İnsanının kendi dünyasından hareketle olup bitenlere baktığı bir hakikattir. Kendimizi merkeze alarak sorunlara bakıp çözmek insani iken bunun bir üst evresi olan metafizik acaba bize ne der? Madde, hayat ve ruhu kendine konu edinen metafizik aklı da içine alan bir düşünce ve hareket alanının adıdır.
Yaşanılan dünya olaylarında sıkça kendine göndermeler yapılan dinler tarafından şekillenen metafizik alanının merkezinde müteal bir varlık anlayışı yer alır. Yapıp eden var ederek şekil veren alemleri hükmü altında toplayan bu varlık kemal sıfatlarıyla muttasıftır. İnsanın bu mutlak karşısında iman edip etmeme durumu bahse konu edilir ki erenler bu mevzuya biraz da ironi ile yaklaşırlar.
Fuzuli bakın bu halini nasılda kelimelere dökmüş:
“ Ger ben ben isem nesin sen ey yâr? Ger sen sen isen neyim men-i zâr” durumuz tam bu hal.
İnsanın kabul gören tanımı akıllı ve hür bir varlık olduğu şeklindedir. Akıl konusu başka bir yazının konusu olsun şimdi hürriyet denilen o sırrı biraz olsun aralayayım hele.
Hürriyet hakkında tam bir tarifi verebilir miyim bu kolay mı? Çoğunluk hürriyeti mefhumu muhalefetiyle tanımlamayı uygun bulup onun ancak engellerle karşılaşıldığında anlaşılabildiğini söylerler buna kısmen evet diyebilirim ama asıl olan hürriyet olduğunda engele ne gerek var. Tabiata bakalım varlık coşkusu alemi kaplamışken esareti düşünen kim?
Bitkiler, hayvan ve cansız varlıklar içerisinde hayat hakkı bulan insan seçme, eylem ve mutlak varlık karşısında kendi anlam alanını aradığında hürriyet denilen o hikmetle tanışıp mücadeleye başlar.
Kendini idrak etme sürecinin ilk evreleriyle birlikte insanda oluşan değerler düzeninin ilk sıralarına Allah kavramı girip varlığını can suyu gibi hissettiriyor.
İnsanın bu durumu karşılaşması öz varlığının yüceltilmesi ya da silinip gitmesi gibi alanlara kapı aralarken orta yolu bulmak hayli zor bir konu haline gelebiliyor.
“ Cihân ârâ cihan içredür ârayı bilmezler
O mâhiler ki derya içredür deryayı bilmezler” hali ortaya çıkınca karmaşa alıp başını gidiyor.
Dini düşüncenin insanı tam bir kaderciliğe sürüklediğini iddia edenleri buradan bir ileri aşamaya davet ediyorum. Bilginin moral gücünü davranışlara aktarmadıktan sonra olup bitenleri seyirci olarak izlemek hiçlik ten başka bir şey değildir.
İnsanı yok saymakla dini düşüncenin zirvesine çıktığını düşünenler coşkun tabiatlarının esiri olmuşlardır. Hayat kayıt altına alınması gereken bir ırmaktır yoksa akıp giden ömür heba edilmiş olacaktır. İnsan hürriyeti bir kayıtsızlık hali olmayıp vazifeyi müdrik olarak eyleme halidir. Peygamberimiz bize emanet ettiği İslam tam da budur. Şeri Şerif içerdiği bilgiyle bu konuyu böyle aydınlatıp dururken bu hikmete bigâne kalmak akıl kârımıdır.
“Âvazeyi bu aleme Davud gibi sal/ Baki kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş”