İnsan Olarak Doğmak Bir Lütuf, İnsan Kalabilmek İse Bir Erdemdir.
Geçen hafta Dur ve Düşün köşemizde kalbin en saf hali olan merhameti, kendimize ve çevremize şefkatle bakmanın iyileştirici gücünü konuşmuştuk. Bu hafta da yine aynı hakikat pınarından beslenerek, insan olmanın derin anlamını ve bu müstesna varlığı muhafaza etme sorumluluğumuzu birlikte tefekkür edelim.
Her insan, yaratılışı gereği “mükemmel” olmasına karşın, çoğumuz bu mükemmelliğimizin farkında değiliz. İnsanın bu mükemmelliğini algılaması ve hayata geçirmesi için öncelikle kendisini tanıması ve yaradılış gerçeğini bilmesi gerekmektedir.
Yüce Rabbimiz, insanı aklıyla düşünen, kalbiyle hisseden, iradesiyle seçen ve yaptığı tercihlerle hayatına anlam katan müstesna bir varlık olarak yaratmıştır. Allah (cc) Kuran-ı Kerimde mealen şöyle buyurmaktadır.
“Biz, gerçekten insanı en güzel bir biçimde (ahsen-i takvîm) yarattık.” [1]
Ahsen-i Takvîm... İnsanın hem bedensel hem de ruhsal, zihinsel ve ahlaki açıdan en üstün, en dengeli ve en kıymetli kıvamda yaratılışını ifade eder. İnsana akıl, irade, idrak, güzel konuşma, öğrenme ve Hakk’ı tanıma potansiyeli gibi eşsiz yetenekler lütfedilmiştir. Bu üstün yaratılış, insana yeryüzünde adaletle, iyilikle, merhametle ve kulluk bilinciyle yaşama sorumluluğu yükler.
Ancak hemen ardından gelen ayet-i kerimede şöyle buyrulur: “Sonrada onu esfel-i sâfilîne (aşağıların aşağısına) indirdik.” [2]
Bu ifade; insanın iman, güzel ahlak ve merhametten uzaklaştığında kendi öz değerini nasıl kaybettiğini ve manevi bir çöküşe sürüklendiğini anlatır.
Yapılan bilimsel araştırmalara göre elmas ve kömürün temel yapısı tamamen aynıdır; her iki madde de aslında saf karbondan oluşur. Onları birbirinden ayıran tek şey, atomlarının dizilişi ve kristalleşme biçimleridir. İşte aynı temel maddeden bir yanda göz alıcı bir elmas, diğer yanda ise kararan bir kömür doğar.
Aynı harflerle tamamen farklı kelimelerin yazılabilmesi gibi, aynı insan mahiyetinden de birbirine zıt meyveler çıkabilir. İnsan; ahsen-i takvîm sırrıyla bir elmas mahiyetinde yaratılmıştır. Kendisini rıza çizgisinden, istikamet hattından ve merhamet ikliminden dışarı çıkarırsa, kendi eliyle kendisini altüst eder; elmas kıymetindeki cevherini kömürleştirir.
Evet, insan olarak doğmak büyük bir lütuftur; fakat asıl mesele, bir ömür boyu insan olarak kalabilmektir. Allah’ın rızasını gözetebilmek, yaratılış gayesine uygun bir hayat sürmek ve kalbimizdeki o cevheri karartmadan muhafaza edebilmektir. İnsan kalabilmek; zor koşullarda bile vicdani, ahlaki ve insani değerleri koruyabilmektir.
Gelin bu hafta birlikte durup düşünelim: Hayatın hengamesi içinde kalbimizi dünyevi hırslarla karartıp “kömürleşmeye” mi terk ediyoruz, yoksa iyilikle, merhametle, adaletle ve güzel ahlakla ışıldayan bir “elmas” olarak kalmayı mı seçiyoruz?
Unutmayalım ki; insan kalabilmek, her gün yeniden yapılan bir tercihtir. Kalbimizi istikamet üzere tuttuğumuz, cevherimizi muhafaza ettiğimiz ve çevremize ışık saçtığımız bir ömür temennisiyle...
Gelecek hafta, Dur ve Düşün köşemizde yeni bir gönül durağında buluşmak dileğiyle...
Yüzünüzden tebessümün, kalbinizden doğruluk, merhamet ve huzurun eksik olmadığı günler dilerim.
Hoşça kalın, dostça kalın.
Dipnotlar:
[1] Tin Suresi, 4. Ayet
[2] Tin Suresi, 5. Ayet