Hz. Musa ile Firavun arasındaki hak-batıl mücadelesi sadece tarihte yaşanmış bir olay değil; her insanın içinde her gün devam eden bir savaştır. Musa (as), hakkı, vicdanı ve imanı temsil ederken; Firavun, kibri, nefsi ve inkârı temsil eder.

Her birimizin içinde iyiliğe çağıran bir ses vardır; kalbimiz ve vicdanımız bizi doğruya yönlendirir. Buna karşılık nefsimiz, tıpkı Firavun gibi büyüklük taslar. Yanına şeytanı da alarak bizi hak yoldan uzaklaştırmaya çalışır. Zaman zaman bu iç savaşta yenildiğimizi sansak da, samimi bir mümin için asıl galip olan yine hak olur.

İnsan hayatı tercihlerden ibarettir. Ya adaletin, hakkın ve merhametin yanında dururuz ya da nefsimizin isteklerine teslim oluruz. Her seçim anı, içimizdeki Musa’yı güçlendirme ya da Firavun’a alan açma imtihanıdır.

Rabbimiz tövbe kapısını açık tutarak bize umut vermiştir. Yeter ki ümitsizliğe düşmeyelim ve açık ya da gizli hatalarımıza karşı uyanık olalım. İçimizde gizlenen şahsiyetlerin hangisini dışa vuracağımıza ancak biz karar veririz. Bazen nefsimize yenik düşüp içimizdeki Firavun’a uysak da, günün sonunda yine Musa’yı bulmak ümidiyle yaşayalım ve mutlak Hakk’a yönelelim. Çünkü Hak, bağışlayandır ve ondan başka sığınacak liman yoktur.

Zor bir çağda yaşıyoruz; günahların sıradanlaştığı bir zamanda… Bu yüzden içimizdeki Musa’ya sahip çıkmak her zamankinden daha önemli. Bu kolay değil, ancak samimi bir dua ve diri bir imanla mümkündür.

Gerçek zafer, insanın kendi içindeki Firavun’u yenmesidir.