Bir şehrin aynası sokaklarıdır. Kaldırımlarda biriken plastik şişeler, park köşelerine savrulmuş çekirdek kabukları, yol kenarlarına bırakılmış sigara izmaritleri… Bunların her biri bize sadece çevre kirliliğini değil, ortak yaşam bilincimizdeki eksikliği de gösterir. Çünkü yere atılan her çöp, aslında toplumsal sorumluluğumuzdan kopan küçük bir parçadır.
Sokaklar, parklar, sahiller hepimizin ortak alanıdır. Kendi evimizin salonuna çöp atmayı nasıl aklımızdan geçirmiyorsak, yaşadığımız şehre de aynı özeni göstermek zorundayız. Şehir dediğimiz yer, milyonlarca insanın ortak evidir. O halde bu eve gösterdiğimiz saygı, karakterimizin en açık göstergesidir.
Çoğu zaman başka ülkelere gittiğimizde tertemiz caddelere hayran kalırız. “Ne kadar düzenli, ne kadar temiz” deriz. Oysa o düzen, bir günde oluşmaz. O temizlik, bireylerin tek tek gösterdiği hassasiyetin sonucudur. Bu mesele başkasından beklenerek değil, kişinin kendisinden başlayarak çözülür. Herkes kendi sorumluluğunu yerine getirdiğinde, şehir zaten olması gerektiği gibi olur.
Bir diğer önemli nokta ise örnek olma meselesidir. Çocuklar nasihatleri değil, davranışları taklit eder. Eğer bizler çöp atmayı sıradanlaştırırsak, onlar da bunu normal kabul eder. Ama bilinçli bir duruş sergilersek, gelecek nesillere temiz bir çevre ve güçlü bir sorumluluk bilinci bırakırız.
Unutmamalıyız ki medeniyet; büyük sözlerde değil, küçük davranışlarda gizlidir. Çöpü cebimizde ya da çantamızda taşıyıp ilk çöp kutusuna atmak zor değildir. Zor olan alışkanlıklarımızı değiştirmemektir. Oysa gerçek değişim, tam da burada başlar.
Şehrin sokakları nasıl görünüyorsa, aslında biz de öyle görünürüz.