Kırk yılı geride bırakan ALTINOLUK dergisinin yeni bir sayısının okumaktan memnun oldum.
Derginin yayınlanmasını bekleyen bir insanım. Her ay yayınlanan dergileri gönül dünyamın gökkuşağı görür onların aklıma katacağı bilgi ve hikmetlerle yeniden dirilirim. Tekrarlanan bu sürecin faydasının zindeliktir, ibadete cansuyu, hikmete penceredir.
Çeşitli mahfillerde dile getirdiğim önemli mevzulardan birinin ALTINOLUK dergisinde dosya konusu yapılmasını memnuniyetle karşıladım. İbadet mekanlarının yeni konumları hakkında süregiden tartışmaları takip ediyorum. Camilerin oyun bahçesi şeklinde düzenlenmesi gibi absürd olgulara karşı olduğumu bilen bilir. İbadettin huşu içinde yapılması gereken bu yerler cangamaya şamil edilmez.
Alay konusu ALTINOLUK dergisinin dosya konusu. Alay , sırıtma , gelişigüzel latife vb. gibi komedi türünün dini anlatımda yeri olmamakla beraber gelin görün ki denetimden uzak kürsüleri işgal edenler cemaati güldürerek camide toplayacaklarını zannedip akla zarar fikre ziyan herzelerle konuşup durmaktalar. Din temsili ilim hikmet ve cesaretle olur
Gevezeliği iş edinip mizah unsurları taşıyan konuşmalarla din anlattığını düşünenler yanıldıklarının farkına varmak istemiyorlar. Cübbe ile âlimlik yapılmaz.
Nerede bizim Nasreddin Hoca’mız?
Kürsülerden anlatılacak o kadar hikmet varken deli saçmalığına ne lüzum var?
Bunların sebeplerini tahlil etmek şart. Altınoluk dergisi işte bu mevzuyu ele alıp din ve tebliğde mizah kültürüne ne kadar yer verilmeli diye bizi bilgilendiriyor. Tahsil durumu hak getire olan sözde başı kişilerin ilahiyat mevzularının künhüne vakıf olmadan kırdıkları sahih gönülleri tedavi etmek zor.
İnsanlar eğlendirilerek eğitilip öğretilemez!
Lütfi Arslan daha ilk sayfada “ Mizah ciddi iştir” diyerek olayı tanımlıyor. “ Kul ile Rabbi arasındaki ilişkinin bir edebi, ölçüsü ve mesafesi vardır… Seküler kibir; dini peşinen bir gerilik, vahyi çağ dışılık, inananı ise aklını kullanmayan bir insan tipi olarak gören bir anlayıştır. Bizde mebzul miktarda müntesibi bulunan bu anlayış bir düşünceyi eleştirmekle kalmaz o düşünceye inanan insanı da aşağılar. Kendisini aklın, bilimin, ilerlemenin ve özgürlüğün tek temsilcisi sayarken karşısındakini cehalet, taassup ve geri kalmışlıkla özdeşleştirir.”
Din zaman olarak sabit bir mekâna hitap edilerek anlatıldığından ülkemiz insanın dini konuları zaman mefhumuyla irtibatlandırması pek de mümkün olmamaktadır.
Orta seviyenin altında dini bilgilerle yaşanan bir ibadet hayatının ağır sıkleti mizahla tolere edilmek istendiği için bunlar karşımıza çıkmakta din mevzusu sır perdesi altında hükümran olduğundan bu konuda laf söyleyenlerde güldürüp düşündürdüklerini zannetmekte.
Hayat asla oyun eğlence konusu değildir.
Dini : iman, ahlak, ibadet, hukuk, ekonomi ve estetik zeminde tanımlanmadıktan sonra gidilecek yer bir arpa boyu mesafeden başka bir yer olamayacak.