Whatsapp Image 2026 09 24 At 15.48.31

YÂRENLİK DEFTERİ

Enver Çapar

Şehrin Gümüş Şarkısı Serçeler

Son günlerde Şehr-i Maraş’ta dikkatimizi çeken bir durum var. Parkları kargalar işgal etmeye başladı. Kargaların çoğalmasıyla birlikte serçeler ortalıktan sessizce kayboldu. Kargaların olduğu bir yerde serçeler barınamaz doğal olarak. Bu meseleye nasıl bir çözüm bulunur bilemiyoruz ama bir an önce bu karga istilası son bulmalı ve parklar ve bahçeler serçeler ve yusufçuklarla şenlenmeli.

Serçeler evcil kuşlardır. Ormanda yaşamazlar, insanların olduğu yerleri mesken tutarlar. Yuvalarını evlerin duvarlarına yaparlar. Herhangi bir tehlike olduğu zaman insanların onlara yardım edeceğini düşündükleri için herhalde. Serçeler zararsız kuşlardır. Bahçedeki meyve ve sebzelere zarar vermezler. Aksine zararlı böcekleri, kurtçukları yiyerek meyve sebzeleri korurlar.

Serçeler evcil kuşlardır ama aynı zamanda çok ürkek ve hareketlidirler. Onları bir kafese koysanız orada yaşayamazlar. Avludaki dut ağacı en çok vakit geçirdikleri yerdir. Evin tavuklarına yem atıldığında hemen bitiverirler orada. Hızlı ve çekingen hareketlerle karınlarını doyurur çekilirler. Ev ahalisi artan pilavları, ekmek kırıntılarını duvarın üstüne onlar yesin diye bırakır. Onlar da Allah Allah diyor. Onların da rızkı var diye düşünürler. Evlerin damlarına serilen bulgur, buğday ve tarhanalarda da onların hakkı vardır.

Kış günleri ortalık soğuyunca serçeler penceremizin tabii konuğudur. En çok çocuklar takip eder onları. Çocuklarla kuşlar arasında sıkı bir bağ vardır. Çocuklar kuş gibi uçmak isterler hep. Hayallerinde hep kuşlar vardır. Masallarda kuşlarla yolculuk yaparlar. Soğuktan donmak üzere olan bir serçe, artık hareket edemez olmuştur. Çocuklar hemen onu alır sobanın başına getirirler. Kartondan bir kutu yapıp içine koyarlar. Yem ve su verirler bolca ama serçe oralı olmaz. Serçe biraz canlandıktan sonra çırpınmaya başlar. Çocuk onu eline aldığında yüreğinin güp güp attığını hisseder. Evet korkmuştur serçecik. Serçe insanların hep yanındadır ama kafeste yaşama özelliği yoktur. Evdekiler çocuğa serçenin verilen yemi yemeyeceğini geçmiş tecrübelerine dayanarak izah ederler. Çocuk, gönülsüz de olsa serçeyi pencereden dışarı bırakır. Isınınca canlanan serçe, evin önündeki dut ağacına konar ve çocuğa teşekkür mahiyetinde öterek yuvasına doğru uçar.

Güne kuşların cıvıltısıyla uyanırdık eskiden. Bu ses insana hayat enerjisi aşılardı erkenden. Yeni güne neşeyle başlamanın vesilesiydi bu ses. Hayat devam ediyor, kalk ve erkenden rızkını arayan kuşlar gibi sen de yollara düş, demekti. Şehirlerde artık sesler kayboldu ya da gürültünün arasında boğuldu. Sesinden tanıdığımız insanlar vardı. Sade ve yavaş akan hayat seslerle güne başlar seslerle günü sonlandırırdı. Gecenin bir yarısı bir sesle uyanılırdı nadiren.

Hayata canlılık katan masum ve narin dostlarımız serçeler, maalesef nesli tükenme tehlikesi ile karşı karşıya. Cenab-ı Hakkın eşsiz sanat eserlerinden biri olan bu kuşlar bizler için birer ibret alma vesilesidir. Kâinatta hiçbir şey boşuna yaratılmamıştır çünkü. Her şey bir düzen içinde hareket eder. Yanı başımızdaki bu minik dostlarımız bizlere çeşitli dersler de verirler. Sürü halinde yaşayarak birlik ve beraberliği, iş birliği ile yardımlaşma ve dayanışmayı örneklerler. Sürekli zikir üzeredir kuşlar, bize hatırlatma görevleri vardır sanki. Yaratılışlarındaki sanatla tefekküre sevk ederler. Kuş deyip geçmemiz lazımmış demek ki. Kuş gibi hafiflemek isteriz hayatın ağır yükü omuzlarımıza çöktüğünde. Kuşların hafifliği bedenlerinin zayıf olmasından değil özgür olmalarından gelir. Yaratılış gayelerine uygun yaşamalarından. Rızık endişesi taşımadan güne başlamalarından. Sürekli zikir halinde olmalarından. Etrafımıza bakalım onları artık göremiyorsak kaybımız büyük demektir. Serçeciklerin sadece insanların bulunduğu yerlerde yaşamalarının da bir hikmeti vardır muhakkak. Bunu düşünmeliyiz. Merhameti kavram olarak öğretemeyiz. Bu masum canlılarla iç içe yaşayarak kavratabiliriz neslimize. Serçelerimize sahip çıkalım. Serçelerini kaybeden şehir, sesini de kaybeder çünkü.

Burak Çırak

Ali Dost Geldi Dediler

Ali, bunu sana yıllar sonra okursun diye yazıyorum. Belki o zaman bugünleri hatırlamazsın; zaten insan kendi doğduğu günün telaşını hatırlamaz. Ama ben hatırlayacağım. Çünkü sen daha adını taşımaya başlamadan önce bile evin içinde bir yerin vardı.

Sen doğarken ben hastanenin dördüncü katındaki ameliyathane koridorunda volta atıyordum. Git gel, git gel… Otuz iki parke saydım. Sonra başa döndüm. Bir daha saydım. İnsan beklerken parke sayarmış meğer. Zaman geçmiyor çünkü; insanın içinden geçiyor.

Derken bir yerden, “Ali Dost geldi!” dediler.

Ali Dost…

İşte o vakit başka bir şey oldu.

Ben babamı yıllardır sabah ezanıyla doğup akşam ezanıyla ölen bir adam gibi bilirdim. Sabah ezanı okunur, babam evden çıkar; akşam ezanı okunur, eve döner. Aradaki bütün vakitler iş, güç, maişet… Babamın dünyasında kendisine ayrılmış pek bir yer görmedim ben. Onu hiç böyle görmedim.

Meğer insanın içine bir torun düşünce, dünya da değişiyormuş.

Sanki babamın yıllardır başkalarına verdiği ömürden bir parça geri geldi. Eli sana giderken yüzü değişti. Sesinin tonu değişti. Benim çocukluğumdan hatırlamadığım bir adam çıktı karşıma.

Ben babamı böyle bilmezdim Ali.

Senin başında öyle bir durdu ki, insan kendi babasına yeniden evlat olurmuş, onu gördüm. Sen küçücük ellerinle onun parmağını tutarken, o koca adamın dünyası avucunun içine sığdı.

Belki sen büyüyünce bunların hiçbirini hatırlamayacaksın. Büyük ihtimalle dedenle aranızda bambaşka hatıralar olacak. Belki onun sana kızdığı, seni sevdiği, seni güldürdüğü nice günleri anlatacaksın.

Ben ise sana hep şunu anlatacağım:

Sen dünyaya geldiğin gün, dedenin başka bir hâlini gördüm.

Ben onu sabah ezanında doğup akşam ezanında ölen bir adam sanıyordum.

Meğer bir de torun ezanı varmış.

Sen geldin,

Dedenin günü uzadı.

Ve ben, ameliyathane koridorunda otuz iki parkenin arasında volta atan adam, o gün ilk defa şunu düşündüm:

Bazı insanlar çocuklarına sevgisini gösteremez.

Ama torununa gelince, yıllardır içinde sakladığı bütün sevgiyi çıkarıp onun başucuna bırakır.

Sen de o sevginin adını taşıyorsun Ali.

Ali dost geldi dediler.

Ben o gün babamı yeniden tanıdım.

Maşide Aydoğan Dinçer

Hayatın Kısır Döngüsü

Geçenlerde bir yazı okumuştum.

“Babamla birlikte hastaneye gitmiştik. Babama, ‘Burada beni bekle, sıra alıp geleceğim,’ dedim. Sıraya girdiğim zaman arkamı dönüp babama baktığımda birden içim burkuldu... Eskiden babam elimden tutarak beni hastaneye getirirdi ve ben oturup onu beklerdim. Şimdi sıra bendeydi. Ben babamın elinden tutup onu hastaneye getirmiştim ve o, oturup beni bekliyordu; tıpkı küçük bir çocuk gibi...”

Yazıyı okuyunca düşündüm: Anneler ve babalar, biz büyüyene kadar hayatımızın sığınacağı tek kahramanları olurlar. Biz büyüdükçe onlar yaşlanır; ellerinde damarlar belirir, yüzlerine yaşlılığın ağır yorgunluğu çöker. Her gün bir yerleri ağrır...

Dün elimizden tutup bizi hayata hazırlayan eller, bugün tutunacak bir el arar ve o ellerde bizim ellerimiz olur.

Hayat ne garip...

Meğer hepimiz, günün birinde anne babamızın anne babası oluyormuşuz.

Ben bunu hayatın içinde yaşayarak öğrendim. Takvimleri unuttuğum bir gündü. Telefondan tevafuk eseri bugünün tarihini görünce duraksadım. Kendi kendime, “Bugün ayın on yedisiymiş...” dedim. Nedense şaşırmıştım. Neden şaşırmıştım ki oysa? Günler ayları, aylar yılları kovalıyor; zaman akıp gidiyordu. Geçerken de bizden pek çok şeyi alıp götürüyordu.

Hayatın bir kısır döngüden ibaret olduğunu fark edeli uzun zaman oldu. Bunu ilk önce en yakınlarımı kaybederek öğrendim. Çünkü insan en en yakınındakileri kaybetmeye başlayınca büyürmüş ... Sonra yılları devirdikçe geriye bir yığın acı ve bir kucak hatıra kalıyor geriye. Hayatın bitmez tükenmez yollarında oradan oraya yetişmeye çalışırken, meğer kaçırdığımız ne çok şey varmış!

Zaman sadece akıp gitmiyor; zamanla birlikte rollerimiz de sessizce yer değiştiriyor.

Geçenlerde annemin ev ihtiyaçlarını alırken buldum kendimi. Kendime ne yaptıysam anneme de yaptım; turşusunu, reçelini hazırladım, hatta kışlık yün yorganını bir güzel yıkattım. Eskiden her işini kendi gören, güçlü bildiğim o insan, bugün benim elime bakıyordu; kendi işlerini göremez hâle gelmişti.

“Hayat bir döngüden ibarettir,” demem işte bu yüzden...

Göz açıp kapayıncaya kadar geçiyor zaman. Giden her şey de bizden gidiyor.

Ve zaman, çocukluğumuzun kahramanlarını bize emanet ederek tamamlıyormuş kendi döngüsünü.

Ali Küçükkürtül

Üstadım Aman

Düştük bir belâlı hastalığa

Benzemez hiçbir ustalığa

Yazıldık mezardaki desteliğe

Cefasunlular haberiniz olsun

İman iman hepsinden önce iman

De hele şurda ölüme ne kaldı zaman

Diğer hallere benzemez bu haller aman

Görelim ustalığınızı üstadım aman

4 Eylül Cuma günü rahmet-i rahmana kavuşan babam Ali Küçükkürtül'ün yazdığı son şiirdir. Şiir, 26 Ağustos 2026 Çarşamba günü Kahramanmaraş Megapoint Hastanesi'nde o sırada yanında bulunan küçük amcam şair Bünyamin K.'ya dikte ettirilmek suretiyle kayda geçmiştir. Merhumun "Dağ Yakamozu" isimli bir şiir kitabı ve neşredilmemiş birçok şiiri bulunuyordu. (Mehmet Raşit Küçükkürtül)

Ufuk Türk

Geceye Can Sunmak

“Ya bana demlenecek bir zaman seç

Ya getirir hüzünlerimi kapınıza yığarım”

Bir eski dünya düşü kuruyorum

Modern zamanlardan uzakta olan

Kalbimin tam ortasında ellerin duruyor

Yırtıyorum göğün yağmurlarını

Hüznümü sırtlanıp sana geliyorum

Bir köşende sessizce otururum söz

Yük olmam

Ne bakarım gözlerine, ne yakarım ellerimi

Bir bardak çayın yeter

Yanar açtığın yarada köz

İster kov beni, ister döv

Ben kapının dilencisiyim

İpe çek istersen, istersen söv

Meylim yok senden gayrısına

Ben kapının bekçisiyim

Yıllar ufalanırken avuçlarımda

Senli türküler biriktirdim omuzlarımda

Kar yağdı, güneş açtı

Sen vardın bir de ben

Kuş uçmaz kervan geçmez yamaçlarımda

Gözlerinin kuyusunda kayboldum

Taraf tuttum acıdan yana

Bazen Yusuf oldum, Eyyüb bazen

Ve sonunda yenildim dünyanın yalanına

Bir türkü söyle bana, hadi

Vur teline sazın

Mızrabını çal kalbim kanasın

Ya gözlerime bak artık

Ya bu gözler artık yaşamasın.

Garbi Yeli’ne sizden de bir esinti gelsin isterseniz, buyurun:

[email protected]