Aslında kimsenin ayağı, bacağı beni ilgilendirmez diyeceğim de, diyemiyorsun işte. Bir ucu bize dokununca, ister istemez duyarlılık gösteriyorsun.

Neticede bu ülkenin bir parçası, yerelde gazetecilik yapan kimseleriz.

Yoksa herkesin ayağı da, bacağı da kendine.

Diyoruz ama yine de kendimizi ulusal siyasetten soyutlayamıyoruz. Netice itibariyle hepimiz de oy kullanacağız, neticede hepimiz bu ülkenin huzuru, güvenliği ve bekası için uğraş verirken, siyasetsiz de olmuyor işte.

İster yemek masası olsun, ister çalışma masası. Ayakları mutlaka güçlü olacak. Yoksa ilk oturuşta çöker, kırılır, oturanlardan biri de yara alabilir. Kıçınız üzerine de düşebilirsiniz, başınızın üzerine de… En tehlikelisi hangisi derseniz, tabi ki kıçınız üzerine olanı derim.

*

Millet ittifakını oluşturan 6 partinin lideri çeşitli zamanlarda bir araya geliyor, cumhurbaşkanı adaylığı dâhil, ülkenin iç ve dış meselelerini tartışıyor, konuşuyorlar. İktidarı eleştiriyor, yanlışlarını paylaşıyor, gelecek için umut vaat etme adına düşüncelerini paylaşıyorlar. Ne yapabilirizi de…

Adı üzerinde ittifak. Bu ittifaktan ne çıkar, masanın 6 ayağından biri çatlak verir mi, biri kalkıp da ‘ben oyunda yokum, oynamıyorum!’ diye mızıkçılık yapar mı, bilemem. O ayaklardan paça olur mu, anlamam, bilmem. Bilsem yazarım da, o yetenek de bende yok!

*

Lafı yerele getireceğim.  Yani taşı gediğine koymak neyse, onu yapacağım.

İktidarı oluşturan milletvekilleri, belediye başkanları, teşkilat başkanları zaman zaman bir araya geliyor, aralarına birlik ve beraberlik mesajı vermek adına iktidar ortaklarının il başkanını da yanına alıyor, görüntü veriyorlar.

Ama nedense milletvekili sayın Sefer Aycan yok. Soruyorum, öğreniyorum aklı yetenlerden, ‘davet etmiyorlar, çağırmıyorlar, konuşmuyorlar, görüşmüyorlar…’ olunca,  sayın Sefer Aycan’ın birkaç gün önce, MÜSİAD’ın aşure etkinliğinde bir anda ortadan kayboluşunu, ‘birilerinin yüzünü görmek istemedi’ şeklinde yorumlanınca, insan içinden ‘acaba, gerçek mi?’ demek zorunda kalıyor.

Oturulmayacak, sohbet edilmeyecek, yola gidilmeyecek, yoldaş bile edilmeyecek adamı yanlarına alan iktidarın yerel cenahı, ortakları milletvekiline gelince, yok sayıyor, yok hükmünde görüyor olmalı ki, insan ister istemez, ‘hayırdır, aralarına kara kedi mi girdi?’ demekten kendini alamıyor.

Partinin il başkanı var, milletvekili yok! O da ne yapsın, o gazete senin, bu gazete benim dolaşıp duruyor garibim!

*

Ha, bunu yazdım ya, iktidar cenahından itirazalar yükselecek. Bana bazı haberlerin, bazı fotoğrafların karesini gönderecekler, ispat için, ‘bak bakalım, sen görmedin galiba’ diyecekler de, bende kül yutacak göz var mı?

Sefer Aycan, beyefendi, nazik insan. Yol, sefer adamı aslında, yola çıkılacak, yoldaşlık yapılacak isim iken, bugüne kadar akçeli işine rastlamadığımız, duymadığımız bu zarif insanı niye kenarda tutarlar, niye es geçerler, niye görmezden gelirler, anladıysam Arap olayım!

*

Millet ittifakına geliyorum tekrar. Yerelde il ve ilçe teşkilatları varken, neden onlar da bu şehrin, bu ülkemin âli, önemli ve gündemdeki sorunları için, çözüm önerileri için niye bir araya gelmezler?

Yoksa bir araya gelince, birbirlerine ev sahipliği yapınca, para harcamaktan, çay ısmarlamaktan mı korkuyorlar?

Tamam, birlikte yemek yemeyin, Nahırönü’lüler gibi birbirinizi ağırlamayın, para harcamayın, ama bir araya gelip, en azından birer çay-kahve muhabbeti ile insanlara bir görüntü verseniz, iktidara karşı bir güç gösterisinde bulunsanız, çok mu zor?

Havasını atıyor, forsundan istifade ediyor, ‘başkanım, başkanım’ denilmesinden tatmin, mutlu oluyorsunuz da, bir araya gelmek bu kadar mı zor geliyor nefsinize?

Muhalefette olmak, 6’lı masanın ayağını oluşturmak için bir araya gelecek zamanınız mı yok, fuzuli mi sayıyorsunuz, yoksa güçlü iktidara karşı daha fazla dayanacak gücünüzün olmadığını mı sanıyorsunuz?

Ya da inancınızı mı yitirdiniz, güven bunalımındasınız, iktidara karşı koyacak cesaretiniz mi yok?

Hangisi?