan açlığa dayanır, yoksulluğa dayanır, zorluğa dayanır. Ama değersizlik hissine uzun süre dayanamaz.
Evlilikte en tehlikeli cümle şudur: “Ben böyleyim.”
Bu cümle gelişimi kapatır.
Değişimi reddeder.
İlişkiyi dondurur.
Oysa evlilik, sabit durarak yürüyen bir şey değildir. İki insanın birlikte değişme cesaretidir.
Çözüm mü?
Önce şunu kabul ederek başlayalım: Haklı olmak, mutlu olmaktan daha ucuzdur lakin bedeli daha da ağırdır.
Eşinizle konuşurken şunu sorun kendinize: “Şu an kendimi mi savunuyorum, ilişkimi mi?”
Çünkü çoğu tartışma, haklı çıkma çabasından yakınlaşma ihtiyacını boğar.
Evlilikte iyileşme büyük cümlelerle olmaz.
Küçük ama sahici adımlarla olur:
“Bugün nasılsın?”
“Bunu yaşarken ne hissettin?”
“Burada seni anlayamadım, biraz açıklar mısın?”
Bunlar basit gibi görünür. Ama bir evliliği ayakta tutan şey, basit ama içten sorulardır.
Ve şunu açıkça söyleyelim ki; Bazı evlilikler profesyonel destek almadan iyileşmez.
Bu bir ayıp değildir. Bu bir zayıflık değildir.
Aile Danışma seanslarına gelen çiftlere ilk söylediğim cümle “sizi sevmese ve bu evliliği kurtarmak istemeseydi şuan burada ve yanında olmazdı.” diye söylerim. Kişiler birlikte seansa geliyorlarsa bu “Biz hâlâ birbirimizi önemsiyoruz” deme cesaretidir.
Evlilik, iki insanın birbirini kusursuz sevmesi değildir. Her insanın saygıya değer olmasını esas alarak birbirlerinin yarasına basmadan yürümeyi öğrenmesidir. Evlilikte sevgiden daha etkili olan saygı temelli tatlı dil ve güleç yüzdür. Bu yaklaşım solan sevgi çiçeğini tekrar canlandırır.
Çatışma kaçınılmazdır. Kıvamında çatışma ve farklı düşünme karşıya doğru şekilde iletildiğinde sinerji ve enerji oluşturur. Bu da ilişkiyi canlı tutar.
Evlikte unutulmaması gereken ana amaç; haklı çıkmak değil mutlu olmaktır.
Haklı çıkmak geçicidir.
Mutlu kalabilmek ise kalıcıdır; emek ister, cesaret ister.