Azerbaycan’daki devlet okullarında kılık-kıyafet yönetmeliği gerekçe gösterilerek başörtüsü kısıtlamasının yeniden katı bir şekilde uygulanmaya başlanması, kamuoyunda büyük bir tartışmanın fitilini ateşledi. Ortaya çıkan bu durum, hafızalarda tazeliğini koruyan ve Türkiye’nin yakın tarihinde derin yaralar açan 28 Şubat sürecini yeniden akıllara getirdi.

Peki ne olmuştu 28 Şubat döneminde?

Türkiye, 28 Şubat süreciyle birlikte telafisi imkânsız, karanlık bir döneme sürüklenmişti. “Şeriat geliyor” söylemleri üzerinden tırmandırılan suni korku politikasının ardından, özellikle başörtüsüyle eğitim almak isteyen öğrencilere karşı adeta bir linç kampanyası başlatılmıştı. Tek istekleri anayasal hakları olan eğitimlerine devam etmek olan İmam Hatip ve üniversite öğrencilerine okul kapıları birer birer kapanmıştı. 1997 yılında Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Hemşirelik Bölüm birincisi olan başörtülü bir öğrencinin mezuniyet törenine alınmaması ise o yıllarda uygulanan baskı ve zulmün simge karelerinden biri olarak tarihe geçti. Kadınların sadece inançları gereği taktıkları başörtüsü yüzünden eğitim kurumlarına alınmadığı, dini vecibelerini yerine getirmek isteyen vatandaşların adeta kamusal alandan silinmeye çalışıldığı, toplumsal düzenin korku ve tehdit algısına endekslendiği kararların kâğıda döküldüğü sürecin adıydı 28 Şubat...

Şimdi dönelim tekrar Azerbaycan’a...

Sosyal medyada paylaşılan görüntülerde, haftanın ilk günü eğitim almak için okulun yolunu tutan başörtülü öğrencilerin kapıdan geri çevrildiği açıkça görülüyor. Sosyal medya görüntülerin dede yer alan küçük bir kız çocuğunun şu feryadı ise durumun vehametini gözler önüne seriyor: "Ben öğrenciyim. Okumak istiyorum. Başörtüm var diye okula almıyorlar. Benim de okumaya hakkım var!" Diğer yandan, bir Karabağ şehidinin annesinin bile okula başörtülü olduğu gerekçesiyle alınmaması ve ardından yükselen feryadı yürekleri dağladı. Yaşanan bu haksızlığa karşı sessiz kalmayan halk, "Hicab bizim namusumuzdur" sloganlarıyla eylemler düzenleyerek tepkisini haklı olarak dile getiriyor.

Devlet Başkanı İlham Aliyev’in yürürlüğe koyduğu bu kararların ülkeyi gelecekte hangi noktaya sürükleyeceğini zaman gösterecek. Ancak Aliyev’in geçmişte sarf ettiği "Türkiye dahil kimse bize yardım etmedi" şeklindeki açıklamaları ve son süreçte İsrail cephesinde hüküm süren dikkat çekici sessizliği, Türk dünyasında Aliyev’e duyulan sempatiyi adeta yerle bir etmiş durumda.