Üç farklı kelime ilk anda bana çok cazip geldi. Kelimeleri farklı şekillerde sıralayarak anlam alanlarına yenilikler katacağımı gördüm: adam olmak, hayal kurmak, hakikat denilen olgunun geniş dairesinde yer almak.

Hakikaten başlamayı öncelik olarak gördüm. Hakikati düşüncemin konusuna uygun olması olarak veren tarifi beğenirim. Düşüncemin konu olarak ele aldığı konular neler mi onları şöyle sıralayabilirim: aile, dil, ahlak, din, zanaatlar, bilimler, ekonomi ve devlet. Yıllar var ki bu mevzuları defalarca ele alır okur ve okuturum. Konunun düşünceye uyması akıl ve mantıkla alakalı buna yer yer sezgiyi de katar yol almaya devam ederim. Olay hakikati ve zaruri hakikat tasnifinde zaruri hakikatte ölçünün zorunluluğu akıl tarafından verilirken olay önceden bilinen bir hakikattir. Fizik, metafizik ve ahlaki hakikat sıralaması başlı başına bir düşünceyi gerektirir. Adam ise akıllı ve özgür iradeli bir varlığın tanımı iken hayale tanım aramak nafile.

Mehmet Kurtoğlu okuma gayretinde ilerleyen alan bir yazar. Okuyor sonra onları yazarak kendi yolunun işaret levhalarını paylaşıyor. Okur kitaplığında çıkan Hayal Ve Hakikat Adamları kitabı ön sözde samimi ifadelerle başlıyor “ Roman başta olmak üzere edebi eserler üzerinde yaptığım okumalardan meydana gelen bu eserde; Hannibal’dan Napolyan’a, Fouche’dan Dostoyevski’ye, Tolstoy’dan Said Nursi’ye, Hz.İsa’dan Shakesper’e, Sezai Karakoç’tan Nuri Pakdil ve Cahit Zarifoğlu’na kadar birçok büyük şahsiyete ve eserlerine yer verdim” diyerek bizi bilgilendiriyor.

Kurtoğlu edebi anlatımın teknikleri kitabında bizimle paylaşır güzel adlandırmalar yapar, duyu aktarması yanında doğa- insan aktarmalarına yer verir kinayenin yanında tarizler ve benzetmeler yaparken soyut ve somut anlatım arasında salınır durur.

Kesinlik ifade eden cümleler yanında neden sonuç, amaç sonuç ilişkisini görebilir açıklama ve karşılaştırmalarına katılıp katılmamakta seçici olduğumuzu da hissederiz. Üslup olarak kendini okutan bir yazar, içeriğe müdahale etmeden anlatımı onu okurken bir sonraki cümlenin tahmini zorlaştırıyor. Öz eleştiri yanında gözlemleriyle yazdığı metne yön vermesi yazarı tek düzey olmaktan kurtarırken düşsel öğeleri, çıkarımları, hayıflanmaları, yakınmaları da okuru diri ve duru tutuyor.

Yalın anlatımı özlülük ve doğallıkla kendi özgün yapısını oluşturan yazar akıca bir metinle bize yol gösteriyor. Şu satırlara bakalım “Dünya cenneti yaşamak isteyenler Paris’e koşmuştur. Jön Türklerin kaçışı biraz böyle değil midir? Elli yaşındaki Tanpınar, Paris’e ayak basar basmaz “ geç kaldığını” dile getirir” (sh.21) Yazar kitabının ilerleyen sayfalarında yerli eleştiriler yapar örneğin 173. Sh yapılan eleştiri kayda değer bu konuyu kitaptan okumanızı isterim.

Sezai Karakoç için şunları yazar Kurtoğlu “ Onun mütefekkir yönü, Mona Rosa ve birkaç duygu yüklü şiiri hariç, birçok şiirinde kendini hissettirir. Zira şiirlerini anlayabilmek için Kur’an’ı, İslam tarihini ve batı düşünce ve edebiyatını çok iyi bilmek gerekir. Özellikle de İslam ve kültür ve medeniyetini bilmeyenler onun şiirine sirayet edemez, ondan zevk alamazlar” (sh.217)

Yazarlarla şahsi dostluklarını anlatan yazarın Rasim Özdenören’i ziyareti kitapta yer alırken yazara katılmadığınız paragraflar da dikkatinizi çekecektir.