Geçtiğimiz hafta liyakati, adaletin pratikteki karşılığı ve ilahi bir emanet olarak tanımlamıştık. Ancak liyakat sadece kâğıt üzerinde bir seçim kriteri değil, bir toplumun can damarıdır. Bu damar tıkandığında toplumsal bünyede geri dönülemez hasarlar oluşmaya başlar. Bugün, liyakatsizliğin maliyetini ve bu omurgayı adaletin sarsılmaz sembolleriyle yeniden nasıl doğrultabileceğimizi konuşma vaktidir.

Adaletin Kandili: Hz. Ömer Hassasiyeti

Liyakatten bahsederken, adalet timsali Hz. Ömer’in yönetim anlayışına bakmak, pusulamızı doğru yöne çevirmek demektir. Onun meşhur; “Fırat’ın kenarında bir kuzuyu kurt kapsa, korkarım ki Allah onun hesabını Ömer’den sorar,” anlayışı, sadece bir merhamet göstergesi değil, aynı zamanda liyakatin en uç noktasıdır.

Bu söz bize şunu fısıldar: Bir makamda oturuyorsanız, o işin her detayından sorumlusunuzdur. Eğer o işi yapacak ehliyete sahip değilseniz veya o işi yapacak en doğru kişiyi seçmemişseniz, kaybedilen her değerin vebali omuzlarınızdadır. Hz. Ömer için liyakat; yakınlık, akrabalık veya dostlukla değil, “sorumluluğu taşıma gücü” ile ölçülürdü. O, devlet işlerini yürütürken kendi şahsi işleri için ayrı, devlet işleri için ayrı mum yakacak kadar ince bir liyakat ve adalet süzgecine sahipti.

Liyakatin gözetilmediği her kurum, dışarıdan ne kadar görkemli görünürse görünsün, içeriden çürümeye mahkûmdur. Bir makama, o işi en iyi yapanın değil de, en güçlü referansa sahip olan biri atanırsa, hem o kuruma hem de o kurumdan hizmet alan insanımıza yazık edilmiş olur.

İşinin ehli olan, alın teri döken bireyler; emeğinin karşılık bulmadığını gördüğünde ya sistemden uzaklaşır ya da “sessiz istifa” ile ruhunu işinden çeker. Liyakatsizlik, liyakatli insanları kendi vatanında mülteci durumuna düşürür. Kendi kurumunda veya işletmesinde emeği görmezden gelinen beyinler, aslında yarınlarımızı inşa edecek olan asıl gücümüzdür. Onları kaybetmek, bir medeniyetin hafızasını ve enerjisini kaybetmesidir.

İstihdam mı, İstifade mi?

Modern yönetimlerin en büyük yanılgısı, bir görevi sadece bir “koltuk doldurma” veya birilerine “imkân sağlama” (istihdam) aracı olarak görmesidir. Oysa asıl amaç, o kişiden ve bilgisinden toplumun en üst düzeyde “istifade etmesi” olmalıdır.

  • Eğer bir sistem, sadakati yeteneğin önüne koyuyorsa; o sistem eleştiriye kapanır ve hatalar silsilesi başlar.
  • Gerçek sadakat, yanlışa “yanlış” diyebilecek kadar işine ve etik değerlerine bağlı olmaktır. Körleşmiş bir sadakat, geminin kayalıklara çarptığını görse bile susmayı tercih eder; oysa liyakat sahibi olan, gemiyi kurtarmak için dümene geçer.

Yarınları Kim İnşa Edecek?

Tarih, liyakati terk eden ve adaleti sadece dilde bırakan yapıların yıkılış sahneleriyle doludur. Hz. Ömer’in adaleti, sadece bir dönem yaşanmış bir anı değil, kıyamete kadar sürecek bir yönetim manifestosudur. Bu manifestonun kaynağı ise sarsılmaz bir ilahi emirdir. Nisa Suresi 58. ayette buyurulan; “Allah size, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder,” uyarısı, liyakatin bir tercih değil, bir zorunluluk olduğunu tesciller.

Çünkü liyakat, bir lütuf değil, bir haktır. Çünkü liyakat biterse adalet ölür; adalet ölürse medeniyet çöker…