Çok çetrefilli bir alana neresinden girilebilirse oradan girmek istiyorum. Bu giriş noktasının tespiti diğer anlatıp yazacağım konunun zeminini oluşturacak. İnsan diye başlıyorum buradan her olguyu insana göre tanımladığımı düşünmüyorum bunun nedeni çok zor. İnsan olarak insan üstü bir programın kodlarını kendi özümde bulmam bunun en önemli faktörü.
İnsan nesli olarak elli bin yıllık bir serüvenin ayak izlerini görebiliyorum. Canlı varlığımız ise sonsuzluk içinde devinip duruyor. Maddi yapının taşa toprağa havaya suya karışmasının elim acılarını duyan ruhsal yapımın enerjisel oluşumunu anlamam müşkil. Zıtlar arasında var olan ahengin hayatın özü olduğu hakikatine ermek her insana nasip olmuyor. Biyolojik varlık boyutunda yaşarken çekilmesi gereken çileler çoğu insanı bu yoldan uzaklaştırıp oyun eğlenceye daldırırken beşeriliğini adamlığa çevirmenin ne zor olduğu da ortaya çıkıyor.
Gerçek, hakikat ve değer olgularının genel çerçevesi hayatın anlamlı kılarken hangi tarafta yer almamız gerektiği de imtihan olarak karşımıza çıkıyor.
Metafiziği kabul ediyorum tanrı merkezli bir hayatı ölçü olarak ele alıyor ve yaratılış olgusunun inanç boyutuna da iman ediyorum.
Bu temel parametreleri böyle koymakla yola koyulup ele aldığım mevzuya bir şekil vereceğimi düşünüyorum. Aile ortamında doğduğumu tespitle akabinde dil, ahlak, din, zanaatlar, bilimler, ekonomi, hukuk, devlet ve estetik olgularına ulaştığımı biliyorum.
Kendi özümü tekrar döndüğümde ise karşıma çıkan olguları şu şekilde sıralıyorum: tanrı, akıl, ruh, kurumlar, ihtiyaç, duygu, değerler ve doğa. Bunları bilmek beni var oluşa, ölümsüzlüğe , güç sahibi olmaya, duyguların hazzına, dünya düzeni ve tanrının huzuruna götürüyor. İnsan olarak bu alanlar ise büyük mücadelelerle çevrili işte onlar da şunlar: bilgi, korku, beslenme, güvenlik, savaş, güç, hak, adalet, yasa, düzen, tanrı ve kimlik.
Yazının genelini böyle tespit ettikten sonra insanın şekil vererek biyolojik varlığını koruma uğruna her gün yapması gereken işleri bilmesi de gerekiyor. Yerleşik yaşama geçmekle başlayan düşünce uğraşıları varlık, bilgi ve ahlak denilen üçlü bir yapının içinde cevelan eder. Estetik Grekçe bir kelime olup duyular anlamına gelir. Mantığın aksine açık ve seçik olmayan bilgiyi, duygusal alana ilişkin( sensitiv) bilgiyi konu alır. Yalnız, sözkonusu alanda meydana gelen bütün bilgiyi değil o alanda oluşan güzellik fenomenini bilgisini ortaya koymaya çalışır. Estetiği güzellik felsefesi diyebiliriz. Güzellik ve doğruluk, güzellik ve iyilik, güzellik ve yücelik bunun alt dallarıdır. İşte bu durum sanat denilen olguyu ortaya çıkarır ki oradan da sanat eseri,sanatçı ya ulaşırız. Sanat türleri müzik, biçimleyici sanatlar: resim, heykel, mimarlık. Söz sanatları: şiir, hikaye/ roman, piyes. Sahne sanatları: dans ve bale, mim sanatı, tiyatro, opera. Görüntü sanatları: karikatür, hüsnü hat, tezhip. Perde sanatları, sinema,
Geniş bir alanın zihnimde oluşturduklarını sıralayarak şunları söylemek istiyorum.
Kentli insanın olduğu yerde estetikten söz edilebilir. Maddi refahın oluşturduğu alan zamanla düşünce zenginliğine kapı aralar. Taşra kent değildir. Dünya tarihi kent merkezli bir uygarlıkla bugüne gelmiştir. Köylülük adı verilen yaşam biçimin asla bir estetik biçim oluşturamaz. Yaşadığımız coğrafya kent merkezli olmaktan uzaktır ne yazık ki önceliğimiz hâlâ biyolojiktir.