Anadolu'nun en eski yerleşim merkezlerinden biri olan Kahramanmaraş, yalnızca uygarlıkların değil, depremlerin de şekillendirdiği kadim şehirlerden biridir. Bugün üzerinde yaşadığımız topraklar, milyonlarca yıl önce Arap Levhası ile Anadolu Levhası'nın karşılaşması sonucu yükselen dağların ve derin fay sistemlerinin ürünüdür. Bu nedenle Maraş'ın tarihi yalnızca insanlar tarafından değil, yerkabuğunun hareketleri tarafından da yazılmıştır.

Maraş'ın bilinen en eski adı Geç Hitit döneminde *Marqašti olarak karşımıza çıkar. MÖ 9. ve 8. yüzyıllarda Asur yıllıkları, Marqašti'yi Torosların güneyinde, ticaret yollarını kontrol eden güçlü bir şehir olarak tanımlar. Burası Mezopotamya'yı Orta Anadolu'ya bağlayan yolların kavşak noktasındaydı. Kervanlar burada konaklıyor, bakır, demir, tahıl, dokuma ürünleri ve hayvansal ürünler el değiştiriyordu.

Şehrin çevresi, Ahır Dağı'nın eteklerinden Aksu ve Ceyhan havzasına uzanan verimli ovalardan oluşuyordu. Antik çağ insanı bu topraklarda buğday, arpa, üzüm ve zeytin yetiştiriyor; küçükbaş hayvancılık ile geçimini destekliyordu. Verimli topraklar Maraş'ı cazip kılmış, bunun sonucu olarak şehir Hititlerden Asurlulara, Perslerden Helenistik krallıklara kadar birçok devletin hâkimiyet mücadelesine sahne olmuştur.

Büyük İskender'in Anadolu seferinden sonra Maraş Helenistik dünyanın önemli şehirlerinden biri hâline geldi. Roma döneminde ise *Germanikeia* adıyla yeniden imar edildi. Taş döşeli yollar, hamamlar, su kemerleri, kamu binaları ve ibadet yapılarıyla gelişen şehir, Kapadokya'dan Antakya'ya uzanan ticaret ağının önemli merkezlerinden biri oldu.

Ancak Maraş'ın kaderini yalnızca insanlar belirlemiyordu.

Şehrin altında uzanan faylar da tarih yazıyordu.

Antik insanlar depremin nedenini bilmiyorlardı. Kimi bunu tanrıların öfkesi, kimi yeraltındaki devlerin hareketi olarak yorumladı. Oysa bugün biliyoruz ki Maraş, Doğu Anadolu Fay Sistemi ile Ölü Deniz Fay Sistemi'nin birbirini etkilediği son derece hareketli bir jeolojik kuşaktadır.

Roma ve erken Bizans çağlarında Antakya merkezli büyük depremler bütün Kuzey Suriye ve Doğu Akdeniz'i etkiledi. M.S. 115, 458, 526 ve 528 yıllarında meydana gelen büyük depremler, Maraş ve çevresindeki yerleşimlerde de ağır hasarlar oluşturdu. Her depremden sonra evler yeniden yapıldı, surlar yeniden örüldü, ticaret yeniden canlandı; fakat toprağın hafızası hiçbir zaman silinmedi.

Bizans kroniklerinde zaman zaman "şehirlerin taş üstünde taş kalmayacak şekilde yıkıldığı", kiliselerin çöktüğü ve insanların uzun süre açık alanlarda yaşadığı anlatılır. Bu kayıtlar, antik dünyanın deprem karşısındaki çaresizliğini gösteren en önemli belgelerdendir.

Buna rağmen Maraş hiçbir zaman terk edilmedi.

Çünkü suyu boldu.

Toprağı bereketliydi.

Ticaret yollarının kavşağındaydı.

Dağları doğal savunma sağlıyordu.

İnsanlar her büyük yıkımdan sonra aynı topraklara dönüyor, yeniden evlerini kuruyor, yeniden tarlalarını ekiyorlardı.

İşte Maraş'ın gerçek tarihi de burada başlar.

Bu şehir, yalnızca devletlerin değil; doğanın karşısında direnen insanların da eseridir.

Antik çağlardan Orta Çağ'ın eşiğine kadar uzanan süreçte Maraş, depremlerle yaşamayı öğrenmiş; fakat 1114 yılında yaşanacak büyük felaket, geçmişteki bütün yıkımları gölgede bırakacak ve şehrin tarihini yeni baştan yazacaktır.

Kaynakça

* Nicholas N. Ambraseys, Earthquakes in the Mediterranean and Middle East: A Multidisciplinary Study of Seismicity up to 1900.
* Trevor Bryce, The World of the Neo-Hittite Kingdoms.
* Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü (MTA), Türkiye Diri Fay Haritaları ve paleosismoloji yayınları.
* Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü, Tarihsel Depremler Kataloğu.
* Kahramanmaraş ve çevresinin arkeolojisi üzerine yayımlanmış bilimsel çalışmalar (Domuztepe, Germanikeia ve Geç Hitit yerleşimleri).