Manşet Gazetesi muhabirlerinden Eyüp Kağan Atlı "Çocuklarımızın kontrolü kimin elinde?" başlığı ile yeni köşe yazısı yayınladı.

Kahramanmaraş’ta yaşanan okul saldırısı, artık görmezden gelinemeyecek kadar büyük bir gerçeği bir kez daha yüzümüze çarptı: Çocuklarımızı sadece sokaklardan değil, ekranların arkasındaki karanlıktan da koruyamıyoruz.

Bugün mesele “bir çocuğun suça sürüklenmesi” değil. Bugün mesele, sistemli bir çürümenin, organize bir dijital zehrin çocuklarımızın zihnine sızmasıdır.

Erişim Engeli Var Ama Erişim Bitmiyor

Sosyal medya… Evet, adına “sosyal” diyoruz ama artık çoğu platform tam anlamıyla kontrolsüz birer karanlık çukur. Özellikle Telegram ve Discord (Discord, Türkiye'de 9 Ekim 2024 tarihinde Ankara 1. Sulh Ceza Hakimliği kararıyla erişime engellenmiştir. Buna rağmen bazı programlar sayesinde erişim sağlayabiliyorlar) gibi platformlar, denetimsiz bırakıldığında adeta birer “örgütlenme alanı” haline geliyor. Türkiye’de erişim engeli getirilmiş olmasına rağmen bu platformlara hala ulaşılabiliyor olması ise ayrı bir zafiyet göstergesi.

Ve işte tam burada karşımıza çıkan yapılar… Son dönemde sıkça konuşulan ve gençler arasında yayıldığı iddia edilen “C31K” gibi oluşumlar. Açık konuşalım: Bu tür yapılar bir “gençlik akımı” değil, düpedüz dijital manipülasyon ağlarıdır.

Bu oluşumların çalışma sistemi ürkütücü derecede basit: Önce yalnız, dışlanmış ya da yön arayan çocukları buluyorlar. Sonra onlara bir “aidiyet” sunuyorlar. Ardından sahte bir “statü” veriyorlar.
Ve en sonunda… Kontrol.

Sonuç: Korkunç Tablolar

Bu çocuklar artık kendi iradeleriyle hareket etmiyor. Bir ekranın arkasındaki birinin verdiği talimatla hareket ediyorlar. Ödül mü? Bazen küçük paralar. Bazen “grupta yükselme”. Bazen sadece “fark edilme” hissi.

Peki sonuç? Şanlıurfa’da, Kahramanmaraş’ta ve Türkiye’nin farklı noktalarında gördüğümüz o korkunç tablolar… Daha 13-14 yaşında çocuklar, ellerine silah alıp okul basıyor. Bu bir öfke patlaması değil. Bu, beslenen ve yönlendirilen bir zihnin sonucudur.

Ceza Değil, “Rozet” Algısı

Bir başka acı gerçek daha var: Bu çocuklar için cezaevi bir korku değil. Aksine, bu karanlık dijital yapılarda büyüyen zihniyet, cezaevini bir “bedel” değil, bir “rozet” olarak görüyor. İçeri girmeyi marifet sayan, bunu bir güç gösterisi gibi anlatan bir anlayıştan bahsediyoruz.

Bu Noktaya Nasıl Gelindi?

Burada asıl sorulması gereken soru şu: Bu çocuklar bu noktaya nasıl geliyor? Aileler “benim çocuğum yapmaz” diyerek meseleyi hafife alıyor, çocuğunu araştırmıyor, sorgulamıyor. Bahsi geçen platformlardan ise hiç ses çıkmıyor.

Gerçek şu ki, hepimiz geç kalıyoruz. Bu savaş artık dijital ortamda başlıyor, sokakta devam ediyor. Biz hala eski yöntemlerle yeni bir tehditle mücadele etmeye çalışıyoruz. Açık ve net söylemek gerekiyor:
Denetimsiz sosyal medya, çocuklar için özgürlük değil tehdittir. Bu noktada sadece yasaklar çözüm değil. İsteyen bir şekilde erişiyor. Ailelerin dijital farkındalığı artmalı. Okullarda sadece matematik değil, “dijital bilinç” öğretilmeli.

Son Uyarı

Çünkü mesele birkaç “suça sürüklenmiş çocuk” değil. Mesele, göz göre göre büyüyen bir dijital karanlığın, yeni nesli yutmasıdır. Eğer bugün hala bu gerçeği ciddiye almazsak, yarın sadece haber yazmayacağız. Daha büyük acıların hesabını vermek zorunda kalacağız.