Manşet Gazetesi muhabirlerinden Eyüp Kağan Atlı "Memurun dinlendiği, işçinin çalıştığı 1 Mayıs" başlığı ile yeni köşe yazısı yayınladı.

Bugün 1 Mayıs. Takvimde “Emek ve Dayanışma Günü” olarak geçen, meydanlarda sloganların atıldığı, emeğin kutsandığı bir gün. Ama gelin dürüst olalım; herkes için aynı anlamı mı taşıyor bu tarih? Kamu kurumlarının büyük kısmı kapalı. Memurlar izinli. Sabah alarm kurmadan uyanan, çayını keyifle yudumlayan, belki de bugünü kısa bir tatil fırsatına çeviren geniş bir kesim var. Onlar için 1 Mayıs, biraz dinlenme, biraz nefes alma günü.

Peki ya işçiler?

İnşaatta çalışan ustanın bugün de harcı karıştırdığı bir gün. Fabrikada vardiyası olan işçinin yine makinenin başında olduğu bir gün. Kuryenin sipariş yetiştirdiği, garsonun masa sildiği, temizlik işçisinin sokakları süpürdüğü bir gün… Yani aslında emeğin gerçek sahiplerinin yine çalıştığı bir gün.

İşte tam da burada bir çelişki çıkıyor karşımıza. Adı “Emek ve Dayanışma Günü” olan bir günde, emeğin en ağır yükünü çekenlerin dinlenememesi ne kadar adil? Bayram dediğimiz şey, herkes için bayram değilse, gerçekten bayram mıdır?

Elbette hayatın durması mümkün değil. Sağlık çalışanı olacak, güvenlik görevlisi olacak, polis, asker gibi zorunlu hizmetler devam edecek. Bu vesileyle, herkes dinlenirken görev başında olan; bir hayat kurtarmak için nöbet tutan, güvenliği sağlamak için uykusundan feragat eden, toplumun düzeni aksamadan sürsün diye fedakarca çalışan tüm emekçilere de ayrı bir teşekkür borçluyuz. Onların görünmeyen emeği, bu günün en kıymetli yükünü omuzlarında taşıyor.”

Ama mesele bu değil. Mesele, sistemin en alt basamağında yer alan milyonlarca işçinin, bu özel günde bile yani “İşçi Bayramı’nda” çalışmak zorunda olması. Çünkü onların çoğu için çalışmamak, o günün yevmiyesinden olmak demek. Çalışmamak, evine eksik ekmek götürmek demek. Çalışmamak, zaten zor olan hayatı biraz daha zorlaştırmak demek.

Bu yüzden 1 Mayıs, bazıları için bir tatilken, bazıları için sıradan bir gün. Bir kesim için hak olan dinlenme, diğer kesim için neden lüks? Neden emeğin bayramında bile emeğin kendisi dinlenemiyor?

1 Mayıs’ı sadece sloganlarla değil, vicdanla anlamlandırmak gerekiyor. Eğer gerçekten bir “emek bayramı” olacaksa, bu günün en çok hakkını verenler, yani alın teriyle geçinenler de o bayramı hissedebilmeli. Aksi halde 1 Mayıs, adı büyük ama anlamı eksik bir gün olmaya devam edecek.

Ve biz her yıl aynı soruyu sormaya devam edeceğiz: Bu bayram kimin bayramı?