Hüküm olarak ortaya koymuş olduğum bu değerin maddi ve manevi  boyutlar da izah edilmesi kurmaya  başladığın teorimin önemli noktalarından birisidir.

        İnsana göre ve insanla anlamını bulan bir hakikatten söz ediyor bunun gerçek ve hakikat gibi iki damardan beslendiğini düşünüyorum.Gerçek`; o”nu düşünen insanlardan tamamen bağımsız olarak ele alınan bir olgu hakikat ;düşüncenin konusuna uygun olması demektir.

           Gerçek hale ve hareketlere aittir.

           Hakikat ise olay,zaruret ,mantıki olmak üzere farklı boyutlar da karşımıza çıkar.

           Akıl dışılıkla eşdeğer görülen metafizik anlayışı kabul etmiyorum. İman insanı nerede?      İnsana  yüklediğim anlam kendi alanı dışına taşıyor mu?Yer yer akla gelen bu  olgunun izah edilmesi şart.

         Zaman aralığında vücut bulan insanın mekanla olan irtibatının kısa olması hayli düşündürücü.Ölümsüzlük arzusunun aklımızdan hiç çıkmaması demek ki boşuna değil ,insan kendi doğal manasına ancak ölümsüzlükle ulaşabiliyor.

           Hayat ve ölüm ikileminin vücudumuz da ölüm lehine çözerken aklımız da ölümsüzlük adına niyetlendirmemiz şart.Peki bu nu kim sağlayacak.?

           Elbette Allah!

            Başka sebebler  Allah ı zorunlu kılmazken özümden aldığım bu hikmet  Allah ın var olmasını şart kılıyor.İnsani varlığımın teminatı Allah tır.Dile getirdiğim bu öz ifadenin psikolojik evreleri medeniyet  teorisinin arka planını yayınladığım  da hakkıyla görülecek fikir çilesi denilen o erdirici yapının insanı un ufak eden ezici gücü bilinecektir.

           Bilginin geniş alanına muhtacız.

          Malumat, ilim, marifet gibi değişik adlarla isimlendirdiğimiz bu alan hakkında epey bir birikim şart. Düşünmesini istediğimiz insanlardan o tefekkürü göremeyişimiz şaşırtıcı olmasa gerek. Düşünme birden bire oluşan bir süreç değildir.

           Kaosun hayata egemen olduğu vakitler bizi kuşatmış vaziyette.

          Demokrasi, hukuk, ahlâk, iktisat, cumhuriyet, din, şeriat, tasavvuf, estetik, spor, eğitim, eğlence, mimari, güvenlik, barınma, beslenme, hayaller evet hayallerin bile karmaşık yapısı bizleri hep çıkmazlara götürüyor.Mükemmel varlığımızın içtenlikle kabul edeceği VAHDET anlayışının şekillendirilmesini önemli görüyorum.

             Söze başladığımız nokta ile varacağımız hedef arasında çok uzak mesafeler olduğu görülüyor.Dünya hayatı ile sadece bir evresi şekillenen inşa faaliyetinin sonsuz zaman aralıklarında hep mükemmellik arayışı ile devam edeceğini düşünüyorum.

             Konumuz varlık ,bilgi ve ahlakı kendine varoluş meselesi kabil edenlerce anlaşılabilir.

             Sıradan yaşayıp da hiçbir mevzuyu ilgi alanına almayan ondan sonrada kendisi ile ilgilenmek yerine diğeri ile meşgul olan aymaz insanlara hiç ama hiçbir sözüm yok .Ötekisinde yaşanılan hayatın insan fıtratı ile çeliştiğini görmezden gelemeyiz.

  Dünya yeniden kuruluyor.

             Kuşatan büyük değer birikimi kendini din adıyla yaşatıyor ama bu verinin ortada olan yanı olduğu gibi görünmeyen devasa boyutu ilk anda gözden kaçıyor. Şekil şartlara dalıp gidenler hakikatı kendi elleriyle kaybettiklerini anlamıyor bilinmez dünyalara dalıp gidiyorlar.

              Din bahsinin hurafelere karışmaması kendisini mitolojik yapıdan ayırması için ortaya koymamız gereken bazı temel ilkeler var bu ilkeleri varlığımıza bir mühür gibi vurmamız gerek .İşte bu ilkeler;

1- İman

2- İbadet

3- Ahlak

4- Hukuk

5- İktisat

6- Estetik

              Din denilen hazinenin kapıları bu şifrelerle açılıyor oradan girdiğimiz alanlar bizlere var oluş neşesinin pınarlarına götürüyor. Ebediliği arzulayan gönüllerimizin şifası bu altı hakikatte gizli onları anlamak sırlarına dalmak en büyük görevimiz.

          19.yüzyıl  Avrupasının dünya genelinde oluşturmuş olduğu Kültür –Medeniyet ikilemi çıkmaz sokaktır,akılı zorlayan ,Türkçe kelime oyunlarına sebebiyet veren kültür ve medeniyet tarifleri artık önemini yitirmiş biri diğerini tamamlayan kültür – medeniyet olgularını tek çatı altında birleştirmenin vakti gelmiştir.

          Kültür ;insanın ortaya koyduğu ,içinde insan katkısının bulunduğu bütün gerçeklikleri ihtiva eder ,teknik,ekonomi,hukuk,estetik,yöntem vb.leri kapsar medeniyet ;şehirli olup devletli olmak ,doğal hayatın tabii ihtiyaçları için hak ve görev sorumluluğunun tanımlandığı ortamlarda yaşamaktır. 

          VAHDET anlayışının

          1-Kültürel yapısı

           2-İktisat yapısı

        3-Sosyal yapısı

         4-Siyasi yapısı      vardır.

         İlgi ,şüphe,zan,inanç ve iman evreleriyle şahısta ortaya çıkan anlayış VAHDET tir.

        İnsan kendini inşa et.!

         Varlığımızın eşyadan daha değerli olduğunu anlamak için kıyametin gelmesini mi bekleyeceğiz?Bunca telaş ve kaygının meydana getirdiği kaotik yapının şeytanca iğvalarına dur demek için bir daha yaşam fırsatının verileceğini düşünenlere bir sözüm yok.

           Biricik olan insan kendi VAHDANİYET kalesini taş üstüne taş koyarak kurmak  zorundadır.Hayat nasıl  oyun eğlence değilse ölüm ve sonrasının getireceği o boyut aralığı da anlamsız değildir.

            İnsan ın bekası bir hak değildir,olsa, olsa kişisel çaba ve mücadele ile elde edilebilecek bir fazilet olabilir.

            Hayat Allah ın bir armağanıdır.

           Yeryüzünün bütün milletleri adalet bayrağı altın da toplandığında insan ALLAH a ulaşan yolu da  bulacaktır. İnsana yakışan korku ve kaygılarını yenmek olmalıdır.Vehim ve hurafelerle milyonları  yöneten modern anlayışın kendine  yaptığı bu zulme asla razı değilim.Allah ın mülkünde şeytanın bataklığı asla olmayacaktır.    İslam coğrafyası anlamını yitirmiş krallıklar ,diktadör heveslileri, monarşi ,sözde demokrasi havarileriyle cedelleşmekte kendi doğal yapısının gereği olan yönetim anlayışıyla uğraşmaktadır.

            Anadolu ya gelince varlık ,yokluk mücadelesinden çıkan Türk milleti yeni sosyal kazanımlarla yoluna devam etmekte tarihi tecrübesi için maddi refah seviyesinin yükselmesini beklemektedir.Fakirlik belası bittiğinde Anadolu yeniden şahlanacaktır.

İnsanlık büyük bir karamsarlık içinde bunalımı yaşamakta ,güçlü olanla mazlum olan da aynı acı içinde kıvranmaktadır.

           Niye böyle?        

           Hak ve hakikat bilinmediği için insan huzura kavuşamıyor,kelime ve kavramlarla oynadığından saadete ulaşması mümkün olamıyor.

           Allah yoksa –haşa-herşey mübah.

            Peki insanlık tarihinin büyük insanları temel için Tanrı dan başka neyi koyabiliyorlar?Kayıplar ortada !Allah ın yanında yer almadıktan sonra insanlık yok olmaya mahkumdur.Bizim varsa yoksa din dememiz boşuna mı zannediyorsunuz.İnsan kendine düşeni yapmadıktan sonra dünyanın gidişatında değişiklik olmayacaktır.

            Din yeni dünyaların kapılarını aralayacatır.

            Aklı olmayanın dini de yoktur.Dünyaya hakim olanlar akılı devre dışı bırakmak için ellerinden geleni yapıyor, açlık,bulaşıcı hastalıklar,gelir dağılımdaki haksızlıklar, katliam ve terörle kitleler yok edilmeye çalışılıyor.

             Sadra şifa yok mu?

          VAHDET ANLAYIŞI ile bu mümkün.!

          Birlik dairesinin içinde kendisi için istediğini diğer insanlar içinde isteyen modelle bu zulme dur diyebiliriz.Utanmadıktan sonra dilediğini yap ilkesiyle vicdanları sızlatan acılara son verebilir insanları Allahın nuru ile buluşturabiliriz.

         Türkiye çıkmaz sokaklarda dolaşmaktansa özünde anlamını bulduğu kuşatacı hakikatle tekrar buluşarak genç nüfusunun oluşturduğu heyacan aşkı ile dünya insanlığının saadetine vesile olabilecektir.

       Hülasa;

Bihamdillah ki binamu nişanız adımız yoktur

Dili viranemizden özge bir abadımız yoktur

Ezelden mazharı aşkız bizim icadımız yoktur

Elemler cümle bizdendir ana isnadımız yoktur

Bela dildendir ol dildar elinden dadımız yoktur

Gönüldendir şikayet kimseden feryadımız yoktur.