Bir çağın fotoğrafını çek deseler, muhtemelen kalabalıklar içinde kulaklıkları takılı, ekranlara gömülmüş insanlar çıkar karşımıza. Herkes konuşuyor; sosyal medyada, iş toplantılarında, aile sofralarında… Ama kim gerçekten dinliyor?

Dinlemek, sandığımız kadar basit bir eylem değil. Kulaklarımız açıkken zihnimiz çoğu zaman kapalı. Karşımızdaki konuşurken biz cevabımızı hazırlıyoruz. Onu anlamaya değil, ona karşılık vermeye odaklanıyoruz. Oysa iyi bir dinleyici olmak, sadece sessiz kalmak değil; karşındakine “Seni görüyorum, seni duyuyorum ve söylediklerin benim için değerli” demenin başka bir yoludur.

Dinlemek: Pasif Değil, Aktif Bir Eylem

Toplumda dinlemek genellikle pasif bir tutum gibi algılanır. Oysa dinlemek, ciddi bir zihinsel ve duygusal emek ister. Karşındakinin kelimelerine, ses tonuna, mimiklerine, hatta bazen suskunluklarına bile dikkat etmeyi gerektirir. Bunu yapabilmek için de önce kendi iç sesimizi kısmayı öğrenmemiz gerekir.

Hepimizin içinde konuşmaya hevesli bir anlatıcı var. Birisi derdini anlatırken “Ben de bunu yaşamıştım” diye başlayan cümleler dökülür ağzımızdan. İyi niyetlidir belki, ama çoğu zaman karşımızdakinin alanını işgal eder. O an karşı tarafın ihtiyacı kendi hikâyemizi dinlemek değil, kendi hikâyesinin duyulmasıdır.

Dinlemek Bir İkramdır

Birine gerçekten kulak vermek, ona zaman ve dikkat ikram etmektir. Günümüz dünyasında zaman en pahalı şey. Birine “Seni dinliyorum” demek, “Şu an sen benim önceliğimsin” demektir. Bu yüzden iyi dinleyiciler etrafında güven duygusu oluşturur. İnsanlar onlara içini dökerken daha az çekinir; çünkü yargılanmayacaklarını, aceleyle susturulmayacaklarını bilirler.

İyi bir dinleyici olmak, ilişkileri derinleştirir. Dostlukları sağlamlaştırır, aile içindeki görünmez duvarları yıkar, iş hayatında ise çatışmaları azaltır. Birçok tartışmanın temelinde aslında anlaşmazlık değil, anlaşılmama duygusu yatar. İnsanlar çoğu zaman haklı olmak istediklerinden değil, anlaşılmak istediklerinden seslerini yükseltir.

Gerçek Dinlemenin Önündeki Engeller

İyi dinlemenin önündeki en büyük engel aceledir. Hız çağında yaşıyoruz. Mesajlar kısa, videolar hızlı, sabır aralığımız dar. Birinin uzun uzun konuşması “vakit kaybı” gibi gelir. Oysa bazen birinin toparlanarak konuşabilmesi için zamana ihtiyacı vardır. Onu bölmek, aslında “Senin duyguların benim hızım kadar önemli değil” demenin kibar hâlidir.

Bir diğer engel de önyargıdır. Karşımızdaki konuşmaya başlar başlamaz onu etiketleriz: “Zaten hep abartır”, “Bu konularda çok dramatiktir”, “Yine şikâyet edecek.” Bu etiketler kulağımıza görünmez bir tıkaç olur. Söylenenleri değil, kafamızdaki ön kabulleri duyarız.

İyi Bir Dinleyici Olmak Öğrenilebilir

İyi haber şu, dinlemek doğuştan gelen bir yetenek değil, geliştirilebilen bir beceridir. Bunun için küçük ama etkili alışkanlıklar edinilebilir:

Göz teması kurmak: Karşındakine “buradayım” mesajı verir.

Bölmeden dinlemek: Cümlesi bitmeden araya girmemek, sabır kasını güçlendirir.

Yargılamadan dinlemek: Katılmasak bile anlamaya çalışmak, güven inşa eder.

Geri yansıtmak: “Yani şunu mu demek istiyorsun?” gibi cümlelerle anladığını göstermek, yanlış anlaşılmaları azaltır. Çözüm dayatmamak: Her anlatılan sorun çözüm beklemez; bazen sadece anlaşılmak ister.

Sessizliğin Dili

Bazen en iyi dinleme, tek kelime etmeden yapılanıdır. Karşındaki ağlarken öğüt vermek yerine yanında sessizce durabilmek, çoğu cümleden daha şefkatlidir. Sessizlik, ilgisizlik değildir; doğru yerde bırakıldığında en güçlü eşliktir.

Daha çok konuştuğumuz değil, daha iyi dinlediğimiz bir dünyada yaşasaydık belki de daha az kırılır, daha az kırardık. İyi bir dinleyici olmak, başkasına sunulan bir lütuf gibi görünse de aslında insanın kendine yaptığı bir iyiliktir. Çünkü gerçekten dinlemeyi öğrenen biri, sadece başkalarını değil, kendi iç sesini de daha berrak duymaya başlar.