Hayat çoğu zaman yüksek sesle konuşanların, görünenlerin ve ölçülebilenlerin etrafında şekilleniyor. Rakamlar, unvanlar ve başarı hikayeleri öne çıkarken, hayatın asıl yükü sessiz kalanların omuzlarında taşınıyor. Adı konmayan, alkışlanmayan ve karşılığı hesaplanmayan bu emek, kadınların karşılıksız katkılarıyla varlığını sürdürüyor.
Bir evin kapısı sabah açıldığında düzenliyse, akşam sofraya sıcak bir yemek konabiliyorsa ve çocuklar kendini güvende hissediyorsa bunun ardında görünmeyen bir çaba bulunur. Kadınlar yalnızca temizlik yapmaz, yemek pişirmez; aynı zamanda hayatı bir arada tutar. Dağılanı toparlar, eksileni tamamlar ve kırılanı onarır. Kendi yorgunluğunu ise çoğu zaman kimse fark etmeden içine gömer.
Kadınların emeği saatle ölçülemez. Bu emeğin mesaisi, tatili ya da hastalık izni yoktur. Gece yarısı ateşi çıkan bir çocukta da yaşlanan bir anne-babanın artan ihtiyaçlarında da hep vardır. Çoğu zaman bir bakışla anlaşılmak ister, kimi zaman yalnızca sessizliğinin fark edilmesini bekler. Ancak çoğu zaman ne sesi duyulur ne de yükü paylaşılır.
Bu karşılıksız emek yalnızca evin içinde kalmaz; toplumun vicdanını da ayakta tutar. Sabır, şefkat ve süreklilik bu emeğin temelidir. Bir çocuğun hayata tutunmasında ve bir bireyin insan kalabilmesinde kadınların payı sayılardan çok daha büyüktür. Bugün hâla “aile” dediğimiz yapı ayakta duruyorsa bunun en önemli sebebi kadınların vazgeçmeyen çabasıdır.
Ne yazık ki bu emek çoğu zaman “zaten yapılması gereken” olarak görülür. Kadınlar fedakarlık yaptıkça bu fedakarlık sıradanlaşır, normalleşir ve görünmez hâle gelir. Oysa bir insanın kendinden vazgeçmesi alışılması gereken bir durum değil, fark edilmesi gereken bir gerçektir.
Bu yazı bir suçlama değil, bir vicdan çağrısıdır. Kadınların emeğini yalnızca Anneler Günü’nde ya da özel günlerde hatırlamak yeterli değildir. Bu emeğin günlük hayatın içinde, yük paylaşımında, anlayışta ve saygıda karşılık bulması gerekir. Çünkü adalet yalnızca iş hayatında değil, evin içinde de başlar.
Belki de yapılması gereken, kadınlara sadece teşekkür etmek değil; durup gerçekten bakabilmektir. Kim neyi ve ne pahasına yapıyor? Kim yorulsa da susarak devam ediyor? Bu sorulara dürüstçe cevap verebildiğimiz gün toplum olarak bir adım ileri gidebiliriz.
Hayat, kadınların sessiz emeğiyle ayakta duruyor. Bu emek ne görünmez ne de değersizdir; yalnızca çoğu zaman fark edilmeden geçip gider. Oysa fark etmek, görmek ve hakkını teslim etmek mümkündür. Kadınların karşılıksız katkılarını anlayabildiğimiz, yükü paylaşabildiğimiz ve emeği adaletle karşılayabildiğimiz ölçüde hem aile güçlenir hem de toplum daha sağlam bir zemine oturur. Çünkü hayat, ancak emek görüldüğünde ve paylaşıldığında gerçekten ayakta kalır.