Çok uzun yıllar önceydi. 1984’lü yıllardı o vakitler hayatının bütün renkleri gökkuşağı gibi başımın üstündeydi. Adımı anınca mutlu olan peder ve valide sağ ben onların yanında ezel ebet yaşayan genç.

Metafizik dünyanın kapılarını araladım ve ne olduysa oldu birden her şey ama her şey farklı bir mana ve boyut kazandı. Bitki ve hayvan diğer mevcudat sanki dile geldi her biri beni kendi macerasının ortağı olmaya çağırdı.

Sesler, esintiler ürpertiler her an değişen bu dünya da ne oluyordu?

Konya’da gözümü açtım.

Kendi gurbetimin ilk basamağını Konya’da yaşadım. Doktor Hulusi Baybal’ın İstanbul caddesindeki muayenehanesinin müntesibi olarak farklı evreleri geçmeye başladım. Konya hayatımın ilk kozası iken bu dergâh daha da büyük bir koza oldu. İpekten dünyamı ulvileştirdiğim ilahiyat tahsili ile örmeye başladım bu işe pek ciddi şekilde devam ettim ve olanlar oldu.

Sürtünmesiz bir aleme dahil oldum.

Lisede okuduğum fen bilimlere kitabında yazan ideal şartları kendi dünyama dahil ettim göklerin seslerini dört bir taraftan duydum varlık’ın tecellilerinden biri olduğumu kavradım.

Bir bahar mevsimiydi Hulusi Baybal Altınoluk dergisinin çıktığı müjdesini verdi. Ellerimizde ALTINOLUK dergisinin ilk nüshası gönlümüzde bitmeyen yankılı sesler.

Dergimiz çıktı.

Okumaya doyamadığımız Altınoluk nasıl bir avazla sesleniyordu.

“ANDINI HATIRLA”.

Hala bugün bile bu çağrıyı duymanın heyecanı içindeyim.

Mevla’nın can veren o sesine bir daha muhatap olmak Allah’ım ne saadet.

Altınoluk dergisi ayın ilk günlerinde Baybal’ın muayenehanesine gelir bizler hemen adres ve dağıtım işine koyulur hızlıca dergimizi Konya’da ki ihvana ulaştırırdık.

Daha sonra bir masa üzerinde derginin sayıları sergilendi ve gelip gidenlere dergi meccanen dağıtıldı. Dergimizi sohbetlerde ŞAL İPEK TAHİR tarafından okurdu.

Dergimizin baş yazarı Ahmet Taşgetiren’i Türk Edebiyatı Dergisinden tanıyordum. İstanbul’a gittim Abdullah Sert ile de ülfet ettim. Dergimiz ilim ehli insanlarla kapı açmış nitelikli yazılar ufkumuzu aydınlatırdı. 481. sayıya ulaşan Altınoluk dergisi bugün M. Lütfi Arslan’ın yayın yönetmenliği altında istikrarlı yayınına devam ediyor.

Altınoluk dergimiz geleneğin bir halkası yüzlerce yıl öncesinden beri insan yetiştiren kadim Nakşi Yolunun da vitrini. Tasavvuf geleneğinin canlı halkası olan Altınoluk’un önce bir okuru sonra bir yazarı olmaktan bahtiyarım. Nice yıllara!