O Kalpleri Birleştiren Sihirli Güçtür
Geçen hafta bu köşede, hayatın gürültülü ve yorucu temposu içinde yorulan ruhumuzu dinlendiren, omuzlardaki yükü hafifleten “İç Huzur ve Tevekkül” iklimine sığınmıştık. Her şeyi kontrol edemeyeceğimizi kabullenmenin ve elimizden gelen gayreti gösterdikten sonra sonuca teslim olmanın o sükûnetli zemininden hareketle; bu hafta, insan olmanın en zarif, en incelikli ve kalpleri birbirine en çok yakınlaştıran hâline, “Teşekkür” kavramına odaklanıyoruz.
Hayat, bazen bizi büyük mücadelelerin içine çeker; büyük hedefler, büyük koşturmacalar ve bitmek bilmeyen beklentiler arasında kaybolur gideriz. Oysa insanı ayakta tutan, ilişkileri tazeleyen ve ruhu besleyen mucizeler genellikle en küçük detaylarda, gözden kaçırdığımız o sıradan anlarda gizlidir. Sabah yudumlanan bir bardak kahvenin sıcaklığı, yolda yürürken yüzünüze esen rüzgâr, zor bir anınızda size uzanan dost bir el veya sadece sağlıklı nefes alabiliyor olmak... Teşekkür etmek, hayatın bize sunduğu bu sessiz armağanları fark etme ve onlara mukabele etme erdemidir.
Şükrün ve Teşekkürün İyileştirici Gücü
Modern insan, sahip olduklarından ziyade hep eksikliklerine odaklanmaya eğilimlidir. Bu durum, zihni sürekli bir tatminsizlik ve yorgunluk döngüsüne hapseder. Oysa “Teşekkür” ve kök bulduğu “şükür”, bardağın boş tarafına bakan gözleri, dolu tarafını görmeye davet eden köprüdür.
Dilimizle söylediğimiz sıradan bir “teşekkür ederim” ifadesi, karşı tarafın değerini tescil etmekle kalmaz, söyleyenin de kalbini genişletir. Çünkü teşekkür, kibirden arınmış bir tevazu ve hayatın bize lütfedilenlere karşı duyduğu derin bir minnettarlıktır. Birine teşekkür ettiğimizde, aradaki mesafeler erir, kırgınlıklar yumuşar ve bağlar güçlenir. Teşekkür eden insan, etrafındaki güzelliklerin çoğaldığını hayretle fark eder, çünkü minnettarlık, hayatın bereketini artıran görünmez bir mıknatıstır.
Dur ve Düşün
Gelin bu hafta birlikte durup düşünelim:
Hayatımızın koşturmacası içinde, etrafımızdaki güzellikleri ve bize yapılan küçük iyilikleri fark etmek için ne kadar zaman ayırıyoruz?
En son ne zaman, hiçbir karşılık beklemeksizin sadece varlığı için birine tüm içtenliğimizle teşekkür ettik?
Sahip olduklarımız için şükretmek yerine, sürekli eksik olanların yasını tutarak ruhumuzu ne kadar yoruyoruz?
Şurası bir gerçek ki, kalbinde minnettarlık barındırmayan, başkalarının emeğini ve hayatın hediyelerini görmezden gelen bir insan, iç huzurunu tam anlamıyla bulamaz. Teşekkür etmek, sadece bir nezaket kuralı değil, ruhun pasını silen, insanı insan kılan en asil erdemdir.
Gelecek Hafta, Dur ve Düşün köşemizde, insan ilişkilerinin en tatlı bağlarından biri olan ve hayatımıza neşe katan “Gülümsemek ve Tebessüm” konusunu ele alacağız.
Haftaya aynı köşede; kalbinizden teşekkürün, hayatınızdan huzurun eksik olmadığı günlerde yeniden buluşmak dileğiyle...
Hoşça kalın, dostça kalın.