Toplumsal Hayatın Gizli Harcı

Günlük hayatın keşmekeşi, iş telaşı ve şehir yaşamının üzerimize yüklediği o görünmez stres tabakası arasında çoğu zaman en temel insani erdemleri gözden kaçırıyoruz. Oysa eksikliğinde derin bir boşluk, kırgınlık ve toplumsal bir huzursuzluk hissettiğimiz şeylerin başında zarafet geliyor. Toplumları bir arada tutan, bireyler arasındaki gerilimi düşüren ve birlikte yaşamayı bir yük olmaktan çıkarıp zarafete dönüştüren görünmez güç, nezaket ve görgü kurallarında saklıdır.

Peki, nedir nezaket? Sadece öğretilmiş kalıpları tekrarlamak mı, yoksa protokol kurallarını harfiyen uygulamak mı? Şüphesiz ki gerçek nezaket, samimiyetle başlar. Karşındakine insan olduğu için değer vermek; onun varlığına, zamanına ve kişisel sınırlarına duyulan saygının davranışa yansımasıdır. Bir insanın yetişme tarzını, zihinsel olgunluğunu ve ruh inceliğini ortaya koyan en berrak ayna, hiç tartışmasız başkalarıyla kurduğu temasın niteliğidir.

İki Kelimenin Gücü

Görgü kuralları, sanılanın aksine bireysel özgürlüğü kısıtlayan ya da yapay sınırlar çizen katı kurallar zinciri değildir. Aksine, sosyal hayattaki görünmez trafiği düzenleyen, çatışmaları en aza indiren ve toplumsal huzuru tesis eden bir kılavuzdur. Ailede atılan ilk tohumlar; sokakta, iş yerinde, toplu taşıma aracında ve kamu binalarında somut birer tutuma dönüşür.

Sabah karşılaştığımız bir komşumuza verdiğimiz içten bir selam, bir hizmet karşılığında dile getirilen yürekten bir “teşekkür ederim”, haksız bir tutum sonrası sergilenen olgun bir “özür dilerim”... Bunlar sadece birer kelime değil; toplumsal dokudaki çatlakları onaran en güçlü harçtır. Karşımızdakini dinleme sabrı göstermek, söz kesmemek ve farklı fikirlere tahammül edebilmek ise görgünün zihinsel ve ahlaki boyutunu oluşturur.

Yozlaşan İletişim Dilimiz

Modern hayatın getirdiği hız, bireyselleşme ve her şeye anında ulaşma arzusu; ne yazık ki sabırsız ve sert bir iletişim dilini de beraberinde getirdi. Trafikte kornaya basma kolaycılığından, asansörde birbirimizin yüzüne bakmamaya kadar varan bir yabancılaşma içindeyiz. Sabırsızlığın ve hoşgörüsüzlüğün yükseldiği bu vasatta, en çok ihtiyaç duyduğumuz şey yine o kadim zarafetimizdir. Nezaket çekildiğinde; yerini kaba bir güç gösterisine, benmerkezci tutumlara ve iletişimsizliğe bırakmaktadır.

Oysa bir şehrin veya toplumun medeniyet seviyesi; yüksek binalarından ya da ekonomik göstergelerinden önce, insanlarının birbirine duyduğu saygıda saklıdır. Bir toplumda saygı ve nezaket ne kadar yaygınsa, güven ortamı da o derece kökleşir.

Gelin bu hafta bir durup düşünelim: En son ne zaman hiç tanımadığımız birine gülümsedik veya bir kapıyı arkamızdan gelen kişi için birkaç saniye tuttuk?

Gelecek Hafta: Dur ve Düşün köşemizde, insan ilişkilerinin ve toplumsal huzurun harcı olan “Sosyal Hayatta Saygı ve Nezaket Kuralları” konusunu ele alacağız. Günlük yaşamda yitirmeye yüz tuttuğumuz tatlı dili, güler yüzü, muhatabına değer veren zarafeti ve kurumsal hayatta nezaketin iş birliğine katkısını konuşacağız.

Haftaya aynı köşede; hayatın, emeğin ve vicdanın adaletini birlikte düşünmek dileğiyle...

Hoşça kalın, dostça kalın.