Kahramanmaraş’ta amatör maç yönetmek için sadece kondisyon yetmez. Biraz sabır, biraz kulak dayanıklılığı, bir miktar da psikolojik sağlamlık gerekir. Çünkü burada futbol maçı yönetmiyorsun; adeta açık oturum yönetiyorsun.
Maç başlar, ilk düdük çalınır. Daha top iki kere pas yapılmadan tribün hazırdır.
Hakem faul verir:
“Hocaaa o ne faul, topa vurdu!”
Hakem vermez:
“Hakem kör müsün!”
Hakem sarı kart çıkarır:
“Bu mu kart!”
Çıkarmaz:
“Nasıl kart vermezsin!”
Yani Kahramanmaraş’ta hakemlik biraz tuhaf bir meslek. Doğru karar versen de suçlusun, yanlış karar versen zaten suçlusun. Düdük çalsan küfür yersin, çalmasan yine küfür yersin.
Tribünde herkes FIFA kokartlı hakem gibi konuşur. Hayatında bir kere bayrak tutmamış adam, ofsayt çizgisi anlatır. Futbolu halı sahadan ibaret bilen biri, VAR hakemi gibi pozisyon analiz eder.
Bir de şu klasik cümle vardır:
“Ben yıllardır futbolun içindeyim.”
Nerede içindesin belli değil ama kesinlikle sahanın içinde değilsin.
Aslında mesele hakem değil. Mesele şu: Biz futbolu izlemiyoruz, futbolu yönetmeye çalışıyoruz. Tribünden bağırarak maçı yönettiğini sanan yüzlerce teknik direktör var.
İşin acı tarafı da şu: Bu ortamda genç hakem yetişmesini bekliyoruz.
Nasıl yetişsin?
Adam düdüğü çalıyor, tribünden 20 kişi antrenör kesiliyor, 30 kişi hakem hocası oluyor, 50 kişi de küfür uzmanı…
Sonra da “Niye hakem çıkmıyor?” diye soruyoruz.
Çıkmaz tabii.
Çünkü Kahramanmaraş’ta hakem olmak sadece futbol bilmekle olmuyor.
Biraz da cesaret işi.