Bir süredir bir şeyler yolunda gitmiyor. Bunu büyük krizlerden, manşetlik olaylardan değil; gündelik hayattaki küçük anlardan anlıyoruz. Bir kapının yüzümüze kapatılışından, bir “teşekkür”ün eksikliğinden, bir selamın havada asılı kalışından…

Sokakta yürürken kimse kimseyi görmüyor. Trafikte sinir, sabırdan daha hızlı. Sosyal medyada söz değil, ses yükseliyor. Herkes haklı, herkes mağdur, ama kimse kırıcı olduğunu kabul etmiyor. Sanki aynı toplumda değil de, yan yana yaşamak zorunda bırakılmış yabancılar gibiyiz.

Nezaket saflık sanılıyor

Oysa çok da eski olmayan bir zamanda, “kolay gelsin” demek bir refleks, büyüğe saygı bir mecburiyet değil bir terbiye meselesiydi. Teşekkür etmek zayıflık değil, incelikti. Şimdi ise nezaket neredeyse safça bir davranış gibi algılanıyor. Belki de en büyük problem, kabalığın normalleşmesi. Bağırmanın güçlü olmak sanılması. Kırmanın “doğrucu olmak” diye pazarlanması. İnsanların birbirini incitirken hiç durup düşünmemesi. Kimseye zamanımız yok. Dinlemeye tahammülümüz yok. Ama konuşmaya gelince hepimiz fazlasıyla hazırız. Herkes anlatıyor, kimse anlamıyor.

Hepimizin bildiği ancak dışa vurmadığı şeyler

İşte tam da bu noktada, geçtiğimiz günlerde televizyon ekranlarında yapılan bir konuşma, bu hissiyatı kelimelere döktü. Kanal D’de yayınlanan Beyaz’la Joker programında Beyazıt Öztürk, kaybolan nezaket ve artan kabalık üzerine dikkat çeken ifadeler kullandı. Teşekkür etmeyi unuttuğumuzu, “kolay gelsin” demenin hayatımızdan çıktığını, anne-babaya, dosta, esnafa gösterilen saygının giderek azaldığını söyledi. Aslında hepimizin bildiği ama yüksek sesle dile getirmediği bir gerçeği hatırlattı.

Farkında mıyız?

“Belki imkansız ama en azından nereden geldiğimizi hatırlayalım” derken, geçmişi romantize etmedi; bir çağrı yaptı. Bu sözlerin kısa sürede sosyal medyada yankı bulması boşuna değildi. Çünkü insanlar birilerinin “doğruyu söylediğini” hissetti. Beyaz’ın söyledikleri yeni değildi ama samimiydi. Yargılamıyordu, parmak sallamıyordu. Sadece “farkında mıyız?” diye soruyordu.

Kimse kendini sorgulamıyor, herkes doğru

Aslında bütün bu anlatılanlar yeni değil. Hepimiz neyin yanlış gittiğini biliyoruz, hatta günlük sohbetlerde, sosyal medyada, televizyon karşısında uzun uzun konuşuyoruz. Ama konuşmakla kalıyoruz. Çünkü sorun hep başkalarının kabalığında, başkalarının tahammülsüzlüğünde, başkalarının eksikliğinde. Kimse aynaya bakıp “Ben nerede kırdım, nerede sertleştim?” diye sormuyor. Farkındalık var ama yüzleşme yok. Bu yüzden her şey aynı şekilde devam ediyor; çünkü değişim, herkesin bildiği ama kimsenin üstlenmek istemediği bir sorumluluk olarak ortada duruyor.

Belki gerçekten her şeyi geri getiremeyiz. Ama nezaket, kaybolup gidecek bir lüks değil. Hatırlanması gereken bir değer. Çünkü toplum dediğimiz şey; büyük nutuklarla değil, küçük davranışlarla ayakta durur.

Bir selamla.
Bir teşekkürle.
Bir özürle.