Dünyayı İyileştirmeye Kendimizden Başlamalıyız

Geçen hafta bu köşede, hiç kelimeye ihtiyaç duymadan en derin anlamları fısıldayan ve sadaka yerine geçen güler yüzün, gönüllerde bıraktığı güzellikleri konuşmuştuk. Bu hafta ise Dur ve Düşün köşemizde, insan kalbinin derinliklerindeki en yüce duygulardan biri olan merhameti konuşacağız.

İnsanı insan yapan en temel değerlerden biri de merhamettir. Merhamet, sadece bir başkasının acısına ve çaresizliğine üzülmekten ibaret değildir; o acıyı hafifletmek, o yüreğe dokunabilmek için kalbimizi ve ellerimizi uzatabilme cesaretidir. Dünyayı daha katlanabilir, hayatı daha yaşanabilir kılan bu yüce duygu; aslında içimizde çağlayan en saf şefkat pınarıdır.

Büyük düşünür Mevlâna Hazretleri, merhametin sınır tanımayan doğasını anlatırken; “Şefkat ve merhamette güneş gibi ol,” der. Güneş, ışığını ve sıcaklığını hiçbir karşılık beklemeden, hiçbir ayrım gözetmeden yeryüzündeki her canlıya eşitçe sunar. İşte gerçek merhamet de böyledir; hesap yapmadan, karşılık beklemeden, sadece insana değil; kapımızın önünde bir lokma ekmek bekleyen kediye, kurumaya yüz tutmuş susuz bir çiçeğe, kısacası can taşıyan ve şefkate muhtaç olan her varlığa kucak açmaktır.

Yüce Rabbimiz, Peygamber Efendimiz ‘in (s.a.v.) şahsında merhametin insanları birleştirici gücünü şöyle beyan eder:

“Allah tarafından lütfedilen bir rahmet sayesinde sen onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı kalpli olsaydın, insanlar etrafından dağılıp giderlerdi. Artık onları affet, onlar için Allah’tan bağışlanma dile. Karara bağlanacak işlerde onlarla istişare et! Kesin kararını verince de yalnız Allah’a güvenip dayan! Çünkü Allah, kendisine güvenip dayananları sever.” [1]

Bir başka ayette ise, “Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik” [2] buyurur.

Efendimiz (s.a.v.) de bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuştur:

“Merhamet etmeyene merhamet olunmaz.” [3]

Ne var ki, modern dünyanın hırs ve rekabet dolu yapısı bizi en çok da kendimize karşı acımasız olmaya zorluyor. Sürekli başarmak, hep güçlü görünmek, hiç yorulmamak zorundaymışız gibi bir yanılgıya düşüyoruz. Oysa merhamet, dışarıya yayılmadan önce insanın kendi iç dünyasında filizlenir. Bugün ruhumuzu merhametin o iyileştirici gücüne açarken, sadece başkalarını değil, en çok da kendimizi düşünelim. Hatalarımızla, eksiklerimizle ve insan olmanın getirdiği yorgunluklarımızla kendimize de şefkat göstermeyi hatırlayalım.

Gelin bu hafta birlikte durup düşünelim: Modern dünyanın getirdiği tüm katılıkları, duygusal mesafeleri ve koşturmacaları bir kenara bırakıp kalbimizi merhametle yeniden ısıtmaya var mıyız? Dünyayı iyileştirmeye önce kendi içimizdeki acımasızlıkları yumuşatarak, kendimize ve çevremize şefkatle bakarak başlayabiliriz. Unutmayalım ki; merhametle dokunulan bir yürek, yeşeren bir hayat demektir.

Gelecek hafta, Dur ve Düşün köşemizde yeni bir gönül durağında buluşmak dileğiyle...

Yüzünüzden tebessümün, kalbinizden merhamet ve huzurun eksik olmadığı günler dilerim.

Hoşça kalın, dostça kalın.

[1] Âl-i İmrân Suresi, 159. Ayet

[2] Enbiyâ Suresi, 107. Ayet

[3] Müslim, Fedâil, 65