Elması Işıldatmak: Cevherimizi Muhafaza Etme Sanatı

Merhabalar değerli dostlar.

Geçen hafta "Dur ve Düşün" köşemizde, insan olarak doğmanın büyük bir lütuf, fakat bir ömür insan kalabilmenin ise büyük bir erdem olduğunu konuşmuştuk. Aynı karbon atomundan hem kararan bir kömürün hem de ışıldayan bir elmasın doğabileceğini; insanın kendi tercihiyle “Ahsen-i Takvîm” sırrını koruyabileceğini ya da kendi eliyle kendisini “Esfel-i Sâfilîn” derinliğine bırakabileceğini tefekkür etmiştik.

Peki, bu hafta bir adım daha atalım ve şu can alıcı soruyu soralım: İçimizdeki o elması kömürleştirmeden muhafaza etmek ve ışığını çevremize yaymak pratikte nasıl mümkündür?

Tin Suresi'nde insanın en güzel biçimde yaratıldığı ve ardından aşağıların aşağısına indirildiği bildirildikten hemen sonra, bizi bu çöküşten kurtaracak ilahi reçete sunulur: “Ancak iman edip salih amel (güzel işler) yapanlar başka...” 1

İşte kalbimizdeki cevheri koruyan iksir tam olarak buradadır: Niyetimizdeki samimiyet (iman) ve eylemlerimizdeki zarafet (Salih amel).

Günümüzün hızlı, hırslı ve tüketim odaklı dünyasında insan kalabilmek; akıntıya karşı kürek çekmeye benzer. Bazen bir kitle psikolojisi, bazen küçük bir menfaat, bazen de öfke anında kontrol edemediğimiz nefsimiz, elmas kadar kıymetli olan vicdanımızı çizmeye ve karartmaya çalışır.

Elmas, basınç ve sıcaklık altında sabırla olgunlaşır. İnsanın ruhundaki cevher de tıpkı böyledir; zorluklar karşısında sergilediği ahlakla, haksızlığa karşı adalete sarılmasıyla ve kötülüğe iyilikle mukabele edebilmesiyle parıldar. İnsan kalabilmek; incindiğinde bile incitmemeyi, karanlığa sövmek yerine bir mum yakmayı seçebilmektir.

Gelin bu hafta şu soruyu kalbimize soralım: Günün telaşı içinde kaç kez vicdanımızın sesini dinledik? Karşılaştığımız olaylarda elmas gibi ışıldayan bir duruş mu sergiledik, yoksa dünyalık hırsların gölgesinde cevherimizi tozlandırmaya izin mi verdik?

Ruhumuzdaki elması muhafaza etmek bir kerelik bir çaba değil, hayatın her anında ve her karar kavşağında yeniden yapılan bilinçli bir tercihtir. Yüzümüzdeki samimi bir tebessüm, gönülden dilenen veya affedilen bir helallik, en zor anlarda bile vazgeçilmeyen adil bir duruş ve hiçbir karşılık beklemeden yapılan bir iyilik; kalbimizi dünyevi kirlerden arındıran, cilalayan ve onu kömürleşmekten koruyan en sağlam kalkanlardır. İnsanın asıl yolculuğu, yeryüzünde nefes almak değil, bu cevherin ışığını ömür boyu diri tutabilmektir.

Gelecek hafta, Dur ve Düşün köşemizde yeni bir gönül durağında buluşmak dileğiyle...

Yüzünüzden tebessümün, kalbinizden doğruluk, merhamet ve huzurun eksik olmadığı günler dilerim.

Hoşça kalın, dostça kalın.

Dipnotlar: 1 Tîn Suresi, 6. Ayet