Sadaka Kadar Değerli, Maliyeti Sıfır

Geçen hafta bu köşede, hayatın gürültülü ve yorucu temposu içinde birbirimizin omzuna yük olmaktansa el vermenin, “Teşekkür” etmenin o sihirli gücüyle ruhumuzu dinlendirmiştik. Kelimelerin kalpleri nasıl birleştirdiğine şahit olduktan sonra bu hafta, hiç kelimeye ihtiyaç duymadan en derin anlamları fısıldayan, yüzümüzdeki en tatlı sadaka olan “Gülümsemek ve Tebessüm” kavramına odaklanıyoruz.

Hayat, bazen bizi ağır imtihanlarla, koşturmacalarla ve çözülmesi gereken dertlerle baş başa bırakır. Yüzümüzdeki çizgilerin derinleştiği, tebessümün adeta lüks olduğu zamanlardan geçeriz. Oysa insanı insan kılan, en karanlık anlarda bile yüzüne yerleşen o samimi tebessümün taşıdığı ışıktır. Gülümsemek; hiçbir maliyeti olmayan, hiçbir dil bilgisi kuralına ihtiyaç duymayan ama karşısındakine “Yalnız değilsin, seni görüyorum ve sana değer veriyorum” mesajını en saf haliyle veren evrensel bir dildir.

Tebessümün İyileştirici Gücü ve Sünnet-i Seniyye

Modern psikoloji bugün tebessümün beyindeki mutluluk hormonlarını tetiklediğini, stresi azalttığını ve bağışıklık sistemini güçlendirdiğini söyler. Ancak bizim medeniyetimiz ve inancımız, tebessümü yüzyıllar öncesinden çok daha ulvi bir boyuta taşımıştır.

Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav), insan ilişkilerinde tebessümü sadaka mertebesine yükseltmiş ve müminler arası bağların en zarif anahtarı kılmıştır. Efendimiz (sav), “Din kardeşine güler yüzle ve tebessümle karşılık vermenin” sadaka sevabı kazandırdığını bildirmiştir. Düşünün ki; cebinizden tek bir kuruş harcamadan, sadece bir jestle, yüzünüze konan masum bir tebessümle hem sadaka sevabı alıyor hem de bir kardeşinizin yorgun gününe güneş gibi doğuyorsunuz. Bundan daha kazançlı, bundan daha huzurlu bir iyilik olabilir mi?

Güler yüzlülük, katılaşmış kalpleri yumuşatan, en sert buzları eriten manevi bir sırdır. Yolda yürürken tanımadığınız birine verdiğiniz küçük bir selam ve tebessüm, o gün o insanın belki de hayatta tutunmasını sağlayacak tek mucize olabilir.

Dur ve Düşün

Gelin bu hafta birlikte durup düşünelim: Hayatın telaşına kapılıp en son ne zaman eşimize, dostumuza, evladımıza ya da yolda karşılaştığımız birine katıksız ve içten bir tebessümle baktık? Yoksa yüzümüzdeki asıklığı veya çatık kaşları hayatın kaçınılmaz bir parçası sanıp, çevremize farkında olmadan kalın duvarlar mı ördük?

Şurası bir gerçek ki; tebessüm eden insan, dünyayı değiştiremez belki ama o dünyanın içindeki bir insanın dünyasını aydınlatabilir. Yüzünden tebessümü, kalbinden merhameti eksik etmeyen bir insan hem kendi ruhunu dinlendirir hem de etrafına huzur yayar. Dolayısıyla tebessümü sadaka bilen bir anlayışla yaşamak, yalnızca karşımızdakine değil, aynı zamanda kendi ruhumuza da yapacağımız en büyük iyilik olacaktır.

Gelecek hafta, Dur ve Düşün köşemizde, insan kalbinin derinliklerindeki en güzel hislerden biri olan “Merhamet” kavramıyla yeniden buluşacağız.

Haftaya aynı köşede; yüzünüzden tebessümün, kalbinizden huzurun eksik olmadığı günlerde yeniden buluşmak dileğiyle...

Hoşça kalın, dostça kalın.