14.08.26 7

D. Mehmet Doğan Özel Sayısı

Bu özel sayı Türkiye Yazarlar Birliği Kurucu ve Şeref Başkanı merhum D. Mehmet Doğan’ın aziz hatırasına hürmeten hazırlanmıştır.

Whatsapp Image 2026 08 13 At 13.32.37 (1)

YÂRENLİK DEFTERİ

Enver Çapar

D Mehmet Doğan’ın Hüzünlü Bakışı

D. Mehmet Doğan abi aramızdan ayrılalı iki yıl oldu. Büyük insanlar geride sadece ölümsüz eserler bırakmaz. Bir iz de bırakırlar. Ufuk insanıdır onlar, yeni ufuklar açarlar. İstikamet sahibidirler, bir yol gösterirler. Onları takip edenler bu sayede yolunu şaşırmazlar. Bizim yol başçımızdı Mehmet abi. Onun gibi aydın olan topluma yol gösteren şahsiyetlere genelde hoca denir. Fakat Mehmet abiye herkes ağabey diye hitap ederdi. Çünkü samimi ve tabii bir insandı. Şan, şöhret hevesinde hiç olmadı. Sade bir hayat yaşadı. İstikamet üzere bir ömür sürdü. Milletimizin görünmez müesseselerinden olan ağabeylik makamının gereklerini hakkıyla yerine getirdi. Bir insan yaptığı işi Allah rızası için yapar ve hiç kimseden bir karşılık beklemezse Allah o insanı yüceltir ve işini de bereketli kılar. Mehmet abi bu düsturla hareket etmiş ve bugünkü saygınlığa erişmiştir. Ondaki samimiyet ve gayret herkes tarafından takdir edilmiş ve örnek alınmıştır. Çektiği fikir çilesi ve ödediği bedeller sayesinde büyük ve öncü insan olmuştur. Yazmak, onun için bir vazifeydi. Bir araçtı. Milletinin içine düştüğü durumu görmüş ve ona kalemiyle hizmet etme borcu olduğu şuuruyla yazmıştır. Büyük bir medeniyetin mirasçısı olan bu aziz milletin zihin dünyasının işgal edildiğini, dilinin soykırıma uğradığını, tarihinin unutturulmak istendiğini adeta haykırarak dile getirdi. Bu bir milletin yok olması demekti. Dil, kültürün taşıyıcısı ve en güçlü ifade aracıydı. Bu yüzden dile büyük önem verdi. Tarihiyle, kültürüyle, diniyle bağı koparılan bir millet ayakta duramaz. Geleneği ve tecrübesi olmadığı için meselelerini çözemez. Böylece kim olduğunu, nereden gelip nereye gittiğini kavrayamaz. Kendisine ne sunulursa kabul eder. Üçüncü sınıf bir taklitçilikle yozlaşır ve yok olmaya doğru gider. Bu meseleler, hayati bir konu olduğu için Mehmet abi sürekli bu konuları işledi eserlerinde.

Zengin bir hazinenin üzerinde oturan ama ondan haberi olmayan Türk milletini uyandırma çabasındaydı. “Batılılaşma İhaneti”yle kimliğinden ve medeniyetinden uzaklaştırılmak için dini ve kültürel bağları koparılmak istenen bu aziz millete ruh kazandırmak hafızasını hatırlatmak gayretindeydi. Çabası sadece Türkiye ile sınırlı değildi. Bütün Türk- İslam coğrafyasıyla bağ kurarak top yekûn bir uyanış hareketi içindeydi. Türk dünyasındaki aydınlar, yazarlar ve şairlerle müşterek faaliyetler yaparak bu fikrini somutlaştırdı. Yapılan faaliyetlerin bir anlamı ve değeri vardı. Aynı inanç ve kökten gelen milletlerin seslerini birleştirerek gür bir seda oluşturmaları gayretindeydi. Müşterek değerlerimizle bir gönül birliği kurdu.

Hakikatten ayrılmadı. Doğru bildiği yolda dimdik yürüdü. Eğilip bükülmedi. Ahlaki bir duruşu vardı. Hesapsız yaşadı. Zor zamanlarda kenara çekilip beklemedi, inandığı hakikatleri savundu. “Sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek” düsturunca konuştu her zaman. Hiçbir zaman komplekse girmedi. İşlerinde dürüst, samimi ve hasbi idi. Sevilmesi ve sayılması bu yüzdendir. Sadece eleştiri yapmadı. Doğru olanın ne olduğunu da söyledi. Onda bir adanmışlık ruhu vardı. Onun gereğini yerine getirmiş oldu.

Mehmet abinin fotoğraflarının çoğunda hüzünlü bir bakışın olması tabii bir haldir. Milletinin derdiyle dertlenen, bu mesuliyetle hareket eden bütün olumsuzluklara rağmen ufukta bir umut olduğunu da haber veren bir bakıştır bu.

Mehmet abinin dünyasında Mehmet Akif Ersoy ‘un çok özel bir yeri vardı. Akif hakkında bir çok eser kaleme aldı. Taceddin Dergahında fasılasız Mehmet Akif’i anma programları düzenledi ve bu gelenek devam ediyor. Mehmet Akif araştırmaları merkezi kurdu. Mehmet Akif de kendini milletine adamış büyük bir hüzünkârdı. Mehmet Akif’in bütün fotoğraflarına baktığımızda yüzündeki o derin hüznü hepimiz görürüz. Ömrünü, milletine hizmete adamış bu büyük insan gördüğü muamele ve milletin içine düştüğü durum karşısında hüznünü gizleyememiştir. Onun takipçisi olan Mehmet abinin de fotoğraflarındaki hüzünlü bakışın sebebi de aynıdır denebilir. İslam medeniyeti davasının savunucusu ve hüzün peygamberi efendimiz Hz. Muhammed ‘ e (s.a.v) gönülden bağlı bu iki hüzünkâra vefa borcumuzu ödemek boynumuzun borcudur.

Mehmet abi ulu bir çınar gibiydi. Gölgesinde nice insanlar yetişti ve halen yetişmeye devam ediyor. Büyük insanlar bereketlidir. Onların eserlerinden yeni eserler doğar. Mehmet abinin fikirleri ve eserleri de öyledir. Her zaman kendini değil yaptığı işleri öne çıkardı. Türkiye Yazarlar Birliğini kurarak kültür dünyamıza büyük katkılar sundu. Bağlantısız ve bağımsız hareket etti. Arkasında büyük sermaye olmadan kısıtlı imkanlarla neler yapılabileceğini gösterdi. En büyük gücü inanmışlıktı. Söylediğine inanıyor ve samimi gayretle ısrar ediyordu. Bir işin az da olsa sürekli yapılırsa anlamlı ve tesirli olacağını düşünürdü. Yaşadığı hayatla ortaya koyduğu eserler ve yaptığı faaliyetler örtüşmekteydi.

Vefa denilince de ilk akla gelen insanlardan biriydi Mehmet abi. Öncelikle kendisinin milletine bir vefa borcu olduğu şuuruyla hareket etti hep. Bu toprakları bize emanet eden vatan ve mukaddesat uğruna şehit olan nice çileler çeken bu aziz milletin bir evladı olarak iyi, doğru ve güzel işler yapma ödevi olduğunu düşünürdü. Bu ülkenin kültürüne, irfanına, medeniyet mirasına sahip çıkmış milletine hizmet etmiş büyük insanları unutmadı unutturmadı.

Bir gönül insanı olmayı başardı ve gönüllerde yaşamaya devam edecek. Onun manevi mirasına sahip çıkacak nesiller yetişti ve yetişmeye devam ediyor. Mehmet abimizi rahmetle ve özlemle yad ediyoruz. Ruhu şad, mekânı cennet olsun.

Whatsapp Image 2026 08 13 At 13.32.37

UFUK ÇİZGİSİ

Ufuk Türk

D. Mehmet Doğan ve Mağlûbiyet İdeolojisinin Sonu


​Türkiye’nin son yarım asrında fikir ve düşünce hayatının, kültür ve sanat faaliyetlerinin yüz akı olmuş bir kurum olan Türkiye Yazarlar Birliği’nin kurucu genel başkanı kıymetli D. Mehmet Doğan Ağabey’in adını ilk kez Kahramanmaraş’taki öğrencilik yıllarımda uğrak yerimiz olan Türkiye Yazarlar Birliği Kahramanmaraş Şubesi’nde, diğer meşhur adıyla "Dükkân"da”, duymuştum. Dünyayı ve ülkemizi tanımaya başladığımız, fikir ve düşünce kalıplarımızın oluştuğu bu ilk gençlik yıllarımıza denk düşen tanışıklık; tabii ki Türkçe dil hassasiyetimizin gelişmesine, Mehmet Âkif Ersoy’u tam manasıyla tanımamıza ve 28 Şubat dönemi gibi vesayet rejimlerine karşı nasıl bir duruş sergileyeceğimize dair bizlere her daim örneklik teşkil etti.
Kıymetli Ağabey’in vefatı üzerinden iki yıl gibi kısa bir süre geçmesine rağmen, uzun yıllardır aramızda yokmuşçasına büyük bir boşluk bıraktığı aşikâr. Bu boşluğun kolay kolay doldurulamayacağı da bir gerçek. Ama bıraktığı kültürel miras her birimize güzel güzel yollar ve fikir hattı çizdi. Çok sevdiği "Camideki Şair Mehmet Akif Ersoy"un hatıralarıyla dolu, İstiklal Marşı'nı yazdığı Taceddin Dergâhı'nda yatan D. Mehmet Doğan Ağabey’in ardından dostları ve arkadaşları pek çok yazı kaleme aldı, hatıralarını paylaştı, onu rahmetle yâd etti. Onu bizzat tanıyan, anılarını dile getiren birçok büyüğümüzü de değişik vesilelerle dinledim. Ben de acizane vefatına kadar onu ve kurucusu olduğu Türkiye Yazarlar Birliği’ni takip eden, kitaplarından ve fikirlerinden istifade etmeye çalışan, seminer ve konferanslarında bulunan biri olarak birkaç kelam etmek istedim.

​Kitaplığımı karıştırırken D. Mehmet Doğan Ağabey’in eserleri arasından Mağlûbiyet İdeolojisinin Sonu adlı kitabı gözüme ilişti. Yirmi yıla yaklaşıyor kitabın ilk baskısı... Düşündüm; bu mağlubiyet psikolojisinden hâlâ kurtulamadık mı acaba? Kurtulamadık mı dedim, çünkü bu ideoloji bir hastalık gibi bünyeye yapışmış ve zihinleri sarmaya devam ediyor. Hastalık olarak görüyor ve kurtulunması gerektiğine inanıyorum. Kitabı, öğrencilik yıllarımda 2000’li yılların ortalarını henüz geçmişken, kitabın ilk baskısından hemen sonra Kahramanmaraş'ta mukim kıymetli hocaların öncülüğünde bir grup idealist, derdi olan, okuyan ve yazan öğrenci arkadaşımla birlikte Kahramanmaraş’a davet ettiğimiz kıymetli Ağabey’in verdiği konferans sonrası imzalatıp okumaya başlamıştım. Yıllar sonra kitabı tekrar açıp altını çizdiğim yerleri yeniden okuduğumda; aslında yirmi yıldır derdimizin aynı kaldığını, meselelerin hâlâ güncelliğini koruduğunu ve belki de Tanzimat’tan beri dile getirilen problemlerin henüz aşılamadığını bir kez daha idrak ettim.
​Benim zihin dünyamda D. Mehmet Doğan denilince ilk akla gelen, tabii ki kendisinin de üzerine titrediği Türkçe hassasiyeti ve abidevi eseri Büyük Türkçe Sözlük olur. Bunun yanında Mehmet Âkif Ersoy ile ilgili derinlikli çalışmaları, kültür dünyamıza ve kültürel diplomasiye olan eşsiz katkıları ve daha birçok önemli başlığı saymak mümkün. Fakat benim hafızamdan hiç silinmeyecek olan yönü, zor zamanlardaki tavizsiz duruşudur. Bunun en bariz örneği, malum 28 Şubat dönemindeki tavrı ve kaleme aldığı yazılarıydı. Yaşım dolayısıyla o yıllara erişememiş, o döneme dair ne olup bittiğini sonradan okuyarak öğrenmiş biri olarak gördüm ki; zor zamanlarda konuşabilmek, dik durabilmek ve kalemi hakkın ve hakikatin kılıcı gibi kullanabilmek her yiğidin harcı değilmiş. D. Mehmet Doğan Ağabey, tam da fırtınanın en sert estiği, muktedirlerin vesayet baskısıyla toplumu, medyayı ve aydınları susturmaya çalıştığı o karanlık günlerde gür sesiyle hakkı haykıran, geri adım atmayan nadir mütefekkirlerden biri oldu. Tanzimat’tan bu yana adeta bir deli gömleği gibi üzerimize giydirilmeye çalışılan o eziklik ve mağlubiyet duygusuna karşı medeniyetimizin ve mukaddesatımızın savunucularından oldu. Bu uğurda türlü yargılamalar ve soruşturmalara da maruz kaldı.

Kitaptan hareketle; mağlubiyet ideolojisinin artık sonunun gelmesi gerektiğini, bu eziklik ve geri kalmışlık hissinin zihinlerde tamamen bitirilmesinin gerekli olduğunu düşünüyorum. Bu uğurda ne yapılması gerekiyorsa yapılıp, kültürden sanata, eğitimden kalkınmaya, savunma sanayiinden diplomasiye tüm şubeleriyle müreffeh ve özgüvenli bir ülke olma hedefimizden asla vazgeçmememiz gerektiğine inanıyorum. Bunun yolu da çok çalışmaktan, adaleti tesis etmekten ve kendi potansiyelimiz ile tarihi birikimimiz ve tecrübemizi harekete geçirmekten geçiyor. Mesela Maraşlı bir Ökkeş’in semalarımızda düşmanlara göz açtırmayacak nitelikte uçaklar tasarlayıp yapmasıyla bu mağlubiyet psikolojisinden kurtulabiliriz. Ya da kendi halkına oryantalist bir gözle bakan aydın ve bürokrat tipleri tarih olduğunda; yenilmişlik ve kaybetmişlik ön kabulünden, yani mağlubiyet ideolojisinden tam manasıyla kurtulabiliriz.
​Kıymetli Ağabey’i ebedî âleme irtihalinin ikinci seneidevriyesinde rahmet, minnet ve dua ile anarken, bahse konu Mağlûbiyet İdeolojisinin Sonu kitabından şu ufuk açıcı pasajı sizlerle paylaşmak isterim:


​"Mağlûbiyet İdeolojisinin Sonu, bir anlamda Türkiye’nin yakın tarihini doğru okuma kılavuzu mahiyetinde bir kitap. Tarihsizleştirilmiş bir halkın kimlik ve aidiyet arayışının seyir defteri bir yönüyle de. Resmî tanımlamaların temelsizlikleri ve bu temelsizlikten kaynaklanan yetersizlikleri derin bir kimlik bunalımı meydana getiriyor. Aidiyetle meşruiyet arasındaki açıklık hiçbir ülkede Türkiye ölçüsünde değildir. 20. yüzyılın başındaki şartların dayattığı kavramlaştırmalarla 21. yüzyılın dünyasında ayakta kalmanın imkânı yoktur. Bu yüzden, günümüzde savaş sonrası ideolojisi ancak skolastik düzeyde savunulabiliyor. Onu da içinde barındıran mağlûbiyet ideolojisi ise artık Türkiye için tasarlanmış savaş sonrası ideolojisini destekleyecek güçten mahrumdur. Esasında bu korkulacak bir durum değil. Her son bir başlangıç müjdeler. Ayağa kalkmanın, kendi ayakları üzerinde durmanın tam zamanıdır."

İKTİBAS

D. Mehmet Doğan Kimdir

Oğuz Kılıç*

Ankara'nın Kalecik ilçesinde dünyaya geldi. Adının başındaki "D" harfi, diğer isim benzerlerinden ayrılması için Nurettin Topçu tarafından verildi. Babası Sait Bey, annesi ise Safiye Hanım'dır. Kalecik'te Cumhuriyet İlkokulu'nda başladığı eğitim hayatına Ankara Ulus İlkokulu ve Cebeci Ortaokulu'nda devam etti. 1968 yılında Gazi Lisesi'ni bitirdi. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın ve Yayın Yüksekokulu Radyo Televizyon Bölümü'nden 1972 yılında mezun oldu.

1972-1974 yıllarında Türk Tarih Kurumu'nda çalıştı, 1975-1978 yılları arasında Dergâh Yayınevi'nde yayın yönetmeni olarak görev yaptı. 1977-1978'de TRT'de genel müdür danışmanı olarak çalıştı, 1978'de ise Türkiye Yazarlar Birliği'nin kuruluşuna öncülük etti. 1979'daki ilk genel kurulda başkanlığa seçilen Doğan, 1998'e kadar bu görevini sürdürdü.

Yazarlar Birliği bünyesinde Birlik Yayınları'nı kurdu, Kültür Bakanlığı'nda film yapımcısı ve senaryo yazarı olarak görev yaptı (1880). 1991'de Türkiye Yazarlar Birliği Vakfı'nı kurdu. Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde yazarlık dersleri verdi (1991-1993). Türkiye Gönüllü Teşekküller Vakfı'nın kurucuları arasında yer aldı (1994). 1996'da Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) üyeliğine seçildi. Türkiye Yazarlar Birliği bünyesinde Mehmet Akif Ersoy Araştırmaları Merkezi'nin kuruluşuna öncülük etti (2006).

Yazın hayatına 1967'de şiirle başlayan Doğan; tarih, edebiyat ve dil konularında çok sayıda eser kaleme aldı. Bazı eserlerinde Ali Osman Eğilmez, Halil Kaleli müstearını kullandı. Özellikle ansiklopedi ve sözlük çalışmalarıyla öne çıktı. Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi ve Türk Aile Ansiklopedisi çalışmalarında görev aldı.

İlk kitabı Batılılaşma İhaneti (1975) adlı eseri, resmî ideolojiye karşı bir eleştiri niteliğinde olup geniş bir yankı uyandırdı. Eserinde, modernleşmeye karşı Batılılaşma'nın Türkiye üzerindeki etkilerini sorgulamıştır. Tarih ve Toplum: Türkiye'de Toprak Meselesi adlı eseri, Osmanlı Devleti'nde toprak düzeni konusunu ele alarak, Türk tarihine dair değerlendirmeler sunmaktadır. Yazar bu eseriyle Türkiye Millî Kültür Vakfı teşvik ödülünü aldı (1978). Türkçe konusundaki hassasiyetiyle dikkat çeken Doğan, Büyük Türkçe Sözlük projesiyle Türk diline önemli katkılarda bulundu. Bu sözlük arka arkaya yapılan baskılarla güncellendi. Sözlüğün 25. baskısında, yaklaşık 110.000 sözcük, 500'den fazla şair, yazar, düşünce ve bilim insanından seçilmiş çok sayıda örnek yer almaktadır. Bu projeyle Türkiye Yazarlar Birliği Dil ödülünü (1982), eserin geliştirilmiş baskısıyla da Özbekistan Yazarlar Birliği'nin Uluslararası Kâşgarlı Mahmut mükâfatı gibi ödüller aldı (1995). Televizyonculuk alanında da aktif olarak yer aldı, birçok belgesel ve programın metinlerini yazdı.

Camideki Şair Mehmet Âkif (1989) isimli eserinde Mehmet Akif'i çeşitli yönleriyle ele aldı. Darbeler, Müdahaleler ve Siyasî Sistem (1990) adlı eserinde Türkiye'de yapılan darbeler ve bunların arka planlarını sorguladı. Kültürel Savaş ve Savaş Kültürü (1992) isimli eserinin "Ansiklopediler ve İslâm" bölümünde ise Türkiye'de hazırlanmış olan ansiklopedilerin İslam'a bakış açılarını değerlendirmekte ve ideolojik fikirleri yansıtan anlayışı eleştirmektedir. Doğan, Türk kültürünün sadece içinde yaşanılan coğrafyadan ibaret olmadığını Orta Asya'dan, Ortadoğu'dan, Balkanlar'dan süregelen yüzlerce yıllık bir birikimin sonucu olduğunu ifade etmekte ve bu sebeple bu bölgelerde yaşanan gelişmeleri de doğrudan etkilediğini belirtmektedir.

Daha önce muhtelif yerlerde yayımlanmış yazılarından oluşan İletişim veya Dehşet Çağı (1993) adlı eserinde günümüzdeki iletişim araçlarının kitle imha silahları gibi kullanılabildiğinden bahsetmekte ve Türk basınıyla ilgili tespitlere yer vermektedir. Türkistan-Türkiye Gergefinde İran (1996) adlı eserinde Türkiye ve İran ilişkilerine değinmekte, Bir Lügat Bulamadım (2001) adlı eserinde ise dil ve sözlük konularında çeşitli gazete ve dergilerde yayımladığı yazıları yer almaktadır.

Türkistan/Türkiye: Türk Kimliğinin Coğrafyaları (2010) adlı eseri Türkistan seyahati notlarından derlenmiştir. Mağlubiyet İdeolojisinin Sonu (2007) isimli eserinde ilk kitabı Batılılaşma İhaneti'nde yer verdiği konulara tekrar değinmiştir. Ömrüm Ankara: Bir Ankara Şehrengizi (2014) adlı eseri ise Ankara yazılarından oluşmaktadır. İki Yol Açıcı: Nureddin Topçu ve Necip Fazıl (2016) adlı eserinde bu yazarlarla ilgili daha önceki yazılarını bir araya getirmiştir. Orta Doğu'nun Türkçesi (2017) eserinde Türkler'in bölge ile olan tarihî ve kültürel izleri gibi konulara değinmektedir. Türkendülüsiye ise (1998) Türkiye'yi Endülüs'e dönüştürmek ve Anadolu topraklarından İslam'ın varlığının kazınmak istendiğini anlatan, buna dikkat çeken bir eserdir. Mağlubiyet İdeolojisinin Sonu ise yanlış Batılılaşma fikrini eleştirel şekilde ele almaktadır.

Son Darbe Ergenekon'da (2010) 28 Şubat, Ergenekon davaları gibi olaylara yer vermektedir. Klasik tarih anlayışından farklı bir tarih kitabı yazma amacıyla ele aldığı Türkiye Cumhuriyeti Tarihine Giriş (2013) adlı eseri dokuz bölümden oluşmaktadır. Yüzyılın Soykırımı (2013) adlı eserinde de dil konusunda yaşanılan değişmeyi ve yozlaşmayı soykırıma benzetmektedir. Neden Klasiklerimiz Yok? (2016) adlı eserinde bizim kendimize ait klasik eserlerimizin olmamasının sebepleri üzerinde durmaktadır. Söz Okyanusunda Yolculuk (2018) adlı eserinde de Türkçe'nin binlerce yıllık macerasını anlatmaktadır.

Doğan, kırk yılı aşan yazın hayatında pek çok esere imza atmış, Türkiye'nin sosyal ve siyasal sorunlarına yönelik önemli tespitlerde bulunmuş ve bu sorunlara çözüm önerileri sunmuş bir aydındır. Millî Eğitim Bakanlığı, Ankara Kalecik'te Fen Lisesi'ne, Erzurum Büyükşehir Belediyesi de Şehir Kütüphanesi'ne Mehmet Doğan'ın adını vermiştir.

*Türk Maarif Ansiklopedisi

Garbi Yeli’ne sizden de bir esinti gelsin isterseniz, buyurun:

[email protected]