Geçen hafta bu köşede, insan ilişkilerini ayakta tutan görünmez harcı; güveni ve sadakati konuşmuştuk. Kalbin ve ilişkilerin sükûnet bulduğu o zeminden hareketle, bu hafta çemberi yine bireyin iç dünyasına çeviriyor; hayatın koşturmacası içinde sıklıkla ihmal ettiğimiz ama bizi biz yapan en temel değerlerden birine, “İç Huzur ve Tevekkül” kavramlarına odaklanıyoruz.
Hayat, hiç durmadan akan bir nehir gibi. İş yetiştirme telaşı, kariyer kaygıları, geleceğe dair belirsizlikler ve günlük hayatın getirdiği koşturmaca... Bütün bu gürültülü ve yorucu atmosfer içinde modern insan, dış dünyada başarılı olmaya çalışırken iç dünyasında yavaş yavaş sessiz bir tükenmişlik yaşıyor. Oysa dışarıdaki fırtına ne kadar şiddetli olursa olsun, sığındığımız liman olan iç huzurumuz en güvenli sığınaktır.
İç Huzurun Anahtarı Tevekkül
İçinde bulunduğumuz çağda her şeye sahibiz ama bazen en çok huzuru bulmakta zorlanıyoruz. Çünkü huzur dışarıda aradığımız bir eşya değil, içeride inşa ettiğimiz bir dengedir. İç huzur, hayatın zorlukları ve belirsizlikleri karşısında zihinsel ve ruhsal bir sükûnet hâlidir. Her şeyi kontrol edemeyeceğimizi, her sorunu aynı anda çözemeyeceğimizi kabullendiğimiz an başlar. Bu noktada devreye giren tevekkül, yanlış anlaşıldığı gibi hiçbir şey yapmadan beklemek değildir. Tevekkül; elimizden gelen tüm gayreti gösterdikten, üzerimize düşen sorumluluğu harfiyen yerine getirdikten sonra, sonucu sakin bir vicdanla ve metanetle kabul etme erdemidir.
Bugün modern dünyanın gürültüsü; sürekli bir şeyleri yetiştirme telaşı, başkalarının hayatlarıyla kendimizi kıyaslama yarışımız ve bitmek bilmeyen hırslarımız ruhumuzun en büyük düşmanıdır. Tevekkül ise tam da bu yapay yarışa dur demenin, “Ben elimden geleni yaptım, gerisi mukadderat” diyerek omuzlardaki yükü hafifletmenin adıdır.
İçsel Dengeye Giden Yol
Hayatın her anını kontrol etmeye çalışmak ve bitmek bilmeyen bir kaygıyla çabalamak, insan ruhunu sadece yorar. Gerçek huzur, hayatın akışına duyulan derin bir güven ve teslimiyettir. Kendisiyle barışık, iç huzurunu yakalamış bir insan; etrafına öfke değil, yalnızca sükûnet saçar.
Dur ve Düşün
Gelin bu hafta birlikte durup düşünelim:
- Hayatın kontrol edemediğimiz detayları için kendimizi ve ruhumuzu ne kadar yıpratıyoruz?
- Elimizden gelen çabayı gösterdikten sonra, sonuca razı olma ve teslimiyet (tevekkül) konusunda nerede duruyoruz?
- İçimizdeki o sessiz sığınağı ve huzuru, dış dünyanın gürültüsüne kurban mı veriyoruz?
Şurası bir gerçek ki; kalbinde huzur barındırmayan bir insan, başkalarına huzur veremez. Hayatın koşturmacası ne kadar hızlı olursa olsun, ruhumuzu dinlendirecek sükûnet pınarlarına her zaman ihtiyacımız var.
Gelecek Hafta: Dur ve Düşün köşemizde, insan olmanın en güzel hâllerinden biri olan ve kalpleri birbirine yakınlaştıran “Teşekkür” konusunu ele alacağız.
Haftaya aynı köşede; kalbinizden huzurun, hayatınızdan tevekkülün eksik olmadığı günlerde yeniden buluşmak dileğiyle...
Hoşça kalın, dostça kalın.