Geçtiğimiz günlerde İstanbul’da, Galatasaray Lisesi’nin tarihi atmosferinde düzenlenen ceviz temalı önemli bir programa katılma fırsatı bulduk. Türkiye genelinde faaliyet gösteren Ceviz Üreticileri Kooperatifi tarafından düzenlenen bu buluşmada, Kahramanmaraş Ceviz Diyarı Kooperatifi’ni temsilen yer aldık. Ancak salondan ayrılırken aklımda kalan şey yalnızca ceviz değildi.
Bir kez daha gördüm ki günümüzde mesele sadece üretmek değil. Mesele, ürettiğin değeri görünür kılabilmek. Mesele, onu doğru insanlarla buluşturabilmek. Mesele, sahip olduğun değeri geleceğe taşıyabilmek. Bugün dünya yalnızca ürünlerin yarıştığı bir yer değil. Şehirlerin, fikirlerin ve hikâyelerin de yarıştığı bir çağın içerisindeyiz. Bir ürün ne kadar kaliteli olursa olsun, eğer doğru anlatılamıyorsa hak ettiği yere ulaşması kolay olmuyor. Panel boyunca markalaşma, pazarlama ve görünürlük üzerine önemli değerlendirmeler yapıldı. Fakat benim en çok dikkatimi çeken konu hikâyenin gücü oldu. Çünkü artık insanlar yalnızca ürün satın almıyor. Güven satın alıyor. Kimlik satın alıyor. Hikâye satın alıyor.
Bir ürünün nerede yetiştiğini, hangi emeğin ürünü olduğunu, onu farklı kılan özelliklerin ne olduğunu bilmek istiyor. İşte bu noktada Kahramanmaraş’ın önemli bir avantajı olduğunu düşünüyorum. Biz yalnızca ceviz üreten bir şehir değiliz. Biz cevizi yaşayan bir şehiriz. Onu mutfağına taşıyan, lezzete dönüştüren, kültürünün bir parçası hâline getiren bir şehiriz. Galatasaray Lisesi’ndeki buluşmada da bunu anlatmaya çalıştık. Götürdüğümüz ürünlerle yalnızca bir ikramda bulunmadık; Kahramanmaraş’ın üretim kültürünü ve gastronomik birikimini de temsil ettik. Gün boyunca sektör temsilcileriyle, üreticilerle ve firma yöneticileriyle görüşme fırsatı bulduk. Ürünlerimizi tattılar, sorular sordular ve iletişim kurmak istediler. Beni en çok sevindiren ise insanların yalnızca beğenmesi değil, merak etmesiydi.
“Bu ürünleri nasıl yapıyorsunuz?” “Kendi cevizimizle benzer çalışmalar yapabilir miyiz?” “Sizinle nasıl iletişime geçebiliriz?” Bu sorular bana şunu gösterdi: Tanıtımın amacı kendini anlatmak değildir. Tanıtımın amacı merak uyandırmaktır. Merak oluştuğunda iletişim başlar. İletişim başladığında iş birlikleri doğar. İş birlikleri doğduğunda ise değer büyümeye başlar. Aslında kısa süre önce Japon misafirlerle gerçekleştirdiğimiz gastronomi çalışmalarında da aynı durumla karşılaşmıştık. İnsanların ilgisini çeken yalnızca ürünler değil, ürünlerin arkasındaki kültür ve hikâyeydi. Bu yüzden bugün bana göre asıl mesele üretmekten çok daha fazlasıdır.
Üretmek gerekir. Ama aynı zamanda anlatmak gerekir. Pazarlamak gerekir. Kurumsallaşmak gerekir. Kooperatifleşmek gerekir. Çünkü güçlü üretim ancak güçlü bir organizasyonla kalıcı bir değere dönüşebilir. Bu noktada kooperatiflerin üstlendiği rol son derece kıymetlidir. Üreticiyi yalnız bırakmayan, ortak hedefler etrafında bir araya getiren ve pazarlama gücünü artıran yapılar, geleceğin en önemli kalkınma araçlarından biri olacaktır. Bu vesileyle böylesine önemli bir organizasyona öncülük eden Ceviz Üreticileri Kooperatifi’ne, Başkan Sayın Ömer Ergüler’e ve Kahramanmaraş’ın bu programda temsil edilmesine vesile olan Ceviz Diyarı Kooperatifi kurucusu Sayın Salih Paksoy a teşekkür ediyorum.
İnanıyorum ki bir şehrin gerçek gücü, sahip olduğu değerleri ne kadar iyi anlattığında değil, onları ne kadar yaşatabildiğinde ortaya çıkar. Çünkü değerler anlatılarak değil, yaşatılarak kalıcı hâle gelir. Gayret bize aittir. Çalışmak bize aittir. Geliştirmek bize aittir. Netice ise her zaman Allah’ın takdirindedir.