1. Merhaba. Yeni kitabınız hayırlı olsun, okuru bol olsun diyeyim önce. Bize yazı hayatından bahseder misin?

Teşekkür ederim. Altı Şubat depreminin silip süpürmesinin ardından Ali Büyükçapar olarak sancılı dönemlere tanıklığınızı dillendiren anılarınızı bir araya getirip Mülkü Beka adıyla bir kitap yayınlattınız yakın zamanda. Bu kitap da hayırlı olsun. Anı kitapları geçmişin, insanın, şehrin, tarihin bir belgesidir. Bu belgeyi bırakabilenlere imreniyorum.

Lise yıllarım anarşi, boykot, öğretmenlerin fraksiyonlu zihin dünyalarında bilgi aktarmadan çok ideoloji aşılamalara yönelik çabaları karşısında kendimi korumayla geçti. Benim de bir yöne meylim vardı, tek yönlü okumalar yapıyordum ama illa bu demeyen bir hayat akışım oldu. Üniversite yıllarında bir nebze, sonraki yıllarda farklı okumalara yöneldim.

Yazma merakım ise üniversite yıllarında günlük tutmayla başladı. Öğretmen olduğumdan her bir konuyu anlatınca öğrencilere uygulama yaptırmamız öneriliyordu. Ben yapabiliyor muyum, sorusuyla metinler hazırlar, sınıfta öğrencilerin uygulamalarından sonra kendi yazdığımı da ya okur ya da bir öğrenciye okuturdum. Beni yazmaya sevk eden bu ikisi oldu. Ardı ise debisini dolduracak miktarda ilgi duyduğum konularda araştırmalar, belge toplamalar, okumalar, sürekli kısa veya uzun not tutmalarla gelişti. Yazma ırmağımı şekillendirdi ve akıttı.

72274A78 Ea56 4C83 9B65 05A215588Cf0

2. Folklor üzerine yazıların ağırlıklı, edebiyatta halkın değerlerinin önemi nedir?

Folklor halk gelenek ve göreneklerini, inançlarını, efsanelerini, edebiyatlarını inceleyen bilim dalıdır. Halk tiyatrosu, halk müziği, halk oyunları, halk eğlenceleri, halk sporları, halk hekimliği, halk veterinerliği, halk meteorolojisi, halk botaniği, halk takvimi, zanaatlar, bir toplumda yaşayan insanlar ve alışkanlıkları, söylenegelen türkü, masal, fıkra, atasözü, bilmece, tekerleme, efsane, koşuk, oyun, dans; yani doğumdan ölüme kadar gelenek, görenek ve inançlar gibi varlıkları ve durumları inceleyip topluluğun yaşayış ve duygusunu anlamaya çalışan bilim dalıdır. Başka bir deyimle halka ait her şeye folklor denilebilir.

Yaşanılan bu hayatta yeme içme, gezme uyuma ne kadar gerekli ve önemliyse anlatma ve dinleme de hayatın vazgeçilmezleridir. Okuma ve yazmanın günümüz kadar yaygın olmadığı günleri yaşadı evrenimiz. İletişim ve ulaşımın kısıtlı günlerinde, şimdi folklor dediğimiz unsurlar hayatın vazgeçilmezleriydi. Köy odalarında, kahvelerde, panayır ve meydanlarda ya da ev sohbetlerinde bir araya gelenler bir veya birkaç kişiye nazarını çevirir; onların dudaklarından çıkan sözleri hayranlık, üzüntü, sevinç, kahkaha, ders alma halleriyle dinler, gerektiğinde hayatlarının bir parçası yaparlardı.

Günümüze geldiğimizde hızlı iletişim ve ulaşım çağındayız. Seri ve biraz da sersem bir yaşantı var evrenimizde. Bundan dolayı hızlı bir dönüşüm ve yenileşme içerisindeyiz. Ama insana baktığımızda eksilmeyen ve değişmeyen bir yanı var, eskiye ve geçmişe özlem. İşte folklor üzerine yazılar ve kitaplar burada yaş almışlar için devreye girip insanın bu yönünü tamamlıyor. Folklor unsurları çocuklar ve gençler için bir birikimin varlığını gösterip kendi bugünlerinin de yarın mazi olacağını zihinlerine işletiyor. Böylece halkın değerleri dediğimiz folklor unsurları yaşlı beyinleri avuturken taze beyinleri de yarınlara hazırlıyor yavaş yavaş.

3. Yazılarını nasıl oluşturuyorsun; belirli bir zaman, mekân tercihi var mı?

Günün şu saatinde şurada oturup yazayım diye bir seçiciliğim yok, zaten derslikler arası koşuşturmadan dolayı fırsatım da olamadı. Evde kitap okuyorsam ya kitabın üstüne yazarım ya da yanımda bulundurduğum kağıtlara notlar alırım. Evin dışında olduğumda, geçmişte koltuğumun altında bir defter, ceplerimde kalem kâğıt taşır; aklıma geleni, bir şahit olduğum olayı veya durumu üç beş cümle ile veya ortam müsait ise uzun uzadıya yazıp zaman zaman bunları gözden geçirip bağlantılı olanları bir arada zarflar veya dosyalardım. Hatta matbaada fişler yaptırmıştım, bu fişlere çokça notlar aldım. Çok iyi hatırlıyorum 1985 yılının yılbaşı gecesi bekar evimde arkadaşları misafir etmiş, bu fişlerden Dadaloğlu ve At konusunda bir makale yazmıştım. Yazılarımı daktilom olmadığı için tükenmez kalemle yazar, dergilere gönderirdim. Bu çalışmamı Kayseri’de yayınlanan Erciyes dergisine göndermiştim. Uzun süre yayınlanmayınca Kültür Bakanlığının yayın organı Milli Kültür dergisine okulda memurların bilgisayarında fırsat buldukça yazıp gönderdim. Milli Kültür dergisinin 1990 yılının 75. sayısında yayınlandı. Erciyes dergisi 2003 yılında Kayseri Özel Sayısı çıkarmış. Bu sayı elime ulaştığında yıllar önce kalemle yazdığım Dadaloğlu ve At konulu yazının arşivlerinden çıkarılıp yeniden yayınlandığını gördüm.

Şimdi cep telefonundan yararlanıyorum. Aklıma gelenleri hemen bulunduğum ortamda ya Word dosyasına yazıyorum veya ortam müsaitse sesli olarak söylüyorum, Word dosyasına yazılı olarak kaydoluyor. Sonra üzerinde düzeltme ve çalışmalar yapıyorum.

4. Edebi türler içinde fıkraların yeri nedir?

Sözlüğe baktığımızda fıkra kelimesinin birçok anlamı ve terim olarak kullanım yeri var. Bu eserim açısından fıkra halk edebiyatı ürünüdür. Kısa ve özlü anlatımı olan, nükteli, güldürücü küçük hikâye diye tanımlanır.

Edebi türler biçim olarak şiir ve nesir diye ayrılsa da bilgilendirici ve öğretici metinler (makale, deneme, fıkra…), sanatsal ve öyküleyici metinler (masal, destan, mesnevi, hikâye, roman, tiyatro, fıkra…) diye de açıklanır.

Edebi türler arasında fıkra bu yönüyle ikiye ayrılıyor. Gazete köşe yazılarına fıkra deniyordu. Şimdi böyle bir adlandırma kalmamış gibi. Bir de benim de ilgi saham olan günlük hayatta nükte ve latife diye de adlandırılan özlü anlatımı olan, nükteli ve güldürücü kısa hikâyeler edebi türler içinde fıkradır. Bu yönüyle fıkra, folklorun araştırma alanı içinde halk edebiyatı ürünüdür.

Sözlü edebiyat türleri arasında ortaya çıkan fıkra, kendine özgü kompozisyonu ile öteki türlerden ayrılır. Anlatım sırasında, kelimelerin seçimi, tasvir biçimi, diyalog çatısı, konu seçimi ve hedef belirlemesi, fıkraya küçük hacimli kompozisyonu içinde farklılık kazandırıyor. Fıkra sadece sözlü anlatım, konuşma ve sohbet durumlarında değil; aynı zamanda, yazılı anlatım türleri arasında da kendine yer bulmuştur.

Anlatımda yüklendiği görevlerin çeşitliliği ve çekiciliği, konuların gerçek hayat sahneleri ile olan bağı, ifade etkinliği fıkralara, her durumda başvuru açısından bir vazgeçilmezlik, kullanım gücü katmıştır.

5. Türk edebiyatında fıkra deyince kimler akla gelir?

İstisnasız Nasrettin Hoca’nın geldiğini herkes söyler. Temel, Dursun, İncili Çavuş, Bektaşi ve avcı fıkraları yaygındır bütün Anadolu’da. Bir de bunlar kadar mahalli fıkralar ve kahramanları vardır. Bölgeseldirler ve daha yerel olarak akla gelirler.

Çocukluğumda Tatvan ve Ahlat’ta anlatılan Abo dayı fıkralarını az sayıda da olsa halen unutamıyorum. İnsanın zihin dünyasına ayrı bir tat veriyor.

Üniversite öğrenciliğim Erzurum’da geçti. Naim Hoca vaaz ve hutbelerinde fıkra anlatır, konuşma üslubu ve davranış biçimiyle cemaati ders verirken güldürürdü. Nüktedandı, şairdi, sözünü esirgemeyen bir yapısı vardı. Bilgili, kültürlü, gösterişten uzak yaşar, mütevazılığı ile dikkat çekerdi. Sonradan anlatıları ve kendine danışanlara verdiği cevapları yazı dünyasına aktarılıp kitaplaştı, böylece bir mizah ve fıkra kahramanı ortaya çıktı. Kırk beş yıl önce Naim Hoca’nın yazılı kaynaklarda bir mizah ve fıkra kahramanı olacağı kimsenin aklına gelmezdi ama bugünün kaynaklarında yer aldı.

Yetmiş yıl öncesi Kahramanmaraş’ta Müftü Hafız Ali Efendi’ye ait nükteler, mizahlar anlatılıyordu. Bunlar da zaman içinde fıkralaştı, bir kısmını Kahramanmaraş Söz İncileri kitabımda yayınladım. Ökkeş Bilal, Ziver Tekerek ve adı sanı unutulan binlerce mizah, nükte ve fıkra kahramanına rahmetle olsun.

Türk edebiyatında fıkra deyince Ökkeş edenin de listede yer alması ve akla gelmesi dileğiyle bu kitabı hazırladım.

6. Gülmece ile trajedi arasında nasıl bir bağ var?

Her ikisi de konu itibariyle yakın veya uzak geçmişe ve tarihsel olaylara dayanırlar. Sevinçli veya kederli düşünüşleri ele alan birer edebiyat dalıdırlar. Gülmece; kaynaklardan mizahı, nükteli sonuçlara gidenleri alır ve işlerken gülen yüzü yansıtır. Trajedi ise ağlatıcı ve acı sonuçlara gidenleri alıp ilerken korku ve acıma hislerini uyandırarak kötü duygulardan arındırmayı amaçlar. Aslında ikisi de hayatın ta kendisidir, kişiyi veya kişileri bilinçlendirmeyi amaçlarlar. Akış ve etki yönleri farklıdır.

I M G 20180718 W A0003

7. Zor vakitlerimiz hiç bitmiyor; hep üzüntü, keder. Sen bu komik olaylara nasıl vakıf oluyorsun?

Yazdıklarımın içeriği sadece zor zamanlarda değil, günlük sıradan yaşantımda bir kelebek olup ateşin etrafında, Mevlevi dergahında veya baharda çiçeklerin etrafındaymış gibi zihnimde fır fır döner, arının kovana çiçek özünün hamını götürmesi gibi kendilerini bir tarafa not ettirirler. Yani hayatın içinde yavaş veya hızlı, kederli veya sevinçli, hasta veya sağlıklı yaşarken elde ettiklerimdir yazdıklarım.

Bana göre hayat bulunulan an, nefes alıp verilendir. Bu anın uzamasıyla insan bebeklik, çocukluk, gençlik, olgunluk, yaşlılık yani ileri yaşları görür. Bu süreç içinde insan sadece koşturan, acı çeken, yük taşıyan değil. Huzur bulan, gülen, mutlu olandır da aynı zamanda.

Her insanın bakış açısı kişinin yaşayışını yani keder ve mutluluğunu belirliyor. Acılar, zahmetler biter; lezzetler kalır artlarında. Hayata dolu taraftan bakınca bir işin yanında veya içinde diğer bir işi yapıyor ve bundan da bir sonuç alabiliyorsan budur elde edilen kazanç.

Kendimden örnek verecek olursam sınıfta öğrenci ile ders muhabbetindeyken dikkatimi çeken bir cümle, davranışı masamda açık duran defterin veya kâğıdın üzerine sıcağı sıcağına not alıp daha sonra bunu okurken o sahneyi yeniden yaşamam benim için en güzel huzurdur. İşte buna benzer huzur vericilerle yazarlık yolunda ilerlerken yeni yeni sahneleri ya yaşadım ya okudum ya da dinledim. Aslında çok kederlenmeyen, içine atmayan biri değilim; acı ve keder bir süre beni etkilerlerse de ondan sıyrılmada yazmalarım bana merhem, bir hap oldular ve oluyorlar.

8. Ciddiyet hayatın neresinde olursa vakar olur?

İnsanlar yaratılışları gereği çok farklıdırlar. Kibar, tez canlı, sabırlı, hoşgörülü, umursamaz… Ciddiyet ve vakar da bunlar arasında yer alır.

Ciddiyet; ağırbaşlı, sakin, dikkatli ve çalışkan olma halidir. Gereksiz konuşma, yersiz gülme, ölçüsüzce el ve dil şakaları yapma, edep ve hürmet kurallarına uymama gibi hareketler ciddiyete aykırıdır.

Ağırbaşlılık anlamını barındıran vakar kelimesi ise sözlüğe girmeyen ayrı bir kullanım güzelliğiyle haysiyeti koruma, dikkatli davranma, şeref sahibi olma ve heybet anlamlarını taşıyor. Bulunulan yerin ölçü ve kurallarını koruma ve asla hafifmeşrep olmama gibi özelliklerin insan tabiatına yerleşmesi vakarlı olma halidir.

Sosyal hayatta kişiyi değerli kılan olumlu davranışların bütünü olan ciddiyet ve vakarlı olma, ölçülü şaka yapmaya engel değildir. Sosyal hayatta ölçüsüz şaka, hafif davranışlar ve laubaliliğe karşı bir sınır konulması kibir değil, kişi için bilakis ciddiyet ve vakardır. Kişinin nerede, nasıl davranması gerektiğini bilmesi iç dünyasının samimiyetini dışa yansıtır.

Bir amirin makamındaki ciddiyeti vakardır, güzel bir davranıştır ama dışarıda ve evindeki ciddiyeti kibirdir. Makamda ciddiyet ve vakar göstermek, insanlara karşı asık suratlı olma, kırma ve mesafe koyma anlamına gelmez. Makam sahibi olan kişi, güler yüzüyle, yumuşak huyu ile vakar ve ciddiyetini koruyabilir. Yılışık ve laubali olma ile güler yüzlü ve yumuşak huylu olma aynı şey değildir.

Mizah, ciddiyete ve vakara engel midir? Öncelikle ciddiyet buz gibi soğuk davranışla karıştırılmamalı. Mizahın güzeli, davranış ve sözün ölçüsünde ciddiyet yörüngeli olanıdır.

Bana göre fıkralarda mizah ve latife; düşünme, ders alma, ders çıkarma edalı nüktelerle olmalıdır. Bu açıdan nükte ve latife sadece güldürmek, hoplayıp zıplamayı sağlamak ve kahkaha attırmak değildir. Gereğinden fazla yapılan şaka ve latife yılışıklığa, insanları kırmaya sebep olması bakımından sakıncalıdır. İnsanların onurunu yaralayarak saygı ve vakar elde edilemez. Bu açıdan “Latife latif gerek.” anlayışı çok önemlidir. Bir diğer husus da latife (şaka) veya nüktede yalan söz bulunmamalıdır.

Peygamber Efendimiz de şaka yapmıştır. Onun şakaları ciddi, ağırbaşlı, ortama uygun davranma biçimindedir. Yerine göre konuşan, yerine göre susan, yeri geldiğinde tebessüm eden kişi vakarlı kişidir. Vakar, herkes tarafından sevilmeyi ve hürmet görmeyi sağlayan bir ahlaktır. Ağırbaşlılık, ciddiyet, itibarlılık, saygınlıktır. Bir kişinin vakar sahibi olması, onu hem kendi içinde hem de çevresinde olgun ve dengeli kılar.

Vakar, kişinin bulunduğu yere uygun bir ciddiyet göstermesi, ağırbaşlı olması, temkinli davranması, kişiliğin gereğini hakkı ile koruması; kıssaca hafif meşrep olmama halidir. Halk arasında ağırbaşlılık olarak bilinen vakar, sahibine hürmet duyguları kazandıran bir fazilet halidir.

Ökkeş Ede Fıkraları’nda ciddiyetli ve vakarlı olma hali ne ölçüdedir, buna okuyucu karar verecektir.

9. Ökkeş tiplemesiyle ne yapmak istedin?

Türkiye’nin dört bir yanında, hatta her şehrin merkezinde, ilçelerinde ve köylerinde onlarca fıkra kültürü var. Bu çalışmada Kahramanmaraş merkez, ilçe ve köylerine ait fıkraları bir çatı altında toplarken bir kahraman etrafında şekillendirmek istedim. Bir tip etrafında anlatılan fıkraların daha uzun soluklu yaşadıklarını ve kimlik oluşturduklarını Nasrettin Hoca örneğinde çok iyi gözlemliyoruz. Kahramanmaraş’ın da kendine ait var olan bir tipi ve lakabını bilinçli bir şekilde birleştirerek Ökkeş ede etrafında fıkraları yeniden kaleme aldım. Nasrettin Hoca’dan farklı olarak çocukluğundan yaşlılığına doğru bir hayat çizgisi oluşturdum. Bu çizgide fakir, zengin; bekar, evli; çoban, işçi, hamal, çırak, usta, muhtar, çiftçi, esnaf gibi çok yönleriyle bir karakter ortaya koymaya çalıştım.

Bu eserle bir karakter etrafında birbirinden ilginç içeriklere sahip fıkraların hem okunmasını hem işitilince etkili olmasını sağlarken sonraki nesillere bir tip imajı bırakmak istedim. Başarılı olup olmadığımı okuyucu ve dinleyici birlikte karar verecek, kalem erbapları da yorumlayacaklardır.

10. Kitapta uyarlamalar daha ziyade Nasreddin Hoca ağırlıklı. Yeni fıkra üretimi mümkün mü, bunun yolu nedir?

Ökkeş ede fıkralarıyla amacım Nasrettin Hoca gibi unutulmaz bir karakter oluşturmaktır. Farklı fıkra üretilebilir ama ben bir çizgi üzerinde yoğunlaştım. Farklı kişiler adına anlatılan fıkraları, nükte ve mizahları tek tiple yeniden oluşturdum.

Üretim yapmada birinci öncelik birikim ve gönül vermedir. Benim için Kahramanmaraş Söz İncileri kitabım Ökkeş Ede Fıkraları’nın öncü sesi oldu. İki baskı yaptı. Kahramanmaraş Milli Eğitim Müdürlüğü ve Onikişubat Belediyesinin ortak yürüttüğü 2023-2024 Eğitim Öğretim Yılı Kahramanmaraş Bilgiyle Buluşuyor Projesi Kitap Okuma Yarışmasında 6. sınıflara okutulan beş kitap arasında yer aldı.

Kahramanmaraş’ta yeni fıkralar üretilebilir. Çünkü üretim çeşitliliği var. Tarhana, firik, dondurma, biber yani tarım ürünleri; tekstil, bakır, çelik eşya, oymacılık yani sanayi ürünleri; kurtuluş, deprem gibi konularda fıkralar anlatılagelmektedir. Bunların her biriyle ilgili önce derleme, sonra da fıkra çalışmaları yapılabilir.

Benim için Ökkeş Ede Fıkraları kitabı yayınlandı, çalışma bitti mi? Hayır. Yeni derleme ve uyarlamalara devam ediyorum.

11. Teşekkürler.

Bana yer ve zaman ayıran Ali Bey’in şahsında okuyuculara da teşekkür ediyorum.

.