2022 yılında Cannes Film Festivali’nin ana yarışmasına seçilen ve festivalden FIPRESCI Ödülü ile dönen Leyla’nın Kardeşleri, İran’ı yalnızca ekonomik sıkıntılar üzerinden değil, bir ailenin içinde yıllardır biriken öfke, çaresizlik ve otorite üzerinden anlatan çarpıcı bir film.

Filmin merkezinde Leyla var. Ailesinin yükünü sırtlanan, kardeşlerinin geleceğini düşünen ve içinde bulundukları yoksulluktan kurtulabilmek için sürekli bir çıkış yolu arayan bir kadın. Dört erkek kardeşinin işsizlik ve maddi sorunlarla mücadele ettiği bir ortamda Leyla, ailesini kurtarabilecek bir plan yapıyor: Bir dükkan alıp kardeşlerinin kendi işlerini kurmasını sağlamak. Ancak önlerinde önemli bir engel var: PARA. Tam burada babaları Esmail’in yıllardır biriktirdiği 40 altın devreye giriyor. Bu altınlar ailenin geleceğini değiştirebilecek kadar değerli. Fakat baba için çocuklarının geleceğinden daha önemli başka bir mesele vardır: Akrabaları arasındaki itibarı. Esmail, yılların birikimini ailesini yoksulluktan çıkarmak yerine kendi saygınlığını korumak için kullanmak ister.

*******

İşte filmde beni en çok etkileyen nokta burada başlıyor. Leyla bir sahnede şu düşünceyi dile getiriyor: “Ceza çocuklara verilir. Ancak bazen yetişkinlerin de insanların hayatlarını mahvetmeyi bırakmaları için cezalandırılmaları gerekir.” Ardından babasına attığı tokat geliyor. O tokadı yalnızca bir kızın babasına kaldırdığı el olarak görmemek gerekiyor. Çünkü Leyla aslında sadece babasına vurmuyor. Yıllardır sorgulanmadan kabul edilen otoriteye, yoksulluğun içinde bile vazgeçilmeyen gösterişe ve “baba ne derse doğrudur” anlayışına karşı çıkıyor. Çocukken hata yaptığımızda büyüklerimiz bizi cezalandırır. Çünkü doğrunun ne olduğunu onların bildiğini düşünürüz. Peki ya yanlış yapan büyüklerse? Ya bir baba, anne veya aile büyüğü aldığı kararlarla çocuklarının hayatını yıllarca zorlaştırıyorsa? Yaşı ilerlemek, insanı her zaman haklı yapmıyor. Baba olmak da bütün kararları sorgulanamaz hale getirmiyor.

********

Leyla’nın Kardeşleri bana tam olarak bunu düşündürdü. Belki de yetişkinlik, yalnızca çocuklara neyin doğru olduğunu öğretmek değildir. Bazen onların söylediklerini dinleyebilmek, yanlış yaptığını kabul edebilmek ve gerektiğinde yıllardır sahip olduğun otoriteden vazgeçebilmektir. Çünkü bazı ailelerde çocuklar büyürken yalnızca kendi hayatlarını kurmaya çalışmaz.

Aynı zamanda büyüklerinin hatalarının bedelini ödemek zorunda kalırlar.